Kategori: Basın Odası

05 May

Ne yediğimizi bilmek istiyoruz

Soru sormak, şayet cevap alınabilirse, sağlıklı bir toplum için en doğru iletişim yoludur.

2017’den miras kalan sorular:

1- Geçen ay Rusya tarafından iade edilen antibiyotikli tavuklar iç pazarda mı tüketildi?

http://bianet.org/…/192909-antibiyotikli-etler-gdo-lu-yemle…

 

2- Türkiye’nin temiz dediği, AB Komisyonu Sözcüsü Anca Paduraru’nun ise fipronil var dediği yumurtalarla ilgili incelemenin detayları nedir?

http://www.bugday.org/…/bakanlik-yok-demisti-ama-avrupa-bi…/

 

3- Adana’daki GDO’lu ekmek skandalının ardından 20 Mart 2017’de Gıda Tarım Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, 2016-2017 yıllarında yurt içinde yapılan 660 GDO denetiminin 7’sinde GDO’lu soya kıyması tespit edildiğini ve ilgililer hakkında yasal işlem yapıldığını açıklamıştı. GDO tespit edilen gıda türleri ve markaları hangileri?

https://www.change.org/p/sofram%C4%B1za-gdo-s%C4%B1zd%C4%B1…

 

4- Biyogüvenlik Kurulu tarafından hayvan yemi olarak ithalatına izin verilen 36 GDO’lu soya ve mısır ürününün, hayvan yemi olarak ülkeye girdikten sonra hangi alanlarda kullanıldığı denetleniyor mu?

http://www.bugday.org/blog/gdoya-ihtiyacimiz-yok/

 
05 May

“Organik Gerçeği” raflarda

Cadının elmasını yemeyin!

Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay’ın hazırlayıp sunduğu Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam Programı’nda bu hafta, Yeni İnsan Yayınevi etiketiyle raflarda yerini alan “Organik Gerçeği” adlı kitap konuşuluyor. Kitabın yazarı Gürkan Akgüneş’in konuk olarak katılacağı programımız 22 Aralık saat 10:30’da Açık Radyo’da! (94.9)

Radyonuz Açık olsun!

Açık Radyo’yu internetten dinlemek için:http://acikradyo.com.tr/stream/index.html

 
05 May

ULUSLARARASI EKOLOJİK ARICILIK KONFERANSI

Türkiye’de doğa, arı ve insan dostu arıcılık yöntemlerinin  yaygınlaşması için yürüttüğümüz AB Erasmus + Programı tarafından desteklenen “Arıları Yaşatalım” projemiz kapsamında 9 Aralık’ta İzmir’de Uluslararası bir konferans gerçekleştireceğiz.

Proje ortaklarımız Hollanda’dan Akıllı Arıcılık Vakfı (Smart Beeing Foundation), İngiltere’den Doğal Arıcılık Vakfı (Natural Beekeeping Trust)  ve Makedonya’dan Aronija Organik Ürün Üreticileri Birliği’nin de katılacağı “Ekolojik Arıcılık Konferansı”nda, sayıları korkutucu bir hızla azalmakta olan arılara destek olmak için ekolojik arıcılık yöntemleri tartışılacak.

9 Aralık’ta saat 10:00-17:30 saatleri arasında gerçekleşecek Uluslararası Ekolojik Arıcılık Konferansımız için buradan kayıt yaptırabilirsiniz.

ULUSLARARASI EKOLOJİK ARICILIK KONFERANSI

9 Aralık 2017

Bornova Belediyesi Kültür Merkezi, İzmir

09.15 – 10.00 KAYIT

10.00 – 10.30 “Arıları Yaşatalım”

                       Gizem Altın Nance (Buğday Derneği)

10.30 – 11.15 Türkiye’de arıcılık, sorunlar ve ekolojik çözümler

                      Prof. Dr. Banu Yücel (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi)

11.15 – 12.00 Arı odaklı doğal arıcılık ve arıların geleceği

                      Heidi Herrmann (Natural Beekeeping Trust, İngiltere)

                      Ferry Schutzelaars (Smart Beeing, Hollanda)

12.00 – 13.30 ÖĞLE YEMEĞİ

13.30 – 14.30 Arı odaklı arıcılığa giriş

                      Jan Glasenburg (Bijenstal Arıcılık, Hollanda)

14.30 – 15.00 Arılar için ne yapabiliriz?

                        Güneşin Aydemir (Buğday Derneği)

15.00 – 15.40 KAHVE ARASI

İLHAM VEREN İYİ ÖRNEKLER

15.40 – 16.00 Türkiye’de hala devam eden geleneksel arıcılık

                      Uzman Mustafa Kösoğlu (Ziraat Yüksek Mühendisi – Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü)

16.00 – 16.20 Tangala Çiftliği’nde müdahalesiz arıcılık

                      Cem Aybek

16.20 – 16.40 Şehrin gizli arıları ve arıcıları

                       Doç. Dr. Alaattin Kirazcı

16.40 – 17.00 Rye Hill Hapishanesi’nde arıcılık

                      John Noble

17.00 – 17.20 Kovanın Olsun Projesi

                      Şamil Tuncay Beştoy (ÇARIK Derneği)

17.20 – 17.30 KAPANIŞ

05 May

ÜRETİMDEN EKOLOJİK PAZARA, ORGANİK TARIMIN ÖNCÜ İLİ KAYSERİ

Kayseri’de bu yıl 5. kez kurulan Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’daki satış verileri Kayseri’de organik üretimin gelişmeye devam ettiğini ve organik ürüne olan ilginin giderek arttığını ortaya koydu.

Kayseri İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Kocasinan Belediye Başkanlığı, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği işbirliği ile 2013 yılında kurulan ve mevsimlik olarak ağustos, eylül ve ekim aylarında hizmet veren Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı 5. yılında da tüketicilere temiz, güvenilir ve sertifikalı organik ürünler sunmayı sürdürdü. Ekolojik pazarda bu yıl 151.817,10 kg. taze sebze ve meyve satışı gerçekleşirken son 3 yılın toplam taze sebze ve meyve satışı 474.509,91 kg.’a ulaştı. Üreticilerin bu yıl %100 Ekolojik Pazar’dan elde ettikleri toplam gelir ise 394.645 TL.

Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar

Taze sebze ve meyve

Toplam satış ( kg )

Taze sebze ve meyve

Ciro ( TL )

2015

139.181,35

327.704,50

2016

183.511,46

477.383

2017

151.817,10

394.645

TOPLAM

474.509,91

1.199.732,50

80 Üretici 2040 dekar alanda üretim yapıyor

Ekolojik tarımı yaygınlaştırmak; üreticiyi örgütlemek, teşvik etmek, pazarlama sorununu çözmek ve paralelinde tüketiciyi bilinçlendirmeyi amaçlayan Kayseri İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından yürütülen “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında organik üretime başlayan birçok üretici Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı sayesinde ürünlerini pazarlama şansı buldu. İlde toplam 80 üretici 2040 dekar alanda üretim yapmakta.

30 çeşit ürün tarladan Ekolojik Pazar’a

Üretime başlayan üreticilerin ürünlerinin pazarlanması için açılan Kocasinan % 100 Ekolojik Pazar sezonluk olarak hizmet veriyor. Bu yıl 6 Ağustos’ta açılan Kocasinan %100 Ekolojik Pazar, Ekim ayı sonunda kapandı.Büyük çoğunluğu “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında üretim yapan 60üretici 30 çeşit ürününü Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’da alıcısıyla buluşturdu.

Kayseri organik tarımın geliştirilmesinde başarılı bir örnek

Buğday Derneği tarafından hazırlanan web tabanlı veri kayıt ve takip programının sonuçlarını değerlendiren Buğday Derneği Eş Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’daki ürün fiyatlarına dikkat çekti ve şu açıklamalarda bulundu: “Görülüyor ki devlet, üretimi; yerel yönetimler de sivil toplum örgütlerinin de katkıları ile organik pazarları destekler, üretim ve tüketimde yerellik sağlanarak organik pazarlar üreticiden tüketiciye hale gelirse, organik ürünlerdeki fiyatlar da aşağı çekilebiliyor. Son iki yılın verilerine baktığımızda ürünlerin kilo başına ortalama 2.60 TLye satılmış olduğunu görüyoruz. Bu, İstanbul, Ankara ve İzmir’deki organik pazarların nerede ise yarısı bir bedel. Buğday Derneği olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızı ve yerel yönetimleri işbirliği içinde hem üretim hem pazar ayağı bir arada olacak şekilde organik tarımı desteklemeye çağırıyoruz. Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar modelinin yaygınlaşmasını temenni ediyoruz.”

Güvenilir gıda için organik tarım desteklenmeli

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl en az 3 milyon kişi zirai ilaç zehirlenmesine maruz kalmaktadır. Her yıl büyük çoğunluğu tarım sektör çalışanlarının oluşturduğu 20 bin kişi yanlış zirai ilaç uygulamaları nedeniyle ölmektedir.

Kullanılan kimyasalların gıdada bıraktığı kalıntılar vücudumuza alınarak birikmektedir. Biriken kimyasallar kanser, üreme bozuklukları, hormon dengelerinde bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları, sinir sistemi rahatsızlıkları (beyin gelişiminde zarar, depresyon, konsantrasyon bozukluğu vs ), alerjiler, astım gibi birçok sağlık sorununa sebep olabilmektedir.

Sağlıklı, güvenilir gıda hakkımızı korumak ve doğanın sürdürülebilirliğini sağlamak için organik tarım desteklenmeli.

05 May

ORGANİK TOHUM ÇALIŞTAYI’NIN ARDINDAN: ATALIK TOHUMLAR İÇİN MÜCADELEYE DEVAM!

Dünyadaki başlıca gen merkezlerinden biri olan ve zengin tarımsal biyolojik çeşitliliğe sahip Türkiye’nin organik tohum fakiri olması pek de anlaşılır bir durum olmasa gerek. Özellikle de, organik tarımın yaygınlaştığı ve organik tarım sektörünün ciddi bir ihracat potansiyeli taşıdığı bir dönemde.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü’nün, Türkiye’de organik tohumculuğun sorunları konusunda 17-18 Ekim tarihlerinde, Afyon’da düzenlediği çalıştayın katılımcılarıyla birlikte, tohum meselesini her yönüyle masaya yatırmak ve çözüm önerilerini tartışma fırsatı bulduk.

Toplantıda tartışılanları aktarmadan önce şu bilgiyi not edelim: Türkiye, dünya üstündeki sekiz gen merkezinden üçünün kesişim noktasında bulunan, çok sayıda tarımsal ürünün (soğan, yulaf, pancar, nohut, mercimek, keten, yonca, bezelye, çavdar, üçgül, buğday, badem, salatalık, elma, fıstık, erik, armut ve asma) orijini; fasulye, bal kabağı, bakla, kavun, mısır gibi türlerin mikro gen merkezi. Buna karşın, organik sertifikalı tohum üreten sadece bir enstitümüz ve bir firmamız var ve yerel tohumlarımızı korumak konusunda yetersiz kalıyoruz.

Çalıştay sayesinde, tohumculuk sektörü ile organik tarım sektörü ilk kez bu çapta geniş katılımlı bir organizasyonda bir araya geldi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileri, organik tarımda AB ile eşdeğer olma konusunda önümüze çıkan engellerden birinin, tohum konusundaki yetersizlik ve eksiklerimiz olduğunu söylüyorlardı.

