Kategori: Basın Odası

25 May

ORGANİK TARIM DÜNYA NÜFUSUNU BESLER

Organik üretimin, dünyada hızla artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamayacağını iddia eden konvansiyonel tarım savunucularının aksine, bilimsel araştırmalar organik tarımın dünyayı besleyebileceğini kanıtlıyor.

Dünyada ve ülkemizde tarımın önemi yadsınamaz, ancak tarım politikaları tek bir hedefe indirgenmiş durumda: Nüfus artışına paralel olarak ürün verimliliğini artırmak ve insanları doyurabilmek. Peki genel söylem bu yönde olsa da sosyo-ekonomik analizler bunu destekliyor mu?

Söz konusu hedefin ve bu hedefe ulaşabilmek için uygulanan endüstriyel tarım yöntemlerinin (pestisitler, sentetik gübreler, GDO vb.) dünyada yaklaşık 70 yıllık bir geçmişi var. Bu 70 yılın ardından, doğal varlıklara, ekosisteme ve insana zarar vermesine rağmen, maksimum verimi elde etme çabasının geldiği nokta pek parlak değil: 2016 tarihli Gıdada Sürdürülebilirlik Endeksi’ne göre dünyada gıdaya erişimi yetersiz 1,8 milyar insan yaşıyor. Yani iddia edildiği gibi, endüstriyel tarım yöntemleriyle dünyayı doyurma hedefi gerçekleşmedi. Çünkü açlık sorununun nedeni, gıdanın yetersiz olması değil, üretimin adil paylaşılmaması, insanların alım güçlerinin eşit olmaması, israf ve kâr odaklı tarım politikaları.

BM Gıda Hakkı Özel Raportörü Prof. Hilal Elver, bir milyar insanın aç olduğu tespiti üzerinden kırsaldaki küçük aile işletmeleri ve çiftçilerin güçlendirilmesi için hükümetleri tarım alanında demokratik reformlara davet ediyor.

Küresel ısınma, iklim değişikliği, çoraklaşan toprak, kirlenen su kaynakları, zarar gören canlılar ve ekosistem dikkate alındığında, uzun vadede konvansiyonel/endüstriyel tarım, organik tarımdan daha verimli değil.

ABD’deki Rodale Enstitüsü’nün, bu tarım yöntemlerine dair karşılaştırmalı verimlilik araştırmaları bunu kanıtlıyor. Enstitü 1981’de başladığı The Farming Systems Trial projesi ile, konvansiyonel tarımdan organik tarıma geçiş dinamiklerini inceledi. Aynı dönemde hem konvansiyonel hem de organik üretim yapan Enstitü, 1986-2014 yıllarını kapsayan bir istatistik yayımlayarak, organik üretimdeki verimin konvansiyonel üretimi yakaladığını, hatta kurak dönemlerde organik üretimdeki verimliliğin daha yüksek olduğunu açıkladı.

Mısır ve soya üretimi üzerinden gerçekleşen projede, özellikle kurak dönemlerde organik tarımın verimliliğinin daha fazla olduğu görüldü. Rapora göre, kurak geçen yıllarda mısırın organik üretimdeki verimi, konvansiyonele göre %31 daha fazla oldu. Konvansiyonel mısır, kurak dönemlerde besinsiz kalıp kuruma eğilimi gösterirken, organik mısır dayanıklılık göstererek yeşil kalabiliyor. Toprağın sağlığı ve canlılığının kanıtı olan organik bileşen miktarı, organik üretimde her yıl artış gösterirken, konvansiyonel üretimde giderek azalıyor.

Tohum verimi ve kalitesinde fark yok

1998 yılında organik tarım çalışmalarına başlayan Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü sebzecilik bölümünün verileri de tohum verimi ve kalitesi açısından benzer bir sonuca işaret ediyor.

2004-2009 yılları arasında organik tarım ve konvansiyonel tarım koşullarında, pırasa tohumunun verimi ve kalitesini inceleyen Enstitü, aralarında herhangi bir fark olmadığını belirledi. Hatta organik pırasa tohumunun verimi bazı koşullarda daha yüksek çıktı, çimlenme oranı ise konvansiyonele göre önemli bir artış gösterdi. Araştırma sonucunda; çevreye uyum sağlamış çeşitler, temiz tohumluk ve sağlıklı fide kullanımı seçildiğinde, hastalık ve zararlılar ile entegre mücadele yapıldığında, kültür bitkisi ile yabancı ot rekabeti oluşmadan yabancı otlar üretim alanından uzaklaştırıldığında, toprak analizine dayalı, toprağın sürdürülebilir kullanımını esas alan gübreleme programları uygulandığında, sağlıklı, ekonomik ve kaliteli ürün üretilebileceği ortaya kondu.

Her iki enstitünün aldığı sonuçlara göre, üretim profesyonelce yapılır, gerekli ARGE ile desteklenir, ziraat mühendisleri çiftçilere gerekli eğitimi verir, hükümetler ekolojik tarımı destekleyecek politikaları hayata geçirirse, verimlilik ibresi -değişen iklim şartları da dikkat alındığında- konvansiyonel tarımdan değil organik tarımdan yana.

Tüm dünyada organik tarıma geçilse ne olur?

Rodale Enstitüsü’nün araştırması umut verici. Peki, sadece belirli bir alanda değil, dünya genelinde organik üretime geçilse sonuç ne olurdu? Araştırma kuruluşu FiBL (Research Institute of Organic Agriculture), herkesin merak ettiği konuyu inceleyerek, tüm tarım alanlarında organik üretime geçilirse, 2050 yılında sonucun ne olacağını ortaya koydu. Pek çok araştırma kuruluşunun işbirliğiyle gerçekleşen incelemeye göre, tamamlayıcı bazı faktörlerle birlikte, organik tarım dünyayı doyurabilir. Hatta dünya nüfusunun beslenebilmesi için, mevcut tarım arazilerinin %60’ında organik üretime geçilmesi yeterli. FiBL’e göre bunun gerçekleşmesi için hayvansal ürün tüketiminin ve yetiştirilen hayvan sayısının, dolayısı ile yem üretimi ve israfın da azalması gerekiyor.

FiBL; dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla toprağa ihtiyaç duyulacağını öngörüyor. Justus Liebig Üniversitesi’nden Prof. Andreas Gattinger, mevcut şartlar altında konvansiyonel tarım ile organik tarım arasında %25’lik bir verim boşluğu olduğunu belirtse de, Rodale Enstitüsü’nün ve Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nün çalışmalarıgelecek için ümit vadediyor.

2050 yılında dünya nüfusunun yaklaşık 10 milyar olması bekleniyor. Konvansiyonel tarım, dünya nüfusunu doyurmaya aday olsa da, iklim değişikliğine etkisi, toprak, su gibi doğal varlıklarıtüketiyor oluşu nedeniyle, yaşamın sürdürülebilirliği için bir an önce vazgeçilmesi gereken bir üretim biçimi. Organik tarım ise sürdürülebilir bir gelecek vadediyor. Rodale Enstitüsü, organik tarımın, konvansiyonel tarıma göre yaklaşık %50 daha az sera gazı salımı sağladığına dikkat çekiyor.

Verimlilik konusunda çalışmalar devam ederken, gıda israfının çok fazla olması dikkatleri ”yeterli ürün yetiştirme” konusundan ”yetişen ürünleri israf etmeme”ye yöneltiyor.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü verilerine göre, gıda ürünlerinin tarladan sofraya ulaşması sırasında yetersiz uygunsuz nakliye, depolama koşulları yüzünden, gıdanın %25’i heba oluyor. Dünyada her yıl israf edilen gıda miktarı ise en az 1,3 milyar ton. Dolayısıyla israf önlendiği taktirde, konvansiyonel tarımda sentetik ilaç ve gübrelerle sağlanmaya çalışılan verim artışına da ihtiyaç kalmıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de, her yıl 1,7 milyar ekmek, 18 milyon ton meyve ve sebze çöpe atılıyor. Gıda israfının parasal bedeli ise 214 milyar lira.

2015 yılında dünyada organik tarım yapılan arazi 50,9 milyon hektar; yani dünya genelindeki tarım arazilerinin henüz %1’i. FiBL, gıda israfı yarı yarıya azaltılırsa ve kesif yem üretimi (yem amaçlı tahıllar vb) yarıya düşürülürse, mevcut tarım alanlarının % 60’ında dahi organik tarıma geçilmesiyle, hem verim hem de sürdürülebilirlik açısından 2050 yılında sağlıklı bir üretimin sağlanabileceğini belirtiyor.

FiBL’in öngösürü, yem üretimi azalacağı için, hayvansal ürün tüketiminin de üçte bir oranında azalacağı yönünde. Böylece dünyanın beslenme şekli iklimi koruyucu bir hale gelecek, çünkü endüstriyel hayvancılık, sera gazı salımının yaklaşık %15’inden sorumlu. Kuraklık, ani hava değişimleri ve seller gibi iklim değişikliklerinin gıda üretiminde verim düşüklüğüne ve kayıplaraneden olduğu göz önüne alındığında doğa ve iklim dostu organik üretimin gıdanın sürdürülebilirliği açısından önemi daha belirgin hale geliyor.

Ekolojik ilkeleri, sağlıklı beslenmeyi, israf ve tüketim kültürünü, iklim değişikliklerini, gelecek kuşakları da dikkate alan, uzun vadeli, gıdanın erişilebilirliği ve adil paylaşımını, açlık sorununun temel sebeplerini dikkate alan politikalar üretilir ve hayata geçirilirse toprak, su gibi doğal varlıkları, tüm canlıları ve insan sağlığını önceliğine alan ekolojik tarımın, gelecekte de dünya nüfusunu besleyebileceği çok açık.

Kaynaklar:

https://www.nature.com/articles/s41467-017-01410-w

http://rodaleinstitute.org/assets/FST-Brochure-2015.pdf

http://www.dw.com/en/feeding-the-world-with-organics-a-realistic-prospect/a-40967602

https://www.youtube.com/watch?v=z4daLqmureU

http://orgprints.org/19175/1/Organik_P%C4%B1rasa.pdf

25 May

BUĞDAY DERNEĞİ, KÜÇÜKÇEKMECE ORGANİK PAZARDAN ÇEKİLDİ

2014 yılında, Küçükçekmece Belediyesi ve Arenapark AVM işbirliğiyle kurulan, Buğday Derneği’nin destek ve danışmanlık verdiği organik pazarda, artık %100 Ekolojik Pazar markasının güvencesi olmayacak.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, kendi desteği ve danışmanlığında Küçükçekmece Belediyesi ve Aranepark AVM işbirliğiyle, Nisan 2014’te kurulan ve Derneğin oluşturduğu %100 Ekolojik Pazar marka ve standartları güvencesiyle hizmet veren Küçükçekmece organik pazardan çekilme kararı aldı.

İlgili pazarda artık %100 Ekolojik Pazar markası kullanılamayacağı gibi, %100 Ekolojik Pazar standartlarında denetim de söz konusu olamayacak. İlgili organik pazarda yapılan satışların güvenilirliği konusunda, 9 Aralık 2017 tarihinden itibaren Buğday Derneği’nin sorumluluğu ve garantisi bulunmuyor.

%100 Ekolojik Pazarlar, güvenilir gıdanın adresi

İnsanların doğayla uyum içerisinde ve doğal varlıklara zarar vermeden yaşayacağı bir toplum umuduyla 15 yıldır çalışmalar yürüten Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, bu amaçla oluşturduğu %100 Ekolojik Pazar modeli, sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşmak isteyen tüketicilerle, ekolojik, doğa dostu ürün yetiştiren üreticileri buluşturan bir platform oldu. Bu anlamda ülkemizde organik sektörünün gelişimine önemli katkılar sağladı.

Buğday Derneği ile özel ve kamu kurumları işbirliğinde ilk %100 Ekolojik Pazar, Şişli Belediyesi ortaklığıyla 2006 yılında kuruldu ve o tarihten bu yana, güvenilir gıdaya ulaşmak isteyenlerin adresi oldu. 12 yılda %100 Ekolojik Pazar markası, gıda konusunda güvenilirliğin simgesi haline geldi ve Şişli’yi Kartal, Beylikdüzü, Bakırköy, Küçükçekmece, Kayseri, İzmit, Antalya, Samsun, Seferihisar, Konya %100 Ekolojik Pazarları izledi.

%100 Ekolojik Pazarlar marka ve standartlarıyla kurulan ve halen devam eden Şişli, Kartal, Bakırköy, Beylikdüzü, Kayseri ve İzmit organik pazarları, insan sağlığına ve doğaya zararlı kimyasal girdilerin yasak olduğu organik üretimin gelişmesine katkıda bulunmaya devam ediyor.

Buğday Derneği,
Küçükçekmece organik pazarından neden çekildi?

Belediye, başta denetim olmak üzere, üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmedi.

İlgili protokolde, Belediye’nin bir ziraat veya gıda mühendisini iki gün, organik pazar konusunda denetim, veri kayıt, belge vs işlemleri için görevlendirmesi gerektiği maddesi olmasına ve bu konu Buğday Derneği tarafından ilgili Belediye ve AVM’ye defalarca hatırlatılmasına rağmen, 25 Kasım 2017 tarihine kadar Belediye, pazarın denetimleri konusunda bir mühendis görevlendirmedi; denetim konusunda tüm sorumluluk, destekçi ve danışman pozisyonundaki Buğday Derneği’nin üstünde kaldı.

Aynı protokolde reklam-tanıtım konusunda Belediye’nin taahhütü söz konusu iken, 25 Kasım 2017 tarihine kadar Belediye projenin reklam ve tanıtımı için gözle görünür bir çalışma yapmadı. Tüm reklam tanıtım çalışmaları AVM ve Buğday Derneği tarafından gerçekleştirildi. Aynı şekilde pazarda tüm halkla ilişkiler görevini tek başına Buğday Derneği gerçekleştirdi.

Pazarın katılımcı bir yapıya ulaşması sağlanamadı.

Küçükçekmece Belediyesi ve Arenapark AVM’ye Buğday Derneği tarafından yeni bir sözleşme teklifinde bulunuldu. İki taraf da teklifi olumlu karşıladı ve AVM ile Derneğin mutabık olduğu yeni sözleşmeler Belediye’ye gönderildi. Yeni sözleşmelerde %100 Ekolojik Pazarlar’ın daha katılımcı ve şeffaf olmasını sağlamak amacıyla esnaf, üretici ve müşterilerin de olduğu bir komisyon kurulması önerildi. Ancak sözleşme konusunda Belediye’nin Buğday Derneği’ne olumsuz dönüşü nedeniyle, pazarın daha katılımcı ve şeffaf bir yapı kazanması sağlanamadı.

Kalıntı tespit edilen üretici konusunda etik olmayan uygulama yapıldı.

Son bir aya kadar pazarda, ürünlerinde kalıntı bulunan üreticilerin Küçükçekmece Belediyesi tarafından yer tahsisleri iptal edildi, ilgili üreticiler veya esnafın organik pazarda satışı durduruldu.

Ancak Küçükçekmece İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nce ürününde kalıntı bulunan bir üreticiye cezai yaptırım uygulanmasına, kontrol ve sertifika kuruluşunun üreticinin sertifikasındaki organik statüsünü kaldırmasına, Belediye tarafından tezgâhı iptal edilmesine rağmen, daha sonra yine Belediye tarafından bir başka kişiye tahsis yapılarak, aynı üreticinin pazarda başka bir sertifika ile ürün satışının önü açıldı. Her ne kadar başka bir şahsa yapılan yeni tezgâh tahsisi usüllere uygun olsa da, ürün satışı yapan gene fiziki olarak aynı üretici. Buğday Derneği, yapılan işlemin -yasal olsa da- müşteriler, diğer üreticiler ve tahsis sahipleri açısından etik olmadığı görüşünde.

Pazar esnafı tarafından konu hakkında müşterilere bilgi verilmesi ve konu hakkında müşterilerden Belediye Başkanlığı’na gönderilecek bir toplu dilekçe Belediye Zabıtası’nca engellendi. Ayrıca ilgili esnafın müşterilere konu hakkında bilgi verip imza toplaması durumunda tezgâhlarının iptal edileceği, belediye yetkilisince sözlü olarak belirtildi.

Uygulamalar, etik değerler açısından Buğday Derneği’nin ilkeleriyle örtüşmüyor.

Buğday Derneği’nin %100 Ekolojik Pazar standartları ve markası altında danışmanlık ve destek hizmeti verdiği organik pazarlar bir bütünlük arz ediyor. Bu nedenle yapılan denetimler ve uygulamalar tek bir standart altında değerlendiriliyor.

Diğer %100 Ekolojik Pazarlar’da ilgili üreticinin tezgâhları Belediyeler tarafından iptal edilirken, Küçükçekmece’de Belediye tarafından iptal işlemi gerçekleştirildikten sonra yasalara uygun olsa dahi, etik değerler açısından tartışmalı uygulama yapılması, kurumumuzun değerleri ile ters düşüyor.

Tüm diğer %100 Ekolojik Pazarlar’da katılımcı ve şeffaf bir yapı kurulurken, aynı marka altındaki bir pazarda tersi uygulamaların söz konusu olması; bunun yanı sıra personel ve denetim konusunda yaşanan tıkanıklıklar, Buğday Derneği’nin Küçükçekmece organik pazarından, %100 Ekolojik Pazar markasını çekme kararında etkili oldu.

Belediye ile yaşanan bu olumsuzluklara rağmen bugüne kadar üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getiren Arenapark AVM’ye destekleri için teşekkür ederiz.

Yaklaşık 12 yıldır %100 Ekolojik Pazar standartları ve markası ile güven veren Buğday Derneği artık Küçükçekmece organik pazarda bu hizmeti, güveni ve garantiyi sunmayacak.

05 May

Ne yediğimizi bilmek istiyoruz

Soru sormak, şayet cevap alınabilirse, sağlıklı bir toplum için en doğru iletişim yoludur.

2017’den miras kalan sorular:

1- Geçen ay Rusya tarafından iade edilen antibiyotikli tavuklar iç pazarda mı tüketildi?

http://bianet.org/…/192909-antibiyotikli-etler-gdo-lu-yemle…

 

2- Türkiye’nin temiz dediği, AB Komisyonu Sözcüsü Anca Paduraru’nun ise fipronil var dediği yumurtalarla ilgili incelemenin detayları nedir?

http://www.bugday.org/…/bakanlik-yok-demisti-ama-avrupa-bi…/

 

3- Adana’daki GDO’lu ekmek skandalının ardından 20 Mart 2017’de Gıda Tarım Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, 2016-2017 yıllarında yurt içinde yapılan 660 GDO denetiminin 7’sinde GDO’lu soya kıyması tespit edildiğini ve ilgililer hakkında yasal işlem yapıldığını açıklamıştı. GDO tespit edilen gıda türleri ve markaları hangileri?

https://www.change.org/p/sofram%C4%B1za-gdo-s%C4%B1zd%C4%B1…

 

4- Biyogüvenlik Kurulu tarafından hayvan yemi olarak ithalatına izin verilen 36 GDO’lu soya ve mısır ürününün, hayvan yemi olarak ülkeye girdikten sonra hangi alanlarda kullanıldığı denetleniyor mu?

http://www.bugday.org/blog/gdoya-ihtiyacimiz-yok/

 
05 May

“Organik Gerçeği” raflarda

Cadının elmasını yemeyin!

Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay’ın hazırlayıp sunduğu Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam Programı’nda bu hafta, Yeni İnsan Yayınevi etiketiyle raflarda yerini alan “Organik Gerçeği” adlı kitap konuşuluyor. Kitabın yazarı Gürkan Akgüneş’in konuk olarak katılacağı programımız 22 Aralık saat 10:30’da Açık Radyo’da! (94.9)

Radyonuz Açık olsun!

Açık Radyo’yu internetten dinlemek için:http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

 
05 May

ULUSLARARASI EKOLOJİK ARICILIK KONFERANSI

Türkiye’de doğa, arı ve insan dostu arıcılık yöntemlerinin  yaygınlaşması için yürüttüğümüz AB Erasmus + Programı tarafından desteklenen “Arıları Yaşatalım” projemiz kapsamında 9 Aralık’ta İzmir’de Uluslararası bir konferans gerçekleştireceğiz.

Proje ortaklarımız Hollanda’dan Akıllı Arıcılık Vakfı (Smart Beeing Foundation), İngiltere’den Doğal Arıcılık Vakfı (Natural Beekeeping Trust)  ve Makedonya’dan Aronija Organik Ürün Üreticileri Birliği’nin de katılacağı “Ekolojik Arıcılık Konferansı”nda, sayıları korkutucu bir hızla azalmakta olan arılara destek olmak için ekolojik arıcılık yöntemleri tartışılacak.

9 Aralık’ta saat 10:00-17:30 saatleri arasında gerçekleşecek Uluslararası Ekolojik Arıcılık Konferansımız için buradan kayıt yaptırabilirsiniz.

ULUSLARARASI EKOLOJİK ARICILIK KONFERANSI

9 Aralık 2017

Bornova Belediyesi Kültür Merkezi, İzmir

09.15 – 10.00 KAYIT

10.00 – 10.30 “Arıları Yaşatalım”

                       Gizem Altın Nance (Buğday Derneği)

10.30 – 11.15 Türkiye’de arıcılık, sorunlar ve ekolojik çözümler

                      Prof. Dr. Banu Yücel (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi)

11.15 – 12.00 Arı odaklı doğal arıcılık ve arıların geleceği

                      Heidi Herrmann (Natural Beekeeping Trust, İngiltere)

                      Ferry Schutzelaars (Smart Beeing, Hollanda)

12.00 – 13.30 ÖĞLE YEMEĞİ

13.30 – 14.30 Arı odaklı arıcılığa giriş

                      Jan Glasenburg (Bijenstal Arıcılık, Hollanda)

14.30 – 15.00 Arılar için ne yapabiliriz?

                        Güneşin Aydemir (Buğday Derneği)

15.00 – 15.40 KAHVE ARASI

İLHAM VEREN İYİ ÖRNEKLER

15.40 – 16.00 Türkiye’de hala devam eden geleneksel arıcılık

                      Uzman Mustafa Kösoğlu (Ziraat Yüksek Mühendisi – Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü)

16.00 – 16.20 Tangala Çiftliği’nde müdahalesiz arıcılık

                      Cem Aybek

16.20 – 16.40 Şehrin gizli arıları ve arıcıları

                       Doç. Dr. Alaattin Kirazcı

16.40 – 17.00 Rye Hill Hapishanesi’nde arıcılık

                      John Noble

17.00 – 17.20 Kovanın Olsun Projesi

                      Şamil Tuncay Beştoy (ÇARIK Derneği)

17.20 – 17.30 KAPANIŞ

05 May

ÜRETİMDEN EKOLOJİK PAZARA, ORGANİK TARIMIN ÖNCÜ İLİ KAYSERİ

Kayseri’de bu yıl 5. kez kurulan Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’daki satış verileri Kayseri’de organik üretimin gelişmeye devam ettiğini ve organik ürüne olan ilginin giderek arttığını ortaya koydu.

Kayseri İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Kocasinan Belediye Başkanlığı, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği işbirliği ile 2013 yılında kurulan ve mevsimlik olarak ağustos, eylül ve ekim aylarında hizmet veren Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı 5. yılında da tüketicilere temiz, güvenilir ve sertifikalı organik ürünler sunmayı sürdürdü. Ekolojik pazarda bu yıl 151.817,10 kg. taze sebze ve meyve satışı gerçekleşirken son 3 yılın toplam taze sebze ve meyve satışı 474.509,91 kg.’a ulaştı. Üreticilerin bu yıl %100 Ekolojik Pazar’dan elde ettikleri toplam gelir ise 394.645 TL.

Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar

Taze sebze ve meyve

Toplam satış ( kg )

Taze sebze ve meyve

Ciro ( TL )

2015

139.181,35

327.704,50

2016

183.511,46

477.383

2017

151.817,10

394.645

TOPLAM

474.509,91

1.199.732,50

80 Üretici 2040 dekar alanda üretim yapıyor

Ekolojik tarımı yaygınlaştırmak; üreticiyi örgütlemek, teşvik etmek, pazarlama sorununu çözmek ve paralelinde tüketiciyi bilinçlendirmeyi amaçlayan Kayseri İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından yürütülen “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında organik üretime başlayan birçok üretici Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı sayesinde ürünlerini pazarlama şansı buldu. İlde toplam 80 üretici 2040 dekar alanda üretim yapmakta.

30 çeşit ürün tarladan Ekolojik Pazar’a

Üretime başlayan üreticilerin ürünlerinin pazarlanması için açılan Kocasinan % 100 Ekolojik Pazar sezonluk olarak hizmet veriyor. Bu yıl 6 Ağustos’ta açılan Kocasinan %100 Ekolojik Pazar, Ekim ayı sonunda kapandı.Büyük çoğunluğu “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında üretim yapan 60üretici 30 çeşit ürününü Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’da alıcısıyla buluşturdu.

Kayseri organik tarımın geliştirilmesinde başarılı bir örnek

Buğday Derneği tarafından hazırlanan web tabanlı veri kayıt ve takip programının sonuçlarını değerlendiren Buğday Derneği Eş Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’daki ürün fiyatlarına dikkat çekti ve şu açıklamalarda bulundu: “Görülüyor ki devlet, üretimi; yerel yönetimler de sivil toplum örgütlerinin de katkıları ile organik pazarları destekler, üretim ve tüketimde yerellik sağlanarak organik pazarlar üreticiden tüketiciye hale gelirse, organik ürünlerdeki fiyatlar da aşağı çekilebiliyor. Son iki yılın verilerine baktığımızda ürünlerin kilo başına ortalama 2.60 TLye satılmış olduğunu görüyoruz. Bu, İstanbul, Ankara ve İzmir’deki organik pazarların nerede ise yarısı bir bedel. Buğday Derneği olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızı ve yerel yönetimleri işbirliği içinde hem üretim hem pazar ayağı bir arada olacak şekilde organik tarımı desteklemeye çağırıyoruz. Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar modelinin yaygınlaşmasını temenni ediyoruz.”

Güvenilir gıda için organik tarım desteklenmeli

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl en az 3 milyon kişi zirai ilaç zehirlenmesine maruz kalmaktadır. Her yıl büyük çoğunluğu tarım sektör çalışanlarının oluşturduğu 20 bin kişi yanlış zirai ilaç uygulamaları nedeniyle ölmektedir.

Kullanılan kimyasalların gıdada bıraktığı kalıntılar vücudumuza alınarak birikmektedir. Biriken kimyasallar kanser, üreme bozuklukları, hormon dengelerinde bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları, sinir sistemi rahatsızlıkları (beyin gelişiminde zarar, depresyon, konsantrasyon bozukluğu vs ), alerjiler, astım gibi birçok sağlık sorununa sebep olabilmektedir.

Sağlıklı, güvenilir gıda hakkımızı korumak ve doğanın sürdürülebilirliğini sağlamak için organik tarım desteklenmeli.

05 May

ORGANİK TOHUM ÇALIŞTAYI’NIN ARDINDAN: ATALIK TOHUMLAR İÇİN MÜCADELEYE DEVAM!

Dünyadaki başlıca gen merkezlerinden biri olan ve zengin tarımsal biyolojik çeşitliliğe sahip Türkiye’nin organik tohum fakiri olması pek de anlaşılır bir durum olmasa gerek. Özellikle de, organik tarımın yaygınlaştığı ve organik tarım sektörünün ciddi bir ihracat potansiyeli taşıdığı bir dönemde.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü’nün, Türkiye’de organik tohumculuğun sorunları konusunda 17-18 Ekim tarihlerinde, Afyon’da düzenlediği çalıştayın katılımcılarıyla birlikte, tohum meselesini her yönüyle masaya yatırmak ve çözüm önerilerini tartışma fırsatı bulduk.

Toplantıda tartışılanları aktarmadan önce şu bilgiyi not edelim: Türkiye, dünya üstündeki sekiz gen merkezinden üçünün kesişim noktasında bulunan, çok sayıda tarımsal ürünün (soğan, yulaf, pancar, nohut, mercimek, keten, yonca, bezelye, çavdar, üçgül, buğday, badem, salatalık, elma, fıstık, erik, armut ve asma) orijini; fasulye, bal kabağı, bakla, kavun, mısır gibi türlerin mikro gen merkezi. Buna karşın, organik sertifikalı tohum üreten sadece bir enstitümüz ve bir firmamız var ve yerel tohumlarımızı korumak konusunda yetersiz kalıyoruz.

Çalıştay sayesinde, tohumculuk sektörü ile organik tarım sektörü ilk kez bu çapta geniş katılımlı bir organizasyonda bir araya geldi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileri, organik tarımda AB ile eşdeğer olma konusunda önümüze çıkan engellerden birinin, tohum konusundaki yetersizlik ve eksiklerimiz olduğunu söylüyorlardı.

Toplantıda belirtilen ortak görüş, Türkiye’nin organik tohumculukta yerinde saymasının başlıca nedeninin talep yetersizliği olduğuydu. Organik tohum sektörünün gelişmesi için destekleme şeklinin değiştirilmesi ve miktarının artırılması gerekliliği toplantının en önemli çıktılarından biri oldu. Uluslararası ticaret ve ülke ekonomisi açısından bakıldığında organik tohumculuk sektörünün özellikle de tarla bitkilerinde önünün açılması son derece önemli. Organik ürün ihracatı söz konusu olduğunda mesele daha da karmaşık bir hal alıyor: Çünkü Türkiye’de kontrol ve sertifika kuruluşlarının bir kısmı hem TR, hem AB, hem JAS, hem USDA (ABD Tarım Bakanlığı) yönetmelikleri kapsamında sertifika verebiliyor. USDA sertifikalı bir ürün üretip ihraç edebilmek için tohum, gübre, zirai mücadele gibi tüm girdi kaynaklarının da USDA sertifikalı olması gerekiyor. Yani TR sertifikalı domates tohumundan üretilmiş kurutulmuş domatesin, ABD’ye pazarlanabilmesi için o domates tohumunun aynı zamanda USDA sertifikası da alması gerekiyor.

Toplantıda ayrıca, yerel tohumların ve genetik zenginliğimizin koruyucusu aile işletmeleri ile küçük ve orta ölçekli üretim yapan çiftçilerin, hem organik tarım iç pazarının gelişmesi hem de yerel/geleneksel kültürün korunmasındaki etkisinin önemi vurgulandı. Ele alınan en önemli konulardan biri de, ekolojik (organik) tarımın yerellik, çiftlik dışı girdilerin (tohum, enerji, gübre vs) minimum düzeyde tutulması, bitkisel ve hayvansal ürünlerin ve atıkların tarımsal faaliyette girdi olarak kullanmak üzere geri dönüşümünün sağlanması (kompost, biyogaz, hayvan yemi vs) gibi ilkelerinin yerel tohumların ve gen kaynaklarımızın korunması açısından ne denli önemli olduğuydu.

Çok yönlü bakış açısı gerek…

Yerel tohumların çiftçi elinde korunması, ekolojik tarımın ilkeleriyle birlikte sürdürülmesi, sağlıklı ürünlerin tüketicilere ulaştırılması için ekolojik pazarların, biyolojik çeşitliliğin devamlılığı için yerel pazarların yaşatılması, küçük aile işletmelerinin sürekliliğinin sağlanması ve gıda güvenliğinin bir bütün olarak ele alınması gerekiyor.

Buğday Derneği öncülüğünde yaygınlaşan ekolojik (organik) pazarların bu bütünü korumak açısından önemi ortada. Ekolojik pazarlarda satışa sunulan yeşillikler, soğan, kavun, karpuz, domates, mısır, bakla, fasulye gibi bir çok üründe üreticiler, kendi yerel tohumlarını veya ilgili enstitü ve firmanın standart (hibrit değil) tohumlarını kullanıyor, yerel meyve çeşitleri ve siyez gibi yerel tahıl ürünleri ekolojik ve yerel pazarlar sayesinde var olmayı sürdürebiliyor. Ertesi yıl için kendi tohumlarını almaya devam eden, böylece yerel tohumlarını yaşatan, ekolojik tarımın ilkelerine sadık, tüketicilere sağlıklı ürünler sunan çiftçilerin ve aile işletmelerinin yaşatılması için organik pazarların da sağlıklı bir şekilde yaygınlaşması gerekiyor.

Çabalar sonuç veriyor

Toplantıda sivil toplum kuruluşları, belediyeler, akademisyenler, sivil inisiyatifler ve üreticiler olarak yerel tohumlar için yürüttüğümüz kampanya, proje, çalıştay, toplantı ve tohum takas şenliklerinin kamuoyunda duyarlılık sağlamanın ötesinde, bürokratlar arasında ve tohumculuk sektöründe de ses getirdiğini gözlemledik. Her ne kadar tohum takasının yerelde kalması, takasa getirilen tohumların virüslü vs olma riski, çimlenme gibi sorunlar söz konusu olsa da, bu etkinliklerin, toplumda duyarlılık oluşturması açısından önemi yadsınamaz.

Çalıştay sayesinde, Buğday Derneği olarak, tohum takas şenliklerine yönelik eleştirileri yanıtlama fırsatı da bulduk: Tohumculuk Kanunu bu konuda ciddi yasaklamalar getirene kadar bu takas şenliklerinin olmadığını, yerelde zaten çiftçilerin bunu özgürce yapabildiklerini, bu şenliklerle ortaya konan tepkilerin aynı zamanda tepeden inme katı mevzuatların sonucu olduğunu vurguladık. Akademisyenler ve bürokratların da desteklediği konuyla ilgili olarak, tohum takas şenliklerinin daha profesyonelce, olası riskleri ortadan kaldırılarak ve uzmanların yol göstericiliğinde yapılması konusunda görüş birliğine vardık.

Çalıştay’da, 2017 yılı başında Gıda, Tarım ve Hayvancılık eski bakanı tarafından yapılan ”sertifikalı tohumlukların kullanılmaması durumunda destek verilmeyeceği”ne dair açıklama konusunda da eleştirilerimizi ortaya koyma olanağı bulduk. Gerekli araştırmalar yapılıp, veri tabanı oluşturulup, bu tohumların kamu veya üniversiteler elinde ıslah edilmeden, yani çiftçiye sertifikalı standart tohum alternatifi sunulmadan ilgili desteklerin çekilmesi, yerel tohum üreticisini yerel tohum kullanmaktan caydıracağını ve gen kaynaklarımızı kaybetme riski ile karşılaşacağımızı bir kez daha vurguladık. Örneğin siyezin henüz sertifikalı tohumluğu yokken (bu konuda ıslah çalışmaları başlatıldı), bir yandan Bakanlık olarak siyezi destekleyici açıklamalar yapıp, diğer yandan sertifikasız tohumluk kullanımında desteklerin çekileceğini açıklamanın, ne denli kafa karışıtırıcı olduğunu belirttik. Desteğin çekilmesi halinde, yerel tohumları kullanan çiftçilerin sertifikalı tohumluğa yönlendirilmesinin siyez gibi kaybolmakta olan birçok değerimizin daha da hızla kaybolmasına neden olacağını aktardık.

Diyalog ve mücadeleye devam

Çalıştayda yaptığımız görüşmelerde, Tohumculuk Kanunu’nda, takasın önünü açan istisnai maddenin çiftçiler açısından bakıldığında esnek yorumlanması gerektiğini öğrendik. İlgililerin aktardığına göre, Kanun’da yer alan “ticarete konu olmamak” ibaresi, zahirecilerin ve üreticilerin büyük çaplı kayıt dışı tohumluk ticareti yapmasının önüne geçmek amaçlı. Söz konusu maddede, “şahsi ihtiyaç miktarı” ile, ailenin veya şahsın kendi kullanımı değil, ailenin geçimlik tohumluk ihtiyacı kastediliyor. Örneğin, geçimini sağlamak üzere, 10 dönüme domates, 100 dönüme buğday ekecek bir çiftçi başka bir çiftçiden bu miktarda alana yetecek kadar tohumluk alıp, ekebiliyor ve aldığı ürünü yani buğday ve domatesi satabiliyor. Ancak bunlar son derece göreceli ve yoruma açık ifadeler.

Siyez ekmeği, siyez bulguru üretmek isteyen bir organik tarım şirketi, henüz siyezin sertifikalı tohumluğu olmadığı için, Tohumculuk Kanunu gereği çiftçilerden tohumluk siyez satın alamayacak, dolayısıyla bu üretimi yapamayacak. Oysa organik üretim yapan şirketlerin, kişisel amaçlarla değil, ticari amaçla organik yerel tohumluğa ihtiyacı var. Ne yazık ki Tohumculuk Kanunu bu noktada ciddi bir engel oluşturuyor.

Sivil toplum olarak Tohumculuk Kanunu ve ilgili yönetmelikler ve üzerinde çalışılan “Yerel Tohumların Kayıt Altına Alınması Yönetmeliği”ni, bu konuda bakanlıkların yaptığı çalışmaları yakından takip edip, diyaloğu da, mücadeleyi de kesmememiz gerekiyor. Çıkacak yönetmeliğe göre, yerel tohumların ıslahından sonra çeşit olarak tescilinin kim veya hangi kurumlar üzerine olacağı, kimlerce sertifikalandırılıp ticarete konu olacağı, tescil aşamasında ve ticarete konu olduğunda çiftçi haklarının ve kamusal hakların nasıl sağlanacağı son derece önemli.

Buğday Derneği olarak yerel tohumların, ekolojik tarımın, ekolojik pazarların ve geleneksel üretimleri de sürdüren küçük aile işletmelerimizin yaşaması için proje ve çalışmalarımızı sürdürürken, bu konularda bilgi kirliliği ile mücadeleye, konunun tüm paydaşları ile diyaloğu ve yapıcı tutumumuzu sürdürmeye devam edeceğiz.

Yerel tohumların çiftçi elinde korunması, çiftçi ve kamusal haklar için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için çabamızı sürdürüyoruz. Bununla birlikte uluslararası ticaret ve ülke ekonomisi açısından organik ticari tohumluk sektörünün gelişmesinin de önemli olduğunu düşünüyoruz.

Yaşasın tohumlar!

26 Nis

Yüksek oranda radyasyon bulunduğu iddiasıyla geçtiğimiz aylarda gündeme gelen Kisir ile ilgili belirsizlik ve ilgisizlik, halk sağlığı açısından endişe yaratıyor

Aydın, Söke’ye bağlı Kisir Mahallesi’nde yaşayanların son yıllarda sıkça yakalandığı söylenen kanser hastalığının, bölgedeki eski uranyum madeninden kaynaklanan radyasyonla ilişkili olduğuna dair iddialarla ilgili olarak yetkili kurumlar tarafından henüz net bir açıklama yapılmadı. Gündeme gelen birbirinden farklı araştırma sonuçları ise halk sağlığı açısından duyulan endişeyi daha da artırıyor.

Kisir ile ilgili ilk iddia 2014’te dile getirildi

Evrensel Gazetesi’nde 7 Mart 2014 tarihinde yer alan Özer Akdemir’in haberinde1 3 farklı bilim insanı tarafından yapılan ölçümler sonucunda Kisir’de normalden 450 kat fazla radyasyon tespit edildiği açıklandı. Habere göre üç farklı ülkeden bilim insanları üç farklı cihaz ile ölçümleri gerçekleştirdi.

Kisir’in yaylası Osmankuyu’da, 1958 yılında İngilizler tarafından açılan uranyum sondajı alanlarında yapılan ölçümlerde en yüksek değer olarak 56,1 mikro sievert tespit edildi. Haberde verilen bilgiye göre bu değer yıllık güvenli dozun 450 katına denk geliyor.

Üç yıl sonra aynı iddia tekrar gündemde

Hürriyet Gazetesi, 14 Mayıs 2017 tarihli haberinde2, Evrensel’in haberinde geçen araştırma sonuçlarını tekrar gündeme taşıdı. Haberde ayrıca Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) da bölgede incelemelerde bulunduğu, ancak bu incelemelerin sonuçlarını açıklamadığı ifade edildi.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na göre tehlike yok

Haberin yayınlanmasının ardından TAEK bir basın açıklaması yaparak 24 Ağustos 2015 ve 22 Ekim 2015 tarihlerinde yaptıkları incelemelerin sonuçlarını3 duyurdu. TAEK’in açıklamasına göre, elde edilen sonuçlar halk sağlığını tehdit edecek herhangi bir tehlikeli durum olmadığı yönünde. Sadece sondaj alanının olduğu Yusufağalar bölgesinde değerler biraz yüksek, ama TAEK’e göre bu değerler güvenli sınırlar içerisinde.

TAEK’in açıklamasında, gıda ve suda da inceleme yapıldığı, ancak elde edilen değerlerin normal düzeyde olduğu ve herhangi bir tehlike taşımadığı belirtiliyor. Suda yapılan incelemeler sonucunda elde edilen değerler de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından belirlenen limitin altında. Ceviz, mısır ve zeytinde yapılan inceleme sonuçları da WHO’nun belirlediği limitlere göre normal değerlerde seyrediyor.

İnceleme sonuçları neden farklılık gösteriyor?

Medyada yer alan haberlerde geçen inceleme sonuçları ve TAEK’in açıkladığı veriler ciddi farklılıklar gösteriyor. Böyle önemli bir konuda bilim insanları ve kurumlar tarafından bilimsel verilerle farklı açıklamalar yapılması güven soununu beraberinde getiriyor.

Buğday Derneği olarak yaptığımız görüşme ve araştırmalar sonucunda, bilimsel sonuçların farklılık göstermesinin verilerdeki eksikliklerden kaynaklandığı sonucuna vardık.

Evrensel’de yer alan haberde yapılmış olan radyoaktivite incelemeleri anlık olarak ve yalnızca sondaj alanında ölçülen değerler. Oysa radyoaktivitenin normal değerden 450 kat fazla olduğunu söyleyebilmek için uzun süreli bir inceleme yapılması ve bu incelemelerin ortalamasının alınması gerekiyor. Bu yüzden anlık ölçümlerde TAEK’in ve diğer bilim adamlarının farklı değerler elde etmeleri şaşırtıcı değil.

Net sonuçlara ulaşmak için portatif cihazlar yerine daha sistematik, gelişmiş aletlerle incelemelerin yapılması gerekiyor. TAEK’in basın açıklamasında bölgeye bir Radyasyon Erken Uyarı Sistemi Ağı (RESA) kurularak radyasyon ölçümünün saat başı gerçekleştirilmesinin planlandığı belirtiliyor. Ancak mevcut ağa4 bakıldığında Kisir’e henüz RESA yerleştirilmiş değil. Kaldı ki, RESA sadece ani gelişebilecek bir radyasyon tehdidi için kullanılmakta, bu yüzden yerleştirilse bile Kisir açısından yeterli ve uygun bir yöntem olmaktan çok uzak.

Ayrıca TAEK’in araştırmasında, bölgede uranyum madeni olması, dolayısıyla asıl tehdidi oluşturanın bu izotop olmasına rağmen, uranyuma dair veriler bulunmuyor. TAEK’in hem toprak analizi sonuçlarında hem de gıda analizi sonuçlarında uranyum kalıntıları ile ilgili bir veri yok.

Köprübaşı örneği

Manisa’nın Köprübaşı ilçesi de, Kisir gibi uranyum maden yatağı. Köprübaşı ile ilgili de birçok bilim insanı ve kurum tarafından bireysel ölçümler yapıldı ve yüksek miktarda radyasyon tespit edildi. Bunun ardından TAEK yine bölgede incelemelerde bulunarak, aynen Kisir’de olduğu gibi, Köprübaşı için de herhangi bir tehlikeli değere rastlamadığını açıkladı5. Ama Köprübaşı raporu, Kisir gibi benzer bölgelerde nasıl araştırma yapılması ve nelerin incelenmesi gerektiğine dair örnek bir çalışma niteliği taşıyor.

Prof.Dr. Ahmet Şaşmaz tarafından Kanada’daki bir laboratuvar ile ortak yürütülen bir projeyle Köprübaşı uranyum yatağı çevresinde toprak, su ve bitki örneklerinde uranyum düzeyleri ve olası çevre etkilerinin belirlenmesi amaçlanmış. Bir yıl süren proje ve ölçümlerin ardından sonuçlar yazılı hale getirilerek ilgili makamlar ve kamuyou ile paylaşılmış. Araştırma sonucunda toprak, su ve bitkilerde elde edilen yüksek uranyum değerleri ile ilgili olarak Şaşmaz şunları söylüyor:

”Çalışma alanındaki toprak, su ve bitkilere ait uranyum analiz sonuçları, özellikle belli alanlarda kirlenme potansiyelinin yüksek olduğunu gösteriyor. Bu alanlar başlıca Kasar, Topallı, Killik, Kemhallı ve Taşharman bölgeleri. Bu yörelerde mostra vermiş veya gömülü halde uranyum yatakları gözleniyor. Bu uranyumlu kütleler, yöredeki topraklarının, yüzey-yeraltısularının ve bölgede yetişen bitkilerin değişik oranlarda kirlenmelerine neden oluyor.”

Şaşmaz’ın çalışması, en azından araştırma düzeyinde nelerin incelenmesi yönünde örnek olsa da, bu araştırmanın yayımlandığı 2008 yılından bu yana bölgede yetkililer tarafından herhangi bir önlem alınmış ya da sonrasında benzer bir araştırma yapılmış değil.

Radyasyon Acil Eylem Planı hazırlanmalı

Geçmişte uranyum maden alanı olarak kullanılan Kisir ve Köprübaşı için şu ana kadar TAEK’in yapmış olduğu incelemeler ve açıklamalar yeterli değil. Radyasyon çok önemli bir halk sağlığı sorunu. Bu konudaki ufak bir şüphe bile detaylı bir şekilde incelenmeli, gerekli önlemler alınmalı ve gerçekler bir an önce açıklanmalı.

Zaman kaybetmeden öncelikle Kisir’de uzun erimli, toprağı, suyu ve gıda maddelerini içeren bir analiz çalışması yapılmalı, uranyum kalıntıları da bu çalışmalara dahil edilmelidir. Bu çalışmaları yütütecek kurulun konuyla ilgili tüm disiplinleri(nükleer fizik, jeoloji, halk sağlığı…) kapsayan bir nitelikte olması, halkın vicdanını rahatlatacak sonuçlara ulaşabilmek için zorunludur. Bu araştırmalar düzenli olarak kamuoyu ile paylaşılmalı, bu esnada bölgede yaşayan halk için gerekli önlemler alınmalı ve zaman kaybetmeden kamuoyunu ikna edecek, güven telkin edecek bir eylem planı hazırlanmalı.

Köprübaşı için 2008 yılında gerçekleştirilen araştırma sonuçları dikkate alınmalı, güncel araştırmalarla bu veriler kontrol edilmeli, yine bu esnada bölgede yaşayan halkın sağlığı için gerekli önlemler alınarak, sonuçlar kamuyou ile paylaşılmalıdır.

Halkın sağlığı korunmalı!

Mesele, bazı çevrelerin ön plana çıkarmaya çalıştığı gibi bölgede organik tarımın yapılıp yapılmaması meselesi değil. Bölgede yapılan küçük ölçekli organik zeytincilikten elde edilen ürünler yaptığımız araştırmaya göre iç pazara bile sürülmemiş durumda. Ancak sorunun bizi ilgilendiren kısmı, sadece bölgede yetişen ürünün soframıza gelip gelmemesi değil; konunun halk sağlığını, yaban hayatını ve gıda güvenliğini nasıl etkilediğidir.

Organik tarım sertifikası konusunda da şuna açıklık getirilmelidir. Organik olsun, iyi tarım olsun, helal gıda olsun, hiçbir standardı, yönetmeliği ve bağımsız denetimi olmadan kendine doğal damgası vuranlar olsun, TAEK gibi kurumların uzun ölçekli olarak yapması gereken yüksek bütçeli bilimsel çalışmalar ve analizlerin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş sertifika kuruluşlarınca veya bireysel çabalarla yapılması mümkün değildir, yanıltıcı olabilir. Kontrol ve sertifika kuruluşunun yasal sorumluluğu üreticinin tarımsal üretim faaliyeti ve pazarlamasını denetlemektir. Tarımsal üretim ve pazarlama kapsamına girmeyen tıpkı Çernobil faciasında olduğu gibi çevre felaketi veya genel halk sağlığını ilgilendiren konular, ilgili bakanlıklar ve hükümetin müdahalesi kapsamındadır.  Bu konuda organik tarım sektör paydaşları, ilgili sivil toplum kuruluşlarına düşen, yetkili makamların gerekli ölçümleri yapmasını, tedbirleri almasını sağlamak için konuyu gündemde tutmak ve baskı unsuru olmaktır. Bu sayede organik tüketen veya tüketmeyen hiçbir vatandaşımızın, ama su ama gıda içerikli, radyasyondan zarar görmemesini sağlamaktır. Yetkili kurumların gıda üstünde yaptıkları ölçümlerde halk sağlığına etki eden tespitler söz konusu ise konu elbette Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na da bildirilmeli ve ilgili bakanlık da organik olsun veya olmasın bu ürünlerin o bölgede üretimi ve satışını durdurmalıdır.

Bölgede yaşayan insanların uranyuma ne kadar maruz kaldıklarının; bölgede sıklıkla görüldüğü iddia edilen kanser hastalığının uranyumla ilişkisinin olup olmadığının; suda, toprakta ve burada yetiştirilen gıdalardaki uranyum miktarının tehlikeli olup olmadığının yetkili makamlar tarafından acilen tespit edilip açıklanması gerekiyor.

Buğday Derneği olarak konunun takipçisi olmayı, konuyla ilgili gelişmeleri kamuyou ile paylaşmayı sürdüreceğiz.

 

1 https://www.evrensel.net/haber/80354/kanser-koyde-olumu-olctuler

2http://www.hurriyet.com.tr/kanser-koyun-haykirisi-biz-oluyoruz-40456882

3http://www.taek.gov.tr/sss-2/1639-basin-aciklamasi-aydin-ili-soke-ilcesi-kisir-mahallesinde-yuksek-radyasyon-olcumu-ve-kanser-hastaligi-ile-ilgili-basinda-yer-alan-haberler.html

4http://www.taek.gov.tr/uygulama/resa_doz/tum_iller.php

5http://www.taek.gov.tr/basin-aciklamalari/339-2014/1258-basin-aciklamasi-04-2014-koprubasi-manisa-3.html

26 Nis

KAYSERİ KOCASİNAN %100 EKOLOJİK PAZARI 5. YILINDA

Kayseri İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Kocasinan Belediye Başkanlığı, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği işbirliği ile 2013 yılında kurulan ve mevsimlik olarak hizmet veren Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı 5. yılında da tüketicilere temiz, güvenilir ve sertifikalı organik ürünler sunmayı sürdürüyor. 6 Ağustos’ta sezonu açan Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı bu yıl geçici olarak düzenlenen pazar çadırında Kayserililere hizmet veriyor, yapımı devam eden pazar yeri binasının ise 3 hafta içerisinde tamamlanıp açılması planlanıyor.

 

Pazar günleri kurulan Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı’nda ve 2015’te 139.181 kg ürün satıldı. 2016 yılında ise Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’da 183.511,46 kg taze sebze ve meyve satışı gerçekleşmiş olup çiftçiler 477.383 TL gelir sağlamıştır.

Ekolojik tarımı yaygınlaştırmak; üreticiyi örgütlemek, teşvik etmek, pazarlama sorununu çözmek ve paralelinde tüketiciyi bilinçlendirmeyi amaçlayan Kayseri İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından yürütülen “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında toplam 11 ilçede 81 üretici 2300 dekar alanda geçiş 1, geçiş 2 ve organik sertifikalı üretim yapıyor.

Üretime başlayan üreticilerin ürünlerinin pazarlanması için açılan Kocasinan % 100 Ekolojik Pazarları sezonluk olarak hizmet veriyor, Temmuz ayı sonlarına doğru açılıp Kasım ayı içinde kapanıyor.