Kategori: Genel

17 Ağu

Glifosat kansere yol açıyor

Glifosat Kansere Yol Açıyor!

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) uzmanlaşmış kanser kuruluşu olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (International Agency for Research on Cancer- IARC) GDO’lu ürünlerin %80’inde kullanılan ot ilacı (herbisit) etken maddesi olan (Glyphosate) Glifosat’ın insanlarda muhtemelen kanser yaptığını açıkladı.(1)

Raporda da belirtildiği gibi, Glifosat  tüm herbisitler içinde en yaygın olanı. Değişik tarım, orman, şehir ve konut uygulamalarında yaygın olarak kullanılıyor. Kullanımı, genetiği değiştirilmiş Glifosat herbisitine dayanıklı ürünlerin geliştirilmesiyle daha da arttı. Genellikle GDO’lu soya ve mısır üretiminde kullanılan ve Roundup adıyla satılan glifosat, havada, suda ve yiyeceklerin yanı sıra ilaca maruz kalan tarım işçilerinin kan ve idrarlarında da tespit edildi. (2)

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr.Tayfun Özkaya “insanlarda muhtemelen kanser yapar” sözünün hafife alınmaması gerektiğini altını çiziyor: “Çünkü doğrudan insanlarda deney yapılması mümkün değil. Hayvan deneyleri ile bu sonuca ulaşılıyor.”

Dünya Sağlık Örgütünün bu açıklamasının ardından geçtiğimiz hafta, ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) yetkili mercilerin, gıdada ilgili ilacın kalıntılarını test etmeye başlayabileceğini duyurdu.(3) Ülkede 2011’de, 300 soya fasülyesi üstünde yapılan testlerde, 271’ inde glifosata rastlandığı belirtiliyor (4). Ayrıca yapılan araştırmalara göre glifosat sadece “muhtemelen kanserojen” olmasının dışında, sağlık açısından pekçok kötü etkiye ve soruna yolaçıyor.

Glifosat Kullanımı Artıyor!

Dünyada bu etkili maddeli ilk herbisiti çıkaran Monsanto firması olmakla beraber, artık bir çok ülkede başka bir çok firma da bu herbisidi üretiyor ve kullanımı da her geçen gün artıyor. Organik tarım uzmanı ve danışman Nurhayat Bayturan’a göre, bu  artışa yol açan en önemli sebeplerden biri, bağışıklık kazanan yabani otlar gelişmesi ve bu sebeple daha fazla ot ilacı gereksinimi. ABD Tarım Bakanlığı’nın verilerine göre sadece 2013’ te 28 milyon hektar araziden fazla arazide  glifosata dirençli yabani ot gelişmiş (5).İkincisi ise glifosata dirençli genetiği değiştirilmiş (GDO’lu) kültürlerin artması ve ekilmesi. Örneğin Arjantin’de neredeyse soya üretiminin tümünde, 19 milyon hektar arazide, genetiği değiştirilmiş soya kullanılmış.

Buğday Derneği Eş Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu da  2013’te ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA), gıdalarda bulunabilir glisofat miktarını arttırdığına dikkat çekiyor. Kalıntı miktarı havuçta 25, tatlı patateste 15 kat fazlalaştırılıyor. Bu artışların, Monsanto firmasının 2012’de yaptığı talebin ardından gelmesi de dikkat çekici. Bu artış kararına dayanak olarak herhangi bir araştırma ya da test yaptırmayan ya da bağımsız araştırmaları dikkate almayan EPA, sadece Monsanto’nun yani ürünü satan firmanın yaptığı testleri baz alıyor.(6)

Peki 70’ lerden beri kullanılan bu ot ilacının 40 yıl sonra neden gıdada kalıntı seviyesinin arttırılmasına ihtiyaç duyuluyor?

Batur Şehirlioğlu’na göre, yabani otlar bağışıklık kazandıkça ve direnç gösterdikçe daha fazla ilaç kullanmak, dozajını arttırmak gerekiyor. Bu da kalıntı seviyesini arttırmayı gerektiriyor; insan sağlığını, çevreye ve su kaynaklarına etkisini sorgulamadan.

Peki Türkiye’de durum ne?