Toplantıda belirtilen ortak görüş, Türkiye’nin organik tohumculukta yerinde saymasının başlıca nedeninin talep yetersizliği olduğuydu. Organik tohum sektörünün gelişmesi için destekleme şeklinin değiştirilmesi ve miktarının artırılması gerekliliği toplantının en önemli çıktılarından biri oldu. Uluslararası ticaret ve ülke ekonomisi açısından bakıldığında organik tohumculuk sektörünün özellikle de tarla bitkilerinde önünün açılması son derece önemli. Organik ürün ihracatı söz konusu olduğunda mesele daha da karmaşık bir hal alıyor: Çünkü Türkiye’de kontrol ve sertifika kuruluşlarının bir kısmı hem TR, hem AB, hem JAS, hem USDA (ABD Tarım Bakanlığı) yönetmelikleri kapsamında sertifika verebiliyor. USDA sertifikalı bir ürün üretip ihraç edebilmek için tohum, gübre, zirai mücadele gibi tüm girdi kaynaklarının da USDA sertifikalı olması gerekiyor. Yani TR sertifikalı domates tohumundan üretilmiş kurutulmuş domatesin, ABD’ye pazarlanabilmesi için o domates tohumunun aynı zamanda USDA sertifikası da alması gerekiyor.

Toplantıda ayrıca, yerel tohumların ve genetik zenginliğimizin koruyucusu aile işletmeleri ile küçük ve orta ölçekli üretim yapan çiftçilerin, hem organik tarım iç pazarının gelişmesi hem de yerel/geleneksel kültürün korunmasındaki etkisinin önemi vurgulandı. Ele alınan en önemli konulardan biri de, ekolojik (organik) tarımın yerellik, çiftlik dışı girdilerin (tohum, enerji, gübre vs) minimum düzeyde tutulması, bitkisel ve hayvansal ürünlerin ve atıkların tarımsal faaliyette girdi olarak kullanmak üzere geri dönüşümünün sağlanması (kompost, biyogaz, hayvan yemi vs) gibi ilkelerinin yerel tohumların ve gen kaynaklarımızın korunması açısından ne denli önemli olduğuydu.

Çok yönlü bakış açısı gerek…

Yerel tohumların çiftçi elinde korunması, ekolojik tarımın ilkeleriyle birlikte sürdürülmesi, sağlıklı ürünlerin tüketicilere ulaştırılması için ekolojik pazarların, biyolojik çeşitliliğin devamlılığı için yerel pazarların yaşatılması, küçük aile işletmelerinin sürekliliğinin sağlanması ve gıda güvenliğinin bir bütün olarak ele alınması gerekiyor.

Buğday Derneği öncülüğünde yaygınlaşan ekolojik (organik) pazarların bu bütünü korumak açısından önemi ortada. Ekolojik pazarlarda satışa sunulan yeşillikler, soğan, kavun, karpuz, domates, mısır, bakla, fasulye gibi bir çok üründe üreticiler, kendi yerel tohumlarını veya ilgili enstitü ve firmanın standart (hibrit değil) tohumlarını kullanıyor, yerel meyve çeşitleri ve siyez gibi yerel tahıl ürünleri ekolojik ve yerel pazarlar sayesinde var olmayı sürdürebiliyor. Ertesi yıl için kendi tohumlarını almaya devam eden, böylece yerel tohumlarını yaşatan, ekolojik tarımın ilkelerine sadık, tüketicilere sağlıklı ürünler sunan çiftçilerin ve aile işletmelerinin yaşatılması için organik pazarların da sağlıklı bir şekilde yaygınlaşması gerekiyor.

Çabalar sonuç veriyor

Toplantıda sivil toplum kuruluşları, belediyeler, akademisyenler, sivil inisiyatifler ve üreticiler olarak yerel tohumlar için yürüttüğümüz kampanya, proje, çalıştay, toplantı ve tohum takas şenliklerinin kamuoyunda duyarlılık sağlamanın ötesinde, bürokratlar arasında ve tohumculuk sektöründe de ses getirdiğini gözlemledik. Her ne kadar tohum takasının yerelde kalması, takasa getirilen tohumların virüslü vs olma riski, çimlenme gibi sorunlar söz konusu olsa da, bu etkinliklerin, toplumda duyarlılık oluşturması açısından önemi yadsınamaz.

Çalıştay sayesinde, Buğday Derneği olarak, tohum takas şenliklerine yönelik eleştirileri yanıtlama fırsatı da bulduk: Tohumculuk Kanunu bu konuda ciddi yasaklamalar getirene kadar bu takas şenliklerinin olmadığını, yerelde zaten çiftçilerin bunu özgürce yapabildiklerini, bu şenliklerle ortaya konan tepkilerin aynı zamanda tepeden inme katı mevzuatların sonucu olduğunu vurguladık. Akademisyenler ve bürokratların da desteklediği konuyla ilgili olarak, tohum takas şenliklerinin daha profesyonelce, olası riskleri ortadan kaldırılarak ve uzmanların yol göstericiliğinde yapılması konusunda görüş birliğine vardık.

Çalıştay’da, 2017 yılı başında Gıda, Tarım ve Hayvancılık eski bakanı tarafından yapılan ”sertifikalı tohumlukların kullanılmaması durumunda destek verilmeyeceği”ne dair açıklama konusunda da eleştirilerimizi ortaya koyma olanağı bulduk. Gerekli araştırmalar yapılıp, veri tabanı oluşturulup, bu tohumların kamu veya üniversiteler elinde ıslah edilmeden, yani çiftçiye sertifikalı standart tohum alternatifi sunulmadan ilgili desteklerin çekilmesi, yerel tohum üreticisini yerel tohum kullanmaktan caydıracağını ve gen kaynaklarımızı kaybetme riski ile karşılaşacağımızı bir kez daha vurguladık. Örneğin siyezin henüz sertifikalı tohumluğu yokken (bu konuda ıslah çalışmaları başlatıldı), bir yandan Bakanlık olarak siyezi destekleyici açıklamalar yapıp, diğer yandan sertifikasız tohumluk kullanımında desteklerin çekileceğini açıklamanın, ne denli kafa karışıtırıcı olduğunu belirttik. Desteğin çekilmesi halinde, yerel tohumları kullanan çiftçilerin sertifikalı tohumluğa yönlendirilmesinin siyez gibi kaybolmakta olan birçok değerimizin daha da hızla kaybolmasına neden olacağını aktardık.

Diyalog ve mücadeleye devam

Çalıştayda yaptığımız görüşmelerde, Tohumculuk Kanunu’nda, takasın önünü açan istisnai maddenin çiftçiler açısından bakıldığında esnek yorumlanması gerektiğini öğrendik. İlgililerin aktardığına göre, Kanun’da yer alan “ticarete konu olmamak” ibaresi, zahirecilerin ve üreticilerin büyük çaplı kayıt dışı tohumluk ticareti yapmasının önüne geçmek amaçlı. Söz konusu maddede, “şahsi ihtiyaç miktarı” ile, ailenin veya şahsın kendi kullanımı değil, ailenin geçimlik tohumluk ihtiyacı kastediliyor. Örneğin, geçimini sağlamak üzere, 10 dönüme domates, 100 dönüme buğday ekecek bir çiftçi başka bir çiftçiden bu miktarda alana yetecek kadar tohumluk alıp, ekebiliyor ve aldığı ürünü yani buğday ve domatesi satabiliyor. Ancak bunlar son derece göreceli ve yoruma açık ifadeler.

Siyez ekmeği, siyez bulguru üretmek isteyen bir organik tarım şirketi, henüz siyezin sertifikalı tohumluğu olmadığı için, Tohumculuk Kanunu gereği çiftçilerden tohumluk siyez satın alamayacak, dolayısıyla bu üretimi yapamayacak. Oysa organik üretim yapan şirketlerin, kişisel amaçlarla değil, ticari amaçla organik yerel tohumluğa ihtiyacı var. Ne yazık ki Tohumculuk Kanunu bu noktada ciddi bir engel oluşturuyor.

Sivil toplum olarak Tohumculuk Kanunu ve ilgili yönetmelikler ve üzerinde çalışılan “Yerel Tohumların Kayıt Altına Alınması Yönetmeliği”ni, bu konuda bakanlıkların yaptığı çalışmaları yakından takip edip, diyaloğu da, mücadeleyi de kesmememiz gerekiyor. Çıkacak yönetmeliğe göre, yerel tohumların ıslahından sonra çeşit olarak tescilinin kim veya hangi kurumlar üzerine olacağı, kimlerce sertifikalandırılıp ticarete konu olacağı, tescil aşamasında ve ticarete konu olduğunda çiftçi haklarının ve kamusal hakların nasıl sağlanacağı son derece önemli.

Buğday Derneği olarak yerel tohumların, ekolojik tarımın, ekolojik pazarların ve geleneksel üretimleri de sürdüren küçük aile işletmelerimizin yaşaması için proje ve çalışmalarımızı sürdürürken, bu konularda bilgi kirliliği ile mücadeleye, konunun tüm paydaşları ile diyaloğu ve yapıcı tutumumuzu sürdürmeye devam edeceğiz.

Yerel tohumların çiftçi elinde korunması, çiftçi ve kamusal haklar için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için çabamızı sürdürüyoruz. Bununla birlikte uluslararası ticaret ve ülke ekonomisi açısından organik ticari tohumluk sektörünün gelişmesinin de önemli olduğunu düşünüyoruz.

Yaşasın tohumlar!

26 Nis

Yüksek oranda radyasyon bulunduğu iddiasıyla geçtiğimiz aylarda gündeme gelen Kisir ile ilgili belirsizlik ve ilgisizlik, halk sağlığı açısından endişe yaratıyor

Aydın, Söke’ye bağlı Kisir Mahallesi’nde yaşayanların son yıllarda sıkça yakalandığı söylenen kanser hastalığının, bölgedeki eski uranyum madeninden kaynaklanan radyasyonla ilişkili olduğuna dair iddialarla ilgili olarak yetkili kurumlar tarafından henüz net bir açıklama yapılmadı. Gündeme gelen birbirinden farklı araştırma sonuçları ise halk sağlığı açısından duyulan endişeyi daha da artırıyor.

Kisir ile ilgili ilk iddia 2014’te dile getirildi

Evrensel Gazetesi’nde 7 Mart 2014 tarihinde yer alan Özer Akdemir’in haberinde1 3 farklı bilim insanı tarafından yapılan ölçümler sonucunda Kisir’de normalden 450 kat fazla radyasyon tespit edildiği açıklandı. Habere göre üç farklı ülkeden bilim insanları üç farklı cihaz ile ölçümleri gerçekleştirdi.

Kisir’in yaylası Osmankuyu’da, 1958 yılında İngilizler tarafından açılan uranyum sondajı alanlarında yapılan ölçümlerde en yüksek değer olarak 56,1 mikro sievert tespit edildi. Haberde verilen bilgiye göre bu değer yıllık güvenli dozun 450 katına denk geliyor.

Üç yıl sonra aynı iddia tekrar gündemde

Hürriyet Gazetesi, 14 Mayıs 2017 tarihli haberinde2, Evrensel’in haberinde geçen araştırma sonuçlarını tekrar gündeme taşıdı. Haberde ayrıca Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) da bölgede incelemelerde bulunduğu, ancak bu incelemelerin sonuçlarını açıklamadığı ifade edildi.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na göre tehlike yok

Haberin yayınlanmasının ardından TAEK bir basın açıklaması yaparak 24 Ağustos 2015 ve 22 Ekim 2015 tarihlerinde yaptıkları incelemelerin sonuçlarını3 duyurdu. TAEK’in açıklamasına göre, elde edilen sonuçlar halk sağlığını tehdit edecek herhangi bir tehlikeli durum olmadığı yönünde. Sadece sondaj alanının olduğu Yusufağalar bölgesinde değerler biraz yüksek, ama TAEK’e göre bu değerler güvenli sınırlar içerisinde.

TAEK’in açıklamasında, gıda ve suda da inceleme yapıldığı, ancak elde edilen değerlerin normal düzeyde olduğu ve herhangi bir tehlike taşımadığı belirtiliyor. Suda yapılan incelemeler sonucunda elde edilen değerler de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından belirlenen limitin altında. Ceviz, mısır ve zeytinde yapılan inceleme sonuçları da WHO’nun belirlediği limitlere göre normal değerlerde seyrediyor.

İnceleme sonuçları neden farklılık gösteriyor?

Medyada yer alan haberlerde geçen inceleme sonuçları ve TAEK’in açıkladığı veriler ciddi farklılıklar gösteriyor. Böyle önemli bir konuda bilim insanları ve kurumlar tarafından bilimsel verilerle farklı açıklamalar yapılması güven soununu beraberinde getiriyor.

Buğday Derneği olarak yaptığımız görüşme ve araştırmalar sonucunda, bilimsel sonuçların farklılık göstermesinin verilerdeki eksikliklerden kaynaklandığı sonucuna vardık.

Evrensel’de yer alan haberde yapılmış olan radyoaktivite incelemeleri anlık olarak ve yalnızca sondaj alanında ölçülen değerler. Oysa radyoaktivitenin normal değerden 450 kat fazla olduğunu söyleyebilmek için uzun süreli bir inceleme yapılması ve bu incelemelerin ortalamasının alınması gerekiyor. Bu yüzden anlık ölçümlerde TAEK’in ve diğer bilim adamlarının farklı değerler elde etmeleri şaşırtıcı değil.

Net sonuçlara ulaşmak için portatif cihazlar yerine daha sistematik, gelişmiş aletlerle incelemelerin yapılması gerekiyor. TAEK’in basın açıklamasında bölgeye bir Radyasyon Erken Uyarı Sistemi Ağı (RESA) kurularak radyasyon ölçümünün saat başı gerçekleştirilmesinin planlandığı belirtiliyor. Ancak mevcut ağa4 bakıldığında Kisir’e henüz RESA yerleştirilmiş değil. Kaldı ki, RESA sadece ani gelişebilecek bir radyasyon tehdidi için kullanılmakta, bu yüzden yerleştirilse bile Kisir açısından yeterli ve uygun bir yöntem olmaktan çok uzak.

Ayrıca TAEK’in araştırmasında, bölgede uranyum madeni olması, dolayısıyla asıl tehdidi oluşturanın bu izotop olmasına rağmen, uranyuma dair veriler bulunmuyor. TAEK’in hem toprak analizi sonuçlarında hem de gıda analizi sonuçlarında uranyum kalıntıları ile ilgili bir veri yok.

Köprübaşı örneği

Manisa’nın Köprübaşı ilçesi de, Kisir gibi uranyum maden yatağı. Köprübaşı ile ilgili de birçok bilim insanı ve kurum tarafından bireysel ölçümler yapıldı ve yüksek miktarda radyasyon tespit edildi. Bunun ardından TAEK yine bölgede incelemelerde bulunarak, aynen Kisir’de olduğu gibi, Köprübaşı için de herhangi bir tehlikeli değere rastlamadığını açıkladı5. Ama Köprübaşı raporu, Kisir gibi benzer bölgelerde nasıl araştırma yapılması ve nelerin incelenmesi gerektiğine dair örnek bir çalışma niteliği taşıyor.

Prof.Dr. Ahmet Şaşmaz tarafından Kanada’daki bir laboratuvar ile ortak yürütülen bir projeyle Köprübaşı uranyum yatağı çevresinde toprak, su ve bitki örneklerinde uranyum düzeyleri ve olası çevre etkilerinin belirlenmesi amaçlanmış. Bir yıl süren proje ve ölçümlerin ardından sonuçlar yazılı hale getirilerek ilgili makamlar ve kamuyou ile paylaşılmış. Araştırma sonucunda toprak, su ve bitkilerde elde edilen yüksek uranyum değerleri ile ilgili olarak Şaşmaz şunları söylüyor:

”Çalışma alanındaki toprak, su ve bitkilere ait uranyum analiz sonuçları, özellikle belli alanlarda kirlenme potansiyelinin yüksek olduğunu gösteriyor. Bu alanlar başlıca Kasar, Topallı, Killik, Kemhallı ve Taşharman bölgeleri. Bu yörelerde mostra vermiş veya gömülü halde uranyum yatakları gözleniyor. Bu uranyumlu kütleler, yöredeki topraklarının, yüzey-yeraltısularının ve bölgede yetişen bitkilerin değişik oranlarda kirlenmelerine neden oluyor.”

Şaşmaz’ın çalışması, en azından araştırma düzeyinde nelerin incelenmesi yönünde örnek olsa da, bu araştırmanın yayımlandığı 2008 yılından bu yana bölgede yetkililer tarafından herhangi bir önlem alınmış ya da sonrasında benzer bir araştırma yapılmış değil.

Radyasyon Acil Eylem Planı hazırlanmalı

Geçmişte uranyum maden alanı olarak kullanılan Kisir ve Köprübaşı için şu ana kadar TAEK’in yapmış olduğu incelemeler ve açıklamalar yeterli değil. Radyasyon çok önemli bir halk sağlığı sorunu. Bu konudaki ufak bir şüphe bile detaylı bir şekilde incelenmeli, gerekli önlemler alınmalı ve gerçekler bir an önce açıklanmalı.

Zaman kaybetmeden öncelikle Kisir’de uzun erimli, toprağı, suyu ve gıda maddelerini içeren bir analiz çalışması yapılmalı, uranyum kalıntıları da bu çalışmalara dahil edilmelidir. Bu çalışmaları yütütecek kurulun konuyla ilgili tüm disiplinleri(nükleer fizik, jeoloji, halk sağlığı…) kapsayan bir nitelikte olması, halkın vicdanını rahatlatacak sonuçlara ulaşabilmek için zorunludur. Bu araştırmalar düzenli olarak kamuoyu ile paylaşılmalı, bu esnada bölgede yaşayan halk için gerekli önlemler alınmalı ve zaman kaybetmeden kamuoyunu ikna edecek, güven telkin edecek bir eylem planı hazırlanmalı.

Köprübaşı için 2008 yılında gerçekleştirilen araştırma sonuçları dikkate alınmalı, güncel araştırmalarla bu veriler kontrol edilmeli, yine bu esnada bölgede yaşayan halkın sağlığı için gerekli önlemler alınarak, sonuçlar kamuyou ile paylaşılmalıdır.

Halkın sağlığı korunmalı!

Mesele, bazı çevrelerin ön plana çıkarmaya çalıştığı gibi bölgede organik tarımın yapılıp yapılmaması meselesi değil. Bölgede yapılan küçük ölçekli organik zeytincilikten elde edilen ürünler yaptığımız araştırmaya göre iç pazara bile sürülmemiş durumda. Ancak sorunun bizi ilgilendiren kısmı, sadece bölgede yetişen ürünün soframıza gelip gelmemesi değil; konunun halk sağlığını, yaban hayatını ve gıda güvenliğini nasıl etkilediğidir.

Organik tarım sertifikası konusunda da şuna açıklık getirilmelidir. Organik olsun, iyi tarım olsun, helal gıda olsun, hiçbir standardı, yönetmeliği ve bağımsız denetimi olmadan kendine doğal damgası vuranlar olsun, TAEK gibi kurumların uzun ölçekli olarak yapması gereken yüksek bütçeli bilimsel çalışmalar ve analizlerin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş sertifika kuruluşlarınca veya bireysel çabalarla yapılması mümkün değildir, yanıltıcı olabilir. Kontrol ve sertifika kuruluşunun yasal sorumluluğu üreticinin tarımsal üretim faaliyeti ve pazarlamasını denetlemektir. Tarımsal üretim ve pazarlama kapsamına girmeyen tıpkı Çernobil faciasında olduğu gibi çevre felaketi veya genel halk sağlığını ilgilendiren konular, ilgili bakanlıklar ve hükümetin müdahalesi kapsamındadır.  Bu konuda organik tarım sektör paydaşları, ilgili sivil toplum kuruluşlarına düşen, yetkili makamların gerekli ölçümleri yapmasını, tedbirleri almasını sağlamak için konuyu gündemde tutmak ve baskı unsuru olmaktır. Bu sayede organik tüketen veya tüketmeyen hiçbir vatandaşımızın, ama su ama gıda içerikli, radyasyondan zarar görmemesini sağlamaktır. Yetkili kurumların gıda üstünde yaptıkları ölçümlerde halk sağlığına etki eden tespitler söz konusu ise konu elbette Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na da bildirilmeli ve ilgili bakanlık da organik olsun veya olmasın bu ürünlerin o bölgede üretimi ve satışını durdurmalıdır.

Bölgede yaşayan insanların uranyuma ne kadar maruz kaldıklarının; bölgede sıklıkla görüldüğü iddia edilen kanser hastalığının uranyumla ilişkisinin olup olmadığının; suda, toprakta ve burada yetiştirilen gıdalardaki uranyum miktarının tehlikeli olup olmadığının yetkili makamlar tarafından acilen tespit edilip açıklanması gerekiyor.

Buğday Derneği olarak konunun takipçisi olmayı, konuyla ilgili gelişmeleri kamuyou ile paylaşmayı sürdüreceğiz.

 

1 https://www.evrensel.net/haber/80354/kanser-koyde-olumu-olctuler

2http://www.hurriyet.com.tr/kanser-koyun-haykirisi-biz-oluyoruz-40456882

3http://www.taek.gov.tr/sss-2/1639-basin-aciklamasi-aydin-ili-soke-ilcesi-kisir-mahallesinde-yuksek-radyasyon-olcumu-ve-kanser-hastaligi-ile-ilgili-basinda-yer-alan-haberler.html

4http://www.taek.gov.tr/uygulama/resa_doz/tum_iller.php

5http://www.taek.gov.tr/basin-aciklamalari/339-2014/1258-basin-aciklamasi-04-2014-koprubasi-manisa-3.html

26 Nis

KAYSERİ KOCASİNAN %100 EKOLOJİK PAZARI 5. YILINDA

Kayseri İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Kocasinan Belediye Başkanlığı, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği işbirliği ile 2013 yılında kurulan ve mevsimlik olarak hizmet veren Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı 5. yılında da tüketicilere temiz, güvenilir ve sertifikalı organik ürünler sunmayı sürdürüyor. 6 Ağustos’ta sezonu açan Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı bu yıl geçici olarak düzenlenen pazar çadırında Kayserililere hizmet veriyor, yapımı devam eden pazar yeri binasının ise 3 hafta içerisinde tamamlanıp açılması planlanıyor.

 

Pazar günleri kurulan Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı’nda ve 2015’te 139.181 kg ürün satıldı. 2016 yılında ise Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’da 183.511,46 kg taze sebze ve meyve satışı gerçekleşmiş olup çiftçiler 477.383 TL gelir sağlamıştır.

Ekolojik tarımı yaygınlaştırmak; üreticiyi örgütlemek, teşvik etmek, pazarlama sorununu çözmek ve paralelinde tüketiciyi bilinçlendirmeyi amaçlayan Kayseri İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından yürütülen “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında toplam 11 ilçede 81 üretici 2300 dekar alanda geçiş 1, geçiş 2 ve organik sertifikalı üretim yapıyor.

Üretime başlayan üreticilerin ürünlerinin pazarlanması için açılan Kocasinan % 100 Ekolojik Pazarları sezonluk olarak hizmet veriyor, Temmuz ayı sonlarına doğru açılıp Kasım ayı içinde kapanıyor.

30 Kas

İzmit %100 Ekolojik Pazar 26 Kasım Cumartesi Günü Açıldı

İzmitli tüketici organik gıda ile buluşuyor

 İzmit Belediyesi, Kocaeli Ekolojik Yaşam Derneği, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Saraybahçe Alışveriş Merkezleri AŞ işbirliğiyle, İzmit’in ilk %100 Ekolojik Pazarı, 26 Kasım Cumartesi günü 41 Burda AVM’de açılıyor!

10,5 yıl önce, Buğday Derneği kurucusu Victor Ananias’ın öncülüğünde Türkiye’nin ilk organik pazarı  Şişli %100 Ekolojik Pazar kurulduğunda, sağlıklı ve güvenilir gıda, kentteki tüketicinin sofrasındaki yerini almaya başladı. Bugün, ikisi mevsimlik, beşi sürekli açık olmak üzere,  İstanbul’da Şişli, Beylikdüzü, Bakırköy, Kartal, Küçükçekmece ile Kayseri’de Talas ve Kocasinan’da kurulan toplam yedi %100 Ekolojik Pazar sayısı, İzmit %100 Ekolojik Pazar’ın açılışıyla sekize çıkarak ekolojik gıda hareketi ve ekolojik gıda kültürü yaygınlaşmasını sürdürüyor.

15259437_10154715685101870_6611374116958259785_o

İzmit %100 Ekolojik Pazar’ın açılışıyla, Türkiye’de on beş olan organik pazar sayısı da on altıya çıkmış oluyor.

15272030_10154715685151870_3101722093413234770_o

 

20-25 arası organik gıda üreticisi ve yaklaşık 80 tezgâh kapasitesiyle, Cumartesi günleri, 41Burda AVM’de kurulacak olan İzmit %100 Ekolojik Pazar sayesinde İzmit halkı, organik sertifikalı, güvenilir ve sağlıklı gıda ile tanışmış olacak.

Tüketici hakkını koruyan, güvenilir gıda

Buğday Derneği, hem organik ürüne güveni sağlamak ve tüketicinin hakkını savunmak, hem de üreticiler arası haksız rekabetin önüne geçmek için, %100 Ekolojik Pazarlar modeli ve standartlarını oluşturarak Belediyelere organik pazarlar konusunda danışmanlık hizmeti sunmakta. Organik tarımda, her üreticinin ayrı ayrı her bir ürünü için hasat miktarı kayıt altına alınıyor ve satışlara dair izlenebilirlik, organik tarım esaslarının başında geliyor. Buğday Derneği de oluşturduğu web tabanlı veri kayıt ve stok takip programı ile pazara giren ve satılan tüm ürünleri kayıt altında tutuyor ve sertifika kuruluşuna bildirerek üreticinin, hasat miktarından satılan ürünün düşümünün yapılmasını sağlıyor. Bakanlık, sertifika kuruluşları, Buğday Derneği ve Belediyeler yasal sorumlulukları çerçevesinde tohumundan gübresine, ilaç kalıntısından satış miktarına organik tarım üreticisini denetliyorlar. Hem üretim hem pazar aşamasında düzenli zirai ilaç, antibiyotik gibi maddelerin analizleri yapılmakta. %100 Ekolojik Pazarlar düzenli olarak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl ve İlçe teşkilatları tarafından da denetlenmektedir.

15220049_10154715684901870_8786879817327937918_n15168717_10154715685011870_8497195208893952240_o

%100 Ekolojik Pazarlar’ın sayısal verileri:

Haziran 2006’da 48 tezgâhta 25 üretici ve esnafla başlayan Şişli %100 Ekolojik Pazar, 10. yılında 307 (yemek hariç) tezgâhta 76 üretici ve esnafla büyümeye ve gelişmeye devam ediyor. Şişli %100 Ekolojik Pazar’da, yılda 700 ton civarında ekolojik taze sebze ve meyve satılıyor. Kartal % 100 Ekolojik Pazarı da 2015 yılında, bir önceki yıla göre % 26.48’lik artış göstererek yıllık sebze-meyve satışını 271 tona yükseltmiştir. 2013 yılı haftalık taze-sebze meyve ortalama satış değeri: 4 ton iken 2015 yılında bu rakam 5.312 ton’a yükselmiştir.

Kayseri’de mevsimsel açılan Kocasinan ve Talas %100 Ekolojik Pazarları bu yılı, toplam 249.130 kg sebze ve meyve satışı ile kapattı. Bunun, 183.511,46 kg’ı Kocasinan, 65.619 kg’ı ise Talas %100 Ekolojik Pazarı’na ait.

Mersin Mut’tan, İzmir Seferihisar’a, Antalya Çıralı’dan, Ankara Kalecik’e; toplam 428 üreticinin taze sebze ve meyvesi %100 Ekolojik Pazarlar sayesinde tüketiciye ulaşmakta.

Tarım Bakanlığı 2015 verilerine göre ise Türkiye’de doğadan toplama dahil 515.268 hektar alanda 70.000 e yakın üretici 1.829.289 ton organik ve organik tarıma geçiş süreci ürünü üretmekte veya hasat etmektedir.

10 Kas

Kayseri %100 Ekolojik Pazarlar Sezon Kapanışını Yaptı!

Kayseri %100 Ekolojik Pazarlar Sezon Kapanışını Yaptı! 

Kamu, sivil toplum işbirliğinin başarılı örneklerinden biri olan, Kayseri Talas ve Kocasinan Belediyeleri, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği ve Kayseri Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl Müdürlüğü işbirliği ile sezonluk açılan Talas ve Kocasinan %100 Ekolojik Pazarları, Ağustos başından Ekim ayı sonuna dek Kayserili organik gıda müşterisiyle buluştu.

Ekolojik tarımı yaygınlaştırmak; üreticiyi örgütlemek, teşvik etmek, pazarlama sorununu çözmek ve paralelinde tüketiciyi bilinçlendirmeyi gerektiriyor. Kayseri İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından yürütülen, 73 çiftçi ile 1.240 da alanda sebzecilik ve 1.000 da alanda meyvecilik ve bağcılığın yapıldığı,  “Organik Tarımın Yaygınlaştırılması ve Kontrolü” projesi kapsamında üretime başlayan üreticilerin ürünlerinin pazarlanması için, 2013’te açılan Kocasinan ve 2014’te açılan Talas % 100 Ekolojik Pazarları sezonluk olarak hizmet veriyor,  Ağustos ayı başında açılıp Kasım ayı içinde kapanıyor.

img_3645

Buğday Derneği tarafından hazırlanan veri kayıt ve takip programı sayesinde üretici ve ürünlere ait verilere kolaylıkla ulaşılabiliyor. Bu verilere göre, Kayseri’de sezonluk hizmet veren iki ekolojik pazarda satışlar 2014 yılına (190 ton) oranla 2015 yılında, yaklaşık yüzde 27 oranında artış gösterdi.

İki pazarda 2015’te, toplam 240 bin 795 kg sebze-meyve satıldı. 2016 verileriyse; Kocasinan,183.511,46 kg  ve Talas, 65.619 kg sebze-meyve satışı ile, toplam, 249.130 kg sebze ve meyve satışı gerçekleşti.

11825741_877608545620892_6724189857839818426_n

Ekolojik Pazarlar’la Organik Sektör de Büyüyor

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği tarafından 2006 Haziran’ında İstanbul’da, Şişli – Feriköy ile başlatılan % 100 Ekolojik Pazarlar projesi, ekolojik tarım ve ürünlerinin Türk toplumu tarafından tanınması ve iç pazarda talep oluşmasında öncü olmuştur. %100 Ekolojik Pazarlar’la birlikte ekolojik tarım ve ürünleri toplum tarafından daha çok bilinmeye başladı, yediğimiz gıdaya yönelik farkındalık ve bilinç arttı. İç pazara yönelik üretim, çeşit, miktar ve kalitenin artmasıyla sektör zenginleşti.  Türkiye, organik et ve türevleri, süt türevi ürünler, yerli kozmetik ürünler, birçok gurme ürün, ithal kozmetikler, çikolatalar, ekolojik temizlik malzemeleri, helva, çörekotu gibi bitkisel yağlar vs ile bu proje sonrasında tanışabildi.

Bugün, ikisi mevsimlik, beşi sürekli açık olmak üzere, İstanbul’da Şişli, Beylikdüzü, Bakırköy, Kartal, Küçükçekmece ile Kayseri’de Talas ve Kocasinan’da kurulan toplam yedi %100 Ekolojik Pazar ile ekolojik gıda hareketi ve ekolojik gıda kültürü yaygınlaşmayı sürdürüyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, sağlıklı ve güvenilir gıdanın soframızdaki yerini alması için çalışmalarına devam ediyor.

İletişim: Ceren C. Gündoğan

Tel: (0216) 3499933

ceren@bugday.org

www.bugday.org

 

15 Eyl

Kayseri’de %100 Ekolojik Pazarlar Ağustos’ta Açılıyor!

Kayseri, sezonluk olarak açılan iki organik pazar ile öncü il olma misyonunu sürdürüyor. Kayseri Talas ve Kocasinan Belediyeleri, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği ve Kayseri Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl Müdürlüğü işbirliği ile bir yıl ara ile açılan iki % 100 Ekolojik Pazar, üreticinin de tüketicinin de yüzünü güldürüyor. 3 Ağustos Çarşamba günü Talas ve 7 Ağustos Pazar günü de Kocasinan % 100 Ekolojik Pazarları açılıyor.

İki pazarda 2015’te, toplam 240 bin 795 kg sebze-meyve satıldı. Pazar günleri  kurulan Kocasinan’da 139.181,35 kg, Çarşamba günleri kurulan Talas’ta 101.614,10 kg.

Buğday Derneği tarafından hazırlanan veri kayıt ve takip programı sayesinde üretici ve ürünlere ait verilere kolaylıkla ulaşılabiliyor. Bu  verilere göre, Kayseri’de sezonluk hizmet veren iki ekolojik pazarda satışlar 2014 yılına (190 ton) oranla 2015 yılında, yaklaşık yüzde 27 oranında artış gösterdi.

11825741_877608545620892_6724189857839818426_n

Ekolojik tarımı yaygınlaştırmak; üreticiyi örgütlemek, teşvik etmek, pazarlama sorununu çözmek ve paralelinde tüketiciyi bilinçlendirmeyi gerektiriyor. Kayseri İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından yürütülen “Organik Tarımın Yaygınlaştırılması ve Kontrolü” projesi kapsamında üretime başlayan üreticilerin ürünlerinin pazarlanması için bir yıl arayla, 2013’te açılan Kocasinan ve 2014’te açılan Talas % 100 Ekolojik Pazarları  sezonluk olarak hizmet veriyor, Ağustos ayı başında açılıp Kasım ayı içinde kapanıyor.

Ekolojik Pazarlar’la Organik Sektör de Büyüyor

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği tarafından 2006 Haziran’ında İstanbul’da, Şişli – Feriköy ile başlatılan % 100 Ekolojik Pazarlar projesi, ekolojik tarım ve ürünlerinin Türk toplumu tarafından tanınması ve iç pazarda talep oluşmasında öncü olmuştur. %100 Ekolojik Pazarlar’la birlikte ekolojik tarım ve ürünleri toplum tarafından daha çok bilinmeye başladı, yediğimiz gıdaya yönelik farkındalık ve bilinç arttı Ayrıca sektör zenginleşti. İç pazara yönelik üretim, çeşit, miktar ve kalite arttı. Türkiye, organik et ve türevleri, süt türevi ürünler, yerli kozmetik ürünler, birçok gurme ürün, ithal kozmetikler, çikolatalar, ekolojik temizlik malzemeleri, helva, çörekotu gibi bitkisel yağlar vs ile bu proje sonrasında tanışabildi.

Organik Tarımın Yaygınlaştırılması ve Kontrolü

Kayseri Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü tarafından yürütülen ”Organik Tarımın Yaygınlaştırılması ve Kontrolü” Projesi kapsamında, Kayseri’de 73 çiftçi ile 1.240 da alanda sebzecilik ve 1.000 da alanda meyvecilik ve bağcılık yapılmaktadır. Bu proje sayesinde üretilen organik ürünler Kayseri Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, Kocasinan Belediyesi, Talas Belediyesi ve Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği ile Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin birlikte açtığı, Kocasinan Erciyesevler ve Talas Yenidoğan %100 Ekolojik Pazarlarında tüketicilere ulaşmakta. 55 üretici ile hizmet verecek olan bu iki organik pazardan Talas Yenidoğan %100 Ekolojik Pazarı  3 Ağustos 2016  tarihinde, Kocasinan Erciyesevler  %100 Ekolojik Pazarı ise, 7 Ağustos 2016 tarihinde halkımıza hizmet vermeye başlayacaktır.

IMG_3520