Kategori: Anasayfa-Haberler

25 May

%100 Ekolojik Pazarlar’da yeni döneme adım adım. Şişli’de Hayri İnönü ile kahvaltı

Buğday Derneği öncülüğünde 2006 yılında açılan Şişli %100 Ekolojik Pazar, artık daha katılımcı, şeffaf bir yönetime sahip. 2017 yılında kurulan Türetici ve Üretici Komisyonları ile pazarın işleyişi ve yönetimine pazar müşterileri, üreticiler, Belediye ve Buğday Derneği birlikte karar veriyorlar.

12 Mayıs Cumartesi günü Şişli %100 Ekolojik Pazar’a ziyarete gelen Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, komisyon üyeleri ile tanışarak birlikte kahvaltı etti ve pazarla ilgili komisyon üyelerinin düşüncelerini ve isteklerini dinledi. Pazarın sıkıntılarını ve çözüm önerilerini konuşmak üzere en yakın zamanda komisyonların ve Hayri İnönü’nün katılacağı bir toplantı yapılmasına karar verildi.

25 May

“Doğal” teriminin gıda etiketlerinde pazarlama malzemesi olarak kullanılması yasaklansın!

Gerçekten doğal mı?

GDO’lu yemlerle beslenen hayvanların sütünden elde edilen yoğurt paketlerinin üzerine “doğal” yazılmasını ya da üretiminde Dünya Sağlık Örgütü tarafından ”muhtemel kanserojen” olarak rapor edilmiş glifosat kullanılan sebze ve meyvelerin “doğal” kabul edilmesini istemiyoruz.

Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği çerçevesinde hazırlanmış olan “Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Hakkında Kılavuz”un içeriğindeki “doğal” ve aynı anlama gelen “tabii”, “natürel” ve “natural” terimlerinin izin verilen kullanım esasları, tüketicide sağlıklı, müdahale edilmemiş ürün algısı yaratarak tüketiciyi yanıltabilecek ve organik tarım açısından haksız rekabete yol açabilecek koşullar içeriyor.

Kılavuz, pastörize süt, UHT süt, siyah çay, bitki çayları, yumurta, bal, kahve ile taze, kurutulmuş ve dondurulmuş meyve-sebze, yoğurt gibi ürünlerde “doğal” ifadesinin kullanılmasına izin veriyor.

Türk Dil Kurumu’na göre “doğal”; doğada olan, doğada bulunan, doğada rastlandığı gibi, doğaya uygun olan, doğa güçlerine, kurallarına uyan, tabii, natürel, kendiliğinden olan, insan eliyle yapılmamış, yapay karşıtı anlamlarına geliyor. Tüketici algısına daha yakın olan bu tanıma göre, endüstriyel koşullarda üretilmiş hiçbir gıdanın “doğal” olması mümkün değil ve bu şekilde etiketlenmiş gıdalar tüketicide sağlıklı, müdahale edilmemiş, hatta organik ürün algısı yaratabiliyor.

“Doğal” teriminin mevcut teknik tanımı ile halk arasındaki “doğal” algısı ve TDK’daki “doğal” tanımı arasındaki fark, tüketici hakları ve rekabet açısından sıkıntıya yol açıyor ve bu durum ilgili yönetmelik ve kılavuzun amaç ve ilkeleriyle de örtüşmüyor.
Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği’nin ilk maddesinde “Bu Yönetmeliğin amacı, algı farklılıkları ve bilgi gereksinimleri dâhil gıda hakkında bilgilendirme açısından tüketicilerin üst düzeyde korunmasına ilişkin kuralları belirlemektir” deniliyor.

İlgili kılavuzun genel uygulama esaslarında ise “Gıdalar, tüketiciyi yanıltmayacak şekilde ve satın alacak kişinin bilinçli bir seçim yapabilmesini sağlayacak biçimde etiketlenmeli ve tanıtılmalıdır. Gıdanın etiketlenmesi, tanıtımı ve reklamı bu doğrultuda açık ve bilgilendirici olmalıdır,” deniliyor.

Buna karşın, “doğal” kelimesinin tanımı üzerinde üretici firmalar ve tüketiciler arasında ortak bir algıdan söz edilemediği için, etiket üzerinde kullanımı tüketicinin korunması açısından sakıncalar doğuruyor.