TÜİK verilerine göre;  tarım ilaçlarında 1979’da 8.396 ton dolayında olan  tüketim, 2008’de 20.000 tonu geçmiş. Ülkemizdeki kimyasal tarım ilaçlarının kullanımı, maalesef sağlığımızı olduğu kadar çevremizi de etkileyebilecek bir biçimde. Bu sorunun en temel nedeni kontrolsüz ve bilinçsiz kullanım. Ayrıca bitki koruma çalışma ve hizmetlerinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı iki farklı Genel Müdürlük tarafından Daire Başkanlığı düzeyinde yönetilmesi ve  son yıllarda yürürlüğe giren mevzuatlar da bu konuda yetersiz.

Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu’nun söz konusu açıklamasının ardından Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da bir açıklama yayınlayarak kamuoyunun eksik ve yanlış bilgilendirildiğini duyurdu (7). Açıklamada;  genellikle erken ilkbahar döneminde yabancı ot kontrolünü sağlamak amacıyla toprağa uygulanan Glyphosate’ın  toprakta 10-15 gün içerisinde toprak mikroorganizmaları tarafından parçalandığı belirtilerek,  bitkisel ürünlerde hasat öncesi alınan numunelerde gerekli analizler ve denetimlerin Bakanlıkça yapıldığı vurgulandı.

Açıklamada ayrıca, Bitki Koruma Ürünlerinin tavsiyesine uygun olarak önerilen dozda ve zamanında kullanılması gerektiği , bu önlemler alınmadığı takdirde ise insan, bitki ve çevre sağlığı açısından risk oluşturduğu belirtiliyor. Oysa ki ülkemizde bu tür ilaçların herkesin ulaşabileceği bir şekilde ve yaygın kullanımı gözönüne alındığında durum endişe verici.

Hepimizin ne yediğini bilmeye hakkı vardır!

Glifosat’ın toprakta parçalanması için gereken süre, Tarım Bakanlığı’nın açıkladığı gibi 10-15 gün ile sınırlı değil maalesef.  Toprakta glifosatın yarı ömrü 2 ila 197 gün arasında değişiyor. (8) Kullanıldığı toprağın yapısı ve iklim koşulları da toprakta kalma süresini etkileyen faktörlerin başında geliyor. Araştırmalar, glifosatın su kaynaklarına da karışarak su piresi gibi canlılara birebir etkisi olduğunu gösteriyor (9). Glifosat’ın sudaki yarı ömrü ise ortalama 91 güne kadar sürüyor.Bu noktada, Amerikan Çevre Ajansı (EPA) ve AB’ nin etki tahminleri de yetersiz ve yenilenmeli.

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Nafiz Delen de önemli bir noktaya işaret ediyor:

“Glifosat sistemik bir herbisittir. Otların üzerine püskürtüldüğünde, köklere doğru taşınır ve bitkiyi öldürür. Doğal olarak derinde kalmış ot tohumlarına etkili olamaz. Ancak bir çok pestisit gibi, glifosatın da yeraltı sularına sızma ya da buharlaşarak havaya karışma riski bulunmaktadır. Yeraltı sularına sızma riski olan pestisitlerin su kaynaklarından uzakta kullanımları gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu yönlü kısıtlamalar vardır. Ancak, bizde yok. Buharlaşabilen pestisitlerin en büyük tehlikesi, onları uygulayanlaradır. Bu nedenle, uygulayıcıların koruyucu giysiler ve maske ile ilaçlama yapması gereklidir. Ancak, böyle bir kurala ülkemizde fazlaca uyulmamaktadır. Ayrıca tüm tarım ilaçları bilinçsiz ve kontrolsüz kullanıldıklarında, zararlı organizmalarda dayanıklılık sorununa yol açar. Bu konu ülkemizde çok yaygındır ve çevremizi, sağlığımızı etkileyebilmektedir. Çünkü, zararlı organizmalar dayanıklılık kazandıkça, kullanıcı doz yükseltmelerine gider. Bu da kalıntı riskini artırır.”

Yüksek Ziraat Mühendisi Yahya Emin Demirci’ye göre de; glifosat büyük oranda bitki bünyesine alınmakta veya genellikle de  bir miktar yüzeyde kalıntısı söz konusu olabilmektedir. Bitki üzerinde kalan partiküllerin bu aşamadan sonra topraktaki yolculuğu toprağın fiziksel yapısından tutun, mikroorganizma yapısına veya iklim şartlarına kadar birçok etkene bağlı olarak değişebiliyor. Bu değişkenlere bağlı olarak da yeraltı suyuna karışması, toprak partiküllerine tutunup farklı taşıyıcılarla ilaçlama yapılmayan bölgelere taşınması veya topraktaki organik maddelere tutunup mikroorganizmalar tarafından alınması söz konusu olabilir.

ABD’de soya gibi kontrollü ekimi yapılan alanlar da bile son üründe çıkan glifosat kalıntısı Türkiye’de ekilen mısırda niye çıkmasın? Tarım Bakanlığı “10-15 gün içinde toprakta parçalanır” derken aslında kamuoyunu yanıltıyor. Gıdaya bulaştığı, kalıntı bıraktığı testlerde ortaya çıkmış, insanda da “muhtemelen” kanserojen etkileri olan bu ilaçla ilgili daha çok araştırma, analiz ve denetim yapılması ve bunların kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılması gerekir. Hepimizin ne yediğini bilmeye hakkı vardır!

Bir diğer kritik konu ise; ülkemiz ithal yoluyla bir çok tarım ürününü yurt dışından temin ediyor. AB Hızlı Alarm Sistemi verilerine göre; 2011 yılının 8. – 17. haftalarında AB ülkelerine Türkiye’den gönderilen 16 parti mercimekte glifosat kalıntısı saptandı. Türkiye ithal ettiği mercimeğin çoğunu genelde Genetiği değiştirilmiş (GDO) mercimek üretimi yapan Kanada’dan  ve Amerika’dan alıyor. Bu durumda ithal edilen ve GDO’lu olma olasılığı bulunan ürünlerin ülkemize de girme riski devam ediyor. Bu konuda analizlerin yetersiz olduğu bizzat Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından kabul edildi. Bakanlığın 1 Ağustos 2014 tarihli resmi yazısında Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) içeren bazı mısır ve soya çeşitlerinin de Türkiye’de kimlik ve miktar tespitinin yapılamadığı belirtiliyor.

Greenpeace’in 2014’te yaptığı araştırma ve bu araştırma sonuçlarıyla hazırlanan rapora göre ise; Türkiye’de zaten, GDO’lu ürünlerin incelenmesi konusunda laboratuvarlar yetersiz.(10) Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı, Türkiye Akreditasyon Kurumu TÜRKAK’tan akredite laboratuvarların hiçbiri, Türkiye’de izinli olmayan GDO’ların tespitini yapamıyor.Ayrıca  Biyogüvenlik Kurulu, hayvan yemi olarak kullanılmak üzere 10’un üstünde GDO’lu soya ve mısır çeşidinin ithalatına izin veriyor.Bunların yem olarak Türkiye’ye girdikten sonra ne amaçlı kullanıldığına yönelik de bir izlenebilirlik yok.

Ne yazık ki tarım sektöründe kullanılan tarım ilaçları, gübreler, hormonlar, insan sağlığı ve ekosistem üzerindeki etkilerine yönelik uzun vadeli araştırmalar yapılmadan kullanıma sunuluyor. Böylece bir anlamda  tarım işçisi, tüketici denek olarak kullanılıyor. Devletler ve Dünya Sağlık Örgütü gibi yapıların da görevi, yıllarca kullanımdan sonra yapılan araştırmalar ile bu ilaçların kullanımına sınırlama getirmek veya yasaklamak değil, kullanıma sunulmadan gerekli araştırmaların yapılmasını sağlamak olmalı. Bu konuda yapılan açıklamada belirttikleri gibi, Bakanlığımızın görevinin de AB’ yi takip etmek değil, tarım işçisini ve tüketicisini korumak için gerekli araştırmaları yapmak, tedbirleri almak, mevzuatları çıkarmak olduğunu düşünüyoruz.

Yine Monsanto’nun ürettiği zehirli böcek ilacı DDT de, Rachel Carson’un  “Sessiz Bahar” kitabında ölümcül etkileri  ve kanser riski ortaya çıkarılana kadar dünyada çok yaygın bir biçimde kullanılıyordu. Bu zehirli kimyasal, kitabın yayınlanmasından ancak 10 yıl sonra yasaklanabildi (11).Aynı şekilde Glifosatın da, bir 10 yıl daha hayatımızda olmasına izin vermeyelim!

Kaynaklar:

1-    http://www.thelancet.com/journals/lanonc/article/PIIS1470-2045%2815%2970134-8/fulltext

2-    http://bugday.org/portal/galeri/dosyalar/Glyphosate_Canserojen_Lancet_Oncology_Ceviri.pdf

3-    http://www.trust.org/item/20150417221811-ag59j/

4-    http://sputniknews.com/us/20150418/1021050402.html

5-    http://sustainablepulse.com/2014/08/21/glyphosate-sales-boom-powers-global-biotech-industry/#.VTYXj2babAb

6-    http://www.commdiginews.com/health-science/are-epa-approved-levels-of-glyphosate-residue-in-our-foods-too-high-13855/

7-    http://www.tarim.gov.tr/Sayfalar/Detay.aspx?OgeId=61&Liste=BasinAciklamalari

8-    https://en.wikipedia.org/wiki/Glyphosate#cite_note-NPIC_Data_Sheet-26

9-    http://link.springer.com/article/10.1007/s10646-012-1021-1/fulltext.html

10-http://www.greenpeace.org/turkey/Global/turkey/report/2014/06/GDO%20rapor.pdf

11-https://avaazmedia.s3.amazonaws.com/Roundupsources.pdf

25 Tem

Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı 3 Ağustos Pazar günü açılıyor

Buğday Derneği’nin yerel yönetimlerle kurduğu %100 Ekolojik Pazarlar’ın sekizinci halkası olan Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı, 3 Ağustos Pazar günü tekrar hizmet vermeye başlıyor.

Kayseri İl Tarım Müdürlüğü tarafından yürütülen “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında Kayseri’de üretim yapan üreticilerin ürünlerinin tüketici ile buluşması için,

Kayseri Tarım İl Müdürlüğü, Kocasinan Belediye Başkanlığı, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği işbirliği ile açılan Kocasinan Erciyes Evler %100 Ekolojik Pazarı geçtiğimiz yıl temmuz ayında hizmet vermeye başlamıştı.

Üreticilerin üretim sezonunun sonlanması sebebi ile Kasım ayına kadar süren Kocasinan %100 Ekolojik Pazarda geçtiğimiz yıl, sezon boyunca 44.469 kg yazlık sebze (domates, biber, salatalık, fasulye, patlıcan) , 35.373 kg meyve (kayısı, elma, üzüm, çilek kiraz) satıldı. Kayseri’nin ilk %100 Ekolojik Pazarı olan pazar; fiyatlarıyla, Seferihisar, Konya Meram %100 Ekolojik Pazarları gibi ‘organik ürün pahalıdır’ düşüncesini sildi.

Çok başarılı bir sezon geçiren Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’da, Kayseri İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nün çalışmaları kapsamında, sık sık tüketicilere bilgilendirme çalışmaları yapıldı. Gıda satın alınırken dikkat edilecek noktalar, turşu ve kışlık domates sosu yapımı, reçel, yoğurt, peynir yapımı, kompost yapımı gibi konularda pazar müdavimleri bilgilendirildi.

Neden % 100 Ekolojik Pazar?

Organik (ekolojik) ürün tohumdan hasata, hasattan son kullanıcıya ulaşıncaya kadar tüm aşamalarında insana ve ekosisteme zararlı hiçbir kimyasal girdi, katkı maddesi ve yöntem kullanılmadan üretilen kontrollü ve sertifikalı ürünlerdir. Kanun ve yönetmeliklerce tanımlı şartlar dahilinde tüm süreçte izlenebilirliğin sağlandığı, her bir verinin kayıt altına alındığı bir tarım metodudur.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği için ekolojik pazarlar ekolojik yaşam/doğayla barışık yaşam felsefesini ve kültürünü paylaşma ve yaygınlaştırma alanlarıdır.

%100 Ekolojik Pazarlar’a gelen ürünlerin sertifikaları ve ekleri, ürün sertifikaları, faturaları, miktarları ve etiketlerinin kontrolü, haftalık sertifika kuruluşu iletişimleri, kayıt, veri paylaşımı ile birlikte;

 Sizler için;

* rutin zirai ilaç kalıntı analizleri yapıyor,

*  %100 Ekolojik Pazarlarımıza ürün tedarik eden üreticilerin arazi, aracıların depolarını ziyaret ediyoruz.

Buğday Derneği %100 Ekolojik Pazarları

Buğday Derneği hali hazırda 5’ i İstanbul’da, biri Konya-Meram’da olmak üzere yerel yönetimler işbirliği ile her hafta altı %100 Ekolojik Pazar kuruyor.

İzmir Seferihisar, Kayseri Talas ve Kocasinan, Balıkesir Burhaniye’de ise mevsimlik ve sezonluk %100 Ekolojik Pazarlar bulunuyor.

Kayseri’de Talas Yenidoğan % 100 Ekolojik Pazarı da, 23 Temmuz Çarşamba günü hizmet vermeye başlamıştı.

23 Haz

Buğday Derneği, gıda güvenliği için %100 Ekolojik Pazarları öneriyor

Greenpeace’in Avrupa’da yaptığı araştırmada Türkiye’den giden sebze-meyvede yüksek miktarda kimyasal madde çıkması, organik ürünle beslenmenin önemini bir kez daha ortaya koydu. Buğday Derneği, bir kez daha herkesi organik beslenmeye, GDO’suz ve kimyasalsız bölgeler olan %100 Ekolojik Pazarlar’dan alışverişe çağırıyor.

Greenpeace’in Avrupa’da yaptığı araştırma, bildiğimiz bir gerçeği bir kez daha çarpıcı bir şekilde ortaya koydu ve soframızdaki tehlikeyi bir kez daha hatırlattı.
Greenpeace’in 2009-2010 yılların arasında Avrupa’da farklı ülke ve şehirlerde, farklı satış noktalarından alıp analiz ettiği ürünler arasında en yüksek miktarda kimyasal maddenin Türkiye’den giden ürünlerde belirlendiği belirtiliyor. Araştırmaya konu alan 76 ürün arasında ilk üç sırada Türkiye’den giden biber, armut ve üzüm var.

Bu araştırma, üretiminde kimyasallar kullanılmayan, organik/ekolojik sertifikalı ürünlerin gıda güvenliği ve sağlığımız için önemini bir kez daha hatırlatıyor. Ekolojik tarım ve ürünlerin yaygınlaşması için uzun yıllardır çalışan Buğday Derneği’nin hayata geçirdiği %100 Ekolojik Pazarlar, organik/ekolojik sertifikalı ürünlerin kentli tüketiciye ulaşmasına çok önemli bir araç oluyor.

Gıda sistemimizi tamamen çevre ve halk sağlığına zararsız hale getirmemiz gerektiğine dikkat çeken Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Güneşin Aydemir, “Bu zararsız hale getirme stratejimizi de tohumdan tüketiciye ulaşana kadar, üretim ve tedarik zincirinin her aşamasında ele almamız gerekiyor. Topraklarımızı ve doğal kaynaklarımızı koruyan üretim biçimlerinin geleneksel bilgisine sahip küçük üreticimizin haklarının korunmasına ve üretime devam edebilmesi için gerekli şartların oluşturulmasına ihtiyaç var. Doğa dostu ve organik üretim yapan küçük çiftçilerin ürünlerini pazara getirmelerinin önündeki engellerin ortadan kaldırılması gerekiyor” diyor ve ilk elden yapılması gerekenleri aktarıyor:

  • Atalık tohumlarımızın sürekliliğini desteklemenin önündeki hukuksal engellerin ortadan kaldırılması,
  • Geleneksel yöntemlerle yapılan üretimlerin teşvik edilmesi,
  • Üretici ile tüketici arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik çalışmaların desteklenmesi,
  • Tarımda kullanılan kimyasalların kullanımının kontrol altına alınması ve bu denetimlere tüketici ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının katılımlarının sağlanması.

Buğday Derneği %100 Ekolojik Pazarlar Koordinatörü Batur Şehirlioğlu da bu gibi araştırmaların insan ve ekosisteme zararlı kimyasalların kullanılmadığı yönetmeliği, standardı, kriterleri olan sertifikalı organik tarımın önemine işaret ettiğini söylüyor. Şehirlioğlu, “Organik tarım üretimden kullanıma, tohumdan enerji ve hammadde kaynağına yerelliği benimser. Biyolojik çeşitliliği, çiftçi haklarını, su ve enerji tüketiminde sürdürülebilirliği amaçlar. Çiftçiye gerekli eğitim ve desteğin sağlandığı organik tarımın ülkemizde ve dünyada gelişiminin önünü açmak sağlık, ekoloji ve ekonomik olarak insanlığa uzun vadeli bir dönüş sağlar. Üretici ile tüketicinin birinci elden iletişim ve alışverişinin sağlandığı %100 Ekolojik Pazarlar’ın yaygınlaşması bu nedenlerle son derece önemli” diyor.

Türkiye’nin ilk ekolojik pazarı olan Şişli %100 Ekolojik Pazarı, 2006’da Şişli Belediyesi’nin ortaklığıyla kuran Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, sayısı 4’e ulaşan %100 Ekolojik Pazarların, yerel yönetimlerle işbirliği yapılarak çoğalması için çalışıyor.
Buğday Derneği, GDO ve pestisitlerden uzak durmak isteyen herkesi bir kez daha %100 Ekolojik Pazarlara davet ediyor.

 

 

12 Haz

Organik Alıç Sirkesi Denediniz mi?

25 yıl eğitimcilikten sonra organik tarım yapmaya başlayan, Victor Ananias’ın teklifiyle 2005 yılından bu yana Amasya Gümüşhacıköy’deki çiftliği ile TaTuTa sisteminde olan Bayrak ailesi çiftliği, şimdi de yeni ürünleri olan Organik sertifikalı Alıç Sirkesi ile % 100 Ekolojik Pazarlarda…

Meyve yetiştiriciliğiyle ama daha çok da 25-26 çeşide varan elmalarıyla nam salan Bayrak ailesi, bulundukları bölgede organik tarıma ilk başlayanlardan. Gümüşhacıköy’de ekolojik tarım projelerine her geçen gün yenilerini eklemeyi başardıkları gibi, Birsel Bayrak’ ın imalathane tesisini faaliyete geçirmesiyle organik sertifikalı ürünlerini ekolojik pazarlarda da tüketicinin beğenisine sunuyorlar. Çıkış ürünleri olan organik elma sirkesi ve organik elma pekmezi kısa sürede ekolojik pazar müdavimlerinin adeta vazgeçilmezi  oldu.

2014 yılında İbrahim Bayrak tarafından başlatılan ‘Doğadan Toplama Yöntemi’ projesi ile Organik sertifikalı Alıç Sirkesi üretimine başlayan aile,  2000 dönüm sertifikalı doğadan toplama alanında topladıkları alıçları, kendi tesislerinde alıç suyu haline getirip bizlerle paylaşıyorlar.

Organik Alıç Sirkesini tüm % 100 Ekolojik Pazarlarda bulabilirsiniz.

12 Haz

Türkiye’nin ilk ve tek organik safranı, Şişli % 100 Ekolojik Pazar’da!

% 100 Ekolojik Pazarlarımızı ziyaret edenlerin de yakından bildiği Organikgiller, Safranbolu, Yazıköy’deki çiftliklerinde yaklaşık 2 dönümlük bir alanda, Türkiye’de bir ilk olarak, organik safran üretimine başladı.

Ağustos sonu soğanları ekilen Türkiye’nin ilk ve tek organik safranının Kasım ayı sonunda hasadına başlandı. Safran üretiminin en zor kısmı ise hasat aşaması. Olan çiçekler, gün doğmadan ve günlük olarak çok narin bir işçilikle toplandı. Çok yağmur yağması ve dolayısıyla yabani otun bol olmasından dolayı ancak 40 gr. elde edildi. Yaklaşık 2 ay boyunca oda sıcaklığında kurutulan Safran, artık Şişli % 100 Ekolojik Pazar’da…

*Şişli % 100 Ekolojik Pazar, her cumartesi, 07.00 – 17.00 saatleri arasında kuruluyor.

 

Ar9W5jbSbwpnzaQ9pHcf3Rv0ZP4FnHqQGFQxeYtth24Y

12 May

Gerçek Temizlik Günleri Başlıyor!

Buğday Derneği  2 Mayıs’ta herkesi,  ekolojik temizlik malzemelerini beraber hazırlayacağımız,  Şişli %100 Ekolojik Pazardaki Gerçek Temizlik Atölyesi’ne bekliyor!

Doğa dostu temizlik malzemelerinin tariflerini uygulayarak paylaştığımız Gerçek Temizlik Atölyesini, geçtiğimiz yıllarda  Şişli ve Kartal %100 Ekolojik Pazar’da yapmıştık. 2 Mayıs’ta, kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Doğaya ve kendinize zarar vermeden temizlik mümkün!

Bulaşık ve çamaşır makinesi yıkama tozu, krem yüzey temizleyici, sıvı sabun, cam temizleme sıvısı gibi evlerinizde kolaylıkla hazırlayabileceğiniz tarifleri paylaşacağımız atölye, 2 Mayıs Cumartesi günü Şişli pazarımızda gerçekleşecek.

Ekolojik bir yaşama adım atmak, gezegendeki ayakizinizi küçültmek ve beraber üretmenin hazzını yaşamak için ,saat 11:00 ‘de, hepinizi, Gerçek Temizlik Tezgahı’na bekliyoruz!

Tarih: 2 Mayıs Cumartesi 2015, saat 11.00

Yer: Şişli % 100 Ekolojik Pazar, Cumhuriyet Mah. Gökkuşağı Lala Şahin Sok. Feriköy-Şişli. (Eski Tekel bira fabrikasının alt sokağında)

12 May

Yerel Tohumlar Çocuklarla Yeşersin!

Günden güne etrafımızı saran betona inat, sağlıklı tohumları toprakla buluşturmaya devam ediyoruz. Bu bayram çocuğunuza güzel bir bir hediye vermek isterseniz, onu 26 Nisan’da Buğday Derneği işbirliğindeki  Kartal % 100 Ekolojik Pazar’a getirin. Hep birlikte tohumları yeşertelim!

 

 

Çocuklarla Yerel Tohum ve Fide Dikim Atölyesi‘nde Ziraat Mühendisi Neslihan Kızıl Şimşek, çocuklara tohumları, toprağı tanıtacak. Tohumları ekeceğiz birlikte…Tohumların nasıl çimlendiklerini, fide haline geldiklerini ve meyvelerini nasıl alacağımızı öğrenecekler.

 

*Atölye tüm çocuklara açık ve ücretsizdir.

 

Yer:Kartal % 100 Ekolojik Pazar Alanı ( Gözleme standının yanı)

Adres: Hükümet Konağı Caddesi, Kartal meydanı, Kartalbaba geçidi

Yanı. Kroki ve ulaşım bilgisi için buraya bakabilirsiniz.

Tarih: 26 Nisan Pazar, 9.30- 11.00 arası

12 May

%100 Ekolojik Pazarlar organik sektöre organik kefiri tanıtıyor

Organik tarım sektörünün amiral gemisi olan % 100 Ekolojik Pazar’lar, hem daha fazla tüketicinin organik ürüne ulaşmasını sağlıyor, hem de bu sayede gelen yeni taleplerle ekolojik ürün çeşitliliğinin de artmasında rol oynuyor.

Yeni üreticiler veya mevcut üreticilerin yeni ürünleri ile % 100 Ekolojik Pazar’lar daha da zenginleşiyor: Ekolojik sertifikalı organik kefir, artık tüm % 100 Ekolojik Pazar’larda…

12 May

Şişli % 100 Ekolojik Pazarın müdavimlerinden Vildan Çetin Hillsider Magazine 78 – Bahar sayısı için yazdı

“Ben pazara pazar demem, organik olmayınca!”…

“Bir zamanlar neşeli ve şuursuz bir GDO, MSG, sodyum nitrat, karmine, cochineal tüketicisiydim. Açılımlarını araştırmadığım için keyfim yerindeydi anlayacağınız…”

Şişli % 100 Ekolojik Pazarın müdavimlerinden Vildan Çetin
Hillsider Magazine 78 – Bahar sayısı için yazdı, Yasin Baran görüntüledi.

https://tazedismacunu.wordpress.com/2015/04/01/ben-pazara-pazar-demem-organik-olmayinca/

03 Nis

%100 Ekolojik Pazarlar’da 9 zirai ilaç kalıntı analizi ve sonuçları

%100 Ekolojik Pazarlar’da zirai ilaç analizlerine devam ediyoruz.  Şişli ve Kartal %100 Ekolojik Pazarlarda Aralık, Ocak ve Şubat aylarında 5 farklı üreticinin 9 ayrı analizde 18 farklı ürünü zirai ilaç kalıntı analizine tabi tutulmuş olup %100 Ekolojik Pazarlara ürün gönderen ( tezgah sahibi olmayan ) bir üreticinin ürünlerinde kalıntıya rastlanmıştır. Durum ilgili kontrol ve sertifikasyon kuruluşuna bildirilmiş olup, firmanın yaptığı denetim ve analiz sonuçları da Derneğimizin yaptığı analiz sonuçlarını destekler nitelikte olunca ilgili üretici organik tarım sisteminden ihraç edilmiştir.

Sektörden ihraç edilen üretici de çıkan iki zirai ilaç etken maddesi raporlama limitine ( laboratuarda kullanılan cihazın ölçebileceği limit değer ) çok yakındır. Yani ölçülebilir değerin ( 0.01 mg/kg ) hemen üstündedir. Diğer bir etken madde olan “propamocarb” ise 0.125 mg/kg dır. Yani bir kilo domateste 0.125 mg propamocarb çıkmıştır.  Nadiren yaşanan bu olay veya bu değer sizi endişelendirdi ise bir alt paragrafta konvansiyonel gıdalar ile ilgili yazacaklarımız muhtemelen ürkütecek, kokutacaktır ki organik tarımda zirai ilaçlara yani bu tip etken maddelere sıfır tolerans vardır. ( not: Avrupa Birliği bulaşma riskleri sebebi ile organik ürünlerde minimum kalıntı seviyesi tanımlamasına karşı T.C. mevzuatları “0” kalıntı istemektedir ) Yani en ufak miktar üretici için ağır ceza veya ihraçla sonuçlanır.

OYSA; konvansiyonelherhangi bir üründe Türk Gıda Kodeksi Pestisitler Maksimum Kalıntı Limitleri* Yönetmeliği propamocarb için 10 mg/kg a izin vermektedir. Yani konvansiyonel bir kilo domates yediğinizde bunun 9,99 miligram ı propamocarb olabilir. Konvansiyonel ve iyi tarım ürünü olan bir domateste daha birçok pestisid olabileceğini düşündüğümüzde NEDEN ORGANİK ÜRÜN TÜKETMELİYİZ ile ilgili yorumu sizlere bırakıyoruz.

Ek bilgi 1: İlgili yönetmelikte ADI nın “kabul edilebilir günlük alım miktarının” ve MRL nin “maksimum kalıntı seviyesinin” tanımları da aşağıdaki gibidir:

d) Kabul edilebilir günlük alım miktarı (ADI-Acceptable Daily Intake): Toplumdaki çocuk veya doğmamış bebekler gibi hassas grupları da dikkate alarak, değerlendirme sırasındaki mevcut bilgiler ışığında tüketiciye fark edilebilir herhangi bir sağlık riski teşkil etmeyen, bir bireyin vücut ağırlığı esas alınarak tüm yaşamı boyunca gıdalarla günlük olarak alabileceği madde miktarını,

e) *Maksimum kalıntı limiti (MRL-Maximum Residue Level): İyi tarım uygulamaları ve ADI değerleri temel alınarak belirlenen en yüksek pestisit kalıntı limitini.

Ek bilgi 2: Bugüne kadar sizler için %100 Ekolojik Pazarlar’da 89 analizde, 70 farklı üreticinin 145 farklı ürünü zirai ilaç kalıntı analizine tabi tutulmuştur.

İki farklı test ile toplam 507 aktif maddeye bakılmaktadır ( GC MSD 1 VE LC MS/MS 1 ). Ölçümlerin hassasiyeti 0.01 mg/kg dır.

Akredite bir laboratuvar olan INTERTEK’te yaptırılan analiz sonuçlarını ve ziraat mühendislerimizin arazi ziyaretlerine dair fotoğraflarını %100 Ekolojik Pazarlardaki halkla ilişkiler stantlarımızda inceleyebilirsiniz.