Yönetmeliğin, amacına hizmet etmesi, haksız rekabetin önüne geçilmesi ve tüketici haklarının korunması açısından ilgili Kılavuz’da ve gerekiyorsa yönetmelikte bir an önce değişiklik yapılmasını öneriyoruz.

Önerdiğimiz değişiklikler şöyle:

  • Bölüm 1 Madde 5 ve Bölüm 2 Madde 1’in yeniden düzenlenmesini, “doğal” kelimesinin kullanımına hiçbir şekilde müsaade edilmemesini,
  • “Doğal” kelimesinin gıda etiketlerinde pazarlama malzemesi olarak kullanımının yasaklanmasını,
  • Genel Uygulama Esasları Madde 3’e göre bir etiketin veya tanımlamanın yanıltıcı olarak kabul edilip edilmeyeceği değerlendirilirken gıdanın etiketlenmesi, tanıtımı, sunumu ve reklamının bir bütün olarak ele alınması gerektiğinden, “doğal” çağrışımı yapacak görsel malzeme kullanımına (örneğin, konvansiyonel süt ve süt ürünleri ambalaj ve reklamlarında kapalı sistemde yetiştirilen inek yerine, merada otlayan inek görseli kullanılarak yanıltıcı biçimde doğal algısı yaratılması) izin verilmemesini talep ediyoruz.

 

Ek: Konuyla ilgili Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin detaylı açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz.

Not: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’ne Buğday Derneği olarak yukarıdaki taleplerimiz ile ilgili yazdığımız dilekçeye Müdürlük tarafından yapılan geri dönüşte, “Yönetmelik ve Kılavuzun esas amacı, dilekçenizde belirtildiği gibi tüketicilerin doğru bilgilendirilmesi olup, Kılavuzun revizyon çalışmalarında ”doğal” ifadesinin kullanımına ilişkin görüşleriniz değerlendirmeye alınacaktır” cevabını aldık. Bu konuda, sizlerin de desteği ile gerekli hassasiyetin gösterilip, gerekli değişikliklerin yapılacağına inanıyoruz.

25 May

Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar’da başkanla kahvaltı ve yeni adımlar

Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay, üreticiler, müşteriler ve Beylikdüzü Belediyesi çalışanları ile Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar’da hep birlikte kahvaltı ettik ve pazarımızı nasıl geliştireceğimizi konuştuk.

Sağlıklı gıdaya erişimin en kısa yolu olan pazarımızı daha bilinir kılmak ve pazarımızın kapasitesini artırmak için tüm %100 Ekolojik Pazar bileşenleri olarak hep birlikte daha çok çalışma sözü verdik.

Belediye aynı dönemde iki mühendisini ve bir BEYAŞ personelini pazar projesinde görevlendirdi ve Buğday Derneği’nden gerekli eğitimi almalarını sağladı.

25 May

Çocukların sevgilisi çilek market ve pazarda yerini aldı! Peki çilekte asıl sakınmamız gereken hormon mu yoksa zirai zehirler mi?

Çocukların sevgilisi çilek market ve pazarda yerini aldı!

Peki çilekte asıl sakınmamız gereken hormon mu yoksa zirai zehirler mi?

EWG (Environmental Working Group)’nin ABD Tarım Bakanlığı verilerinden hareketle derlediği habere göre çilek sakınmamız gereken zehirli sebze ve meyveler listesinde birinci sırada. Bu sebeple EWG, tüketicileri organik çilek almaya çağırıyor.

Çilekte hormon olması ise gıdada doğru bildiğimiz yanlışlar listesinde herhalde ilk sıralarda olsa gerek…

EWG’nin analizine göre, ABD Tarım Bakanlığı’na bağlı bilim adamlarının 2015-2016 yıllarında yapmış oldukları testlerde, diğer tüm ürünlerde her bir numune ortalama 2.1 farklı pestisit kalıntısı içerirken, bu oran çileklerde 7.8 olarak tespit edildi.

ABD Tarım Bakanlığı’nın yapmış olduğu bu testler, çileğin, tarlada toplandıktan sonra ve yemeden önce yıkansalar bile, pestisit kalıntılarından arınmadığını gösteriyor ki günümüzde kullanılan nerede ise tüm zirai zehirler artık sistemik, yani meyvenin bünyesine giren zehirler.

Ocak 2015-Ekim 2016 tarihleri arasında ABD Tarım Bakanlığı 1174 konvansiyonel çileği test etti. Bu testlerin sonuçları özetle şöyle:

-Hemen hemen tüm örneklerde (%99) en az bir pestisit türü kalıntısı tespit edildi.

-% 20’sinde 10 veya daha fazla pestisit türü kalıntısı tespit edildi.

-Bu örneklerin en kirlisinde 22 farklı pestisit kalıntısı vardı.

-Çilek örneklerinin tamamında çeşitli kombinasyonlarda 81 farklı pestisit kalıntısı tespit edildi.

Çileklerde tespit edilen pestisitler ne kadar tehlikeli?

Tespit edilen pestisitlerin bazıları insan sağlığı açısından tehlikesiz. Ancak bazıları kanser, üreme ve gelişimsel hasar, hormon bozukluğu ve nörolojik problemlerle bağlantılıdır.

Pestisitlerden kaçınmak isteyenler için, EWG her zaman organik olarak yetiştirilen meyveleri tüketmelerini tavsiye ediyor.

Organik çilek bulabileceğiniz %100 Ekolojik Pazar adreslerini buradan görebilirsiniz: http://ekolojikpazarlar.org/

Doğru bildiğimiz yanlış: Çilekteki hormon…

Çilekte hormon kullanımı “gıdada doğru bildiğimiz yanlışlar” listesinde herhalde ilk sıralarda yer alıyor. Çilekte ne ürünü döllemek için ne de irilik için hormon kullanılmıyor. Çilek kendini dölleyen bir meyve. İriliğin sebebi ise çileğin çeşidi ile ilgili. Son yıllarda kullanılan çilek çeşitleri ise ihracat başta uzun mesafelere dayanıklı olabilmesi için üretilen çoğu ABD kaynaklı çeşitler. Bu çeşitlerin iriliği hormon değil ırksal olan bir özellik. Çilekte iriliğin ikinci bir sebebi ise hasat yılı ile ilgili. İlk yıl ekilen çilekler ilk sene iri taneler yaparken, ikinci ve üçüncü yıllarında daha küçük ürünler vermekte. Hem iri ürün alabilmek için hem de çilekte görülen kökte gelişen hastalıklar sebebi ile çilekler özellikle güney bölgelerimizde her yıl sökülüp yeni fideler dikilmekte ve dolayısı ile tüketici pazarda, markette iri çileklerle karşılaşmakta.

25 May

Araştırmalar kanıtlıyor: Organik tarım dünyayı doyurabilir! Genel Müdürümüz Batur Şehirlioğlu TEB Kobi TV’ye konuk oldu…

Araştırmalar kanıtlıyor: Organik tarım dünyayı doyurabilir!
Genel Müdürümüz Batur Şehirlioğlu TEB Kobi TV’ye konuk oldu…

Araştırmalar kanıtlıyor: Organik tarım dünyayı doyurabilir!

Araştırmalar kanıtlıyor: Organik tarım dünyayı doyurabilir!Genel Müdürümüz Batur Şehirlioğlu TEB Kobi TV'ye konuk oldu…

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği paylaştı: 22 Nisan 2018 Pazar

 

25 May

ORGANİK TARIMLA İLGİLİ ÖNYARGILARDAN KURTULALIM!

Organik tarım ve üreticileri sürekli önyargıların kurbanı olmakta ve yeterli bilgi, belge olmadan, yeterli donanıma sahip olmayan kişilerce eleştirilmektedir. Halk, böyle bir bilgi kirliliği içerisinde, sağlıklı gıdayı bırakın, doğru bilgiye ulaşmakta bile zorluk yaşıyor.

Organik tarım bugün uluslararası boyuta ulaşmış ve sektör haline gelmiş olabilir, ancak hala Türkiye gibi ülkelerde organik tarım yapan üreticilerin büyük çoğunluğunu küçük üreticiler oluşturuyor. Türkiye’de 70.000’e yakın organik tarım üreticisi bulunuyor. Ama bunların çoğu ihracat amaçlı fındık, incir, kayısı, çekirdeksiz üzüm vs yetiştiren üreticiler. Buğday Derneği veri tabanına göre ise iç pazara yönelik, ağırlıklı olarak ürünleri organik pazarlarda veya dükkanlarda müşteriler ile buluşan taze sebze meyve üreticisi sayısı 600 civarında; yani %1’in altında. Ve bu %1 ağırlıklı olarak küçük üreticilerden oluşuyor.

İşte haksız yere, yeterli donanıma sahip olmadan yapılan bu karalamalar, önyargılı ithamlar ve bilgi kirliliği ile birleşince bundan etkilenen, zarar gören Türkiye olarak el birliği ile sahip çıkmamız gereken bu 600 üretici oluyor; yoksa ihracat yapan büyük çoğunluk bundan hiç etkilenmiyor.

Gelin önyargıları bırakalım, organik pazarlara, üreticilerin arazilerine gidelim, onlara konuk olalım. Hangi tohumları kullanıyorlar, nasıl zirai mücadele yapıyorlar, üretim maliyetleri ne, bu haksız karalamaları okuduklarında neler hissediyorlar, hangi şartlarda üretim yapıyorlar, ürünlerinin hepsini pazarlayabiliyorlar mı, onlardan dinleyelim.

Çeşitli zamanlarda çekmiş olduğumuz, bir kısmını daha önce yayımlamadığımız aşağıdaki videoları izleyerek sizi onlara kulak vermeye davet ediyoruz. Üreticilerimizi ise kendi sorunlarını anlattıkları benzer videoları bize göndermeye davet ediyoruz.

Yerel tohumlar, toplum destekli ekolojik tarım projeleri, iç pazar için emek veren organik tarım üreticileri ve ekolojik yaşam kültürünün her hanede, her çocuğun zihninde filizlenmesi için çalışmaya devam edeceğiz.


Erdal Ersöz, patateste tek bir zararlı ile ekolojik yöntemlerle mücadelede yetersiz kaldığı için her sene organik patateslerinde ciddi kayıplara uğruyor. Zaten suni gübre kullanmadıkları için yaşadıkları verim kaybına bu da eklenince, üretim maliyetleri yükseliyor. Dünyada en çok kullanılan zirai zehir olan ot ilaçlarını kullanmayıp sürekli çapa için verilen işçilik de maliyetlerini artırıyor. Oysa onlar da sağda solda haksız yere itham edildikleri gibi, Monsanto’nun meşhur ot ilacı glifosatı kullanabilirlerdi, değil mi? Ama buna mevzuattan önce vicdanları izin vermiyor. Her hafta Afyon Başmakçı’dan kendi araçları ile İstanbul Şişli %100 Ekolojik Pazarı’na gelip gitme maliyeti de buna eklenince, organik patatesi 5-6 TL’nin altında satmak imkansız hale geliyor.
 
https://youtu.be/D8XnheypBdU,
 

Necmi Nacak Beypazarı’nda organik tarım yapıyor. Bu videoyu çekmeden birkaç yıl önce 40 dönüm kavunlarını, tek bir kelebek çeşidi zararlısı ile ekolojik yöntemlerle mücadele edemedikleri için tarlada bıraktı ve kavun üretiminden vazgeçti.

Diğer videolar için sitemizde videolar bölümüne bakabilirsiniz.

25 May

ORGANİK PAZAR ÇALIŞTAYI VE ORGANİK PAZARLARDA SON DURUM

Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Organik Pazar Çalıştayı” 4-5 Nisan 2018 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşti.

Organik Pazar Çalıştayı’na Buğday Derneği ile birlikte birçok sivil toplum kuruluşu, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü Tarım Ürünleri Ticareti Dairesi Başkanlığı, bilim insanları, üreticiler, organik pazar esnafı, İstanbul %100 Ekolojik Pazar müşteri temsilcileri, kontrol ve sertifika kuruluşu temsilcileri, organik pazarların açıldığı belediye temsilcileri ile aynı bölgelerin Gıda ,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl ve İlçe teşkilatı temsilcileri katıldı.

Çalıştay’da, İyi Tarım Uygulamaları ve Organik Tarım Daire Başkanlığı tarafından organik pazarlar ile ilgili hazırlanan yönerge katılımcıların görüşüne sunuldu; organik pazar deneyimleri paylaşıldı, üretici ve esnafın sorunları, organik pazarların yaygınlaştırılması değerlendirildi.

Organik Pazar Çalıştayı’nın ilk günü Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu’nun yapmış olduğu “Organik Semt Pazarlarına İlişkin Sivil Toplum Kuruluşu Deneyiminin Paylaşılması” konulu sunum, tüm katılımcılardan büyük ilgi görmüş; sunumda organik pazarların, üretici ve esnafların, organik tarım sektörünün sorunlarına değinilmiş, çözüm önerileri getirilmiştir.

Çalıştayın ikinci günü organik ürünlerde izlenebilirlik ve denetimler, üretici ve esnaf sorunları, organik pazarların geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması başlıkları altında oturumlar düzenlenmiş, organik pazar yönerge taslağı üzerine çalışılmıştır.

Organik pazarların bugünkü durumu

İlki 2006 yılında Buğday Derneği projesi olarak Şişli Belediyesi ortaklığı ile açılan organik pazarların sayısı bugün 18’e ulaşmış durumda. 2010 yılında 5957 sayılı “Sebze ve meyveler ile yeterli arz ve talep derinliği bulunan diğer malların ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun” ve 2012 yılında “Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik” Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca çıkartıldı. Bu kanun ve yönetmelik ile belediyelerin münhasıran organik ürünler satılan pazarlar açabileceği hükme bağlandı ve organik pazarlar birkaç madde ile sınırlı olsa da bu yönetmelikte yer aldı. Ancak organik pazarları, denetimler başta olmak üzere, diğer semt pazarlarından ayıran birçok husus organik pazarlara ait ayrı bir mevzuatı gerektiriyor.

Organik tarım sektörünün öncüsü %100 Ekolojik Pazarlar*

2006 yılında 45 tezgâhta 25 üretici ve esnafla başlayan Şişli %100 Ekolojik Pazar’da, 2018’e gelindiğinde 80 üretici ve esnaf, ekolojik ürünleri 340 tezgâhta alıcısıyla buluşturuyor. Şişli’de ilk yıl 3-5 ton civarında olan haftalık taze sebze-meyve satışları bugün, haftalık ortalama 15 ton, yılda 750 ton civarında. Pazar, her cumartesi günü, perakende müşterileri haricinde 30’un üstünde dükkân, e-ticaret sitesi ve diğer organik pazarların esnafına da ürün tedarik kanalı oluyor. %100 Ekolojik Pazarlar ve diğer organik pazarlar sayesinde bugüne kadar 600’e yakın organik taze sebze ve meyve üreticisinin ürünü alıcısıyla buluştu.

Türkiye’ye organik ürünü tanıtan, ekolojik ürün üreticisiyle, kullanıcısını buluşturan ekolojik pazarlar, bir yanda 2006’ya kadar ihracat odaklı olan organik ürün sektöründe iç pazarın gelişmesini sağlarken diğer yanda organik ürün iç pazarında mevzuat eksikliklerinin giderilmesini ve tarladan tezgâha izleme ve hassas kontrol mekanizmalarındaki eksiklerin ortaya çıkmasını da sağlayarak, organik ürün sektörünün izlenebilirlik konusunda kendisini yenilemesine ön ayak oldu. Üreticiden tüketiciye sunulan hizmet sayesinde belgenin de ötesinde bir güvence sunarken organik ürün fiyatlarının da daha makul seviyelere inmesini sağladı. İç pazara yönelik ürün çeşitliliği arttı. Türkiye, organik süt türevi ürünler başta olmak üzere, birçok ürünle organik pazarlar sayesinde tanıştı. Organik pazarlar üreticinin bir araya gelmesini ve örgütlenmesini sağladı. Son on yılda birçok organik tarım derneğinin kurulmasına vesile oldu.

Bugün altısı %100 Ekolojik Pazar olmak üzere ve ikisi mevsimlik 18 organik pazar hizmet vermekte. Bunlar İzmit, Kayseri Kocasinan (mevsimlik), Şişli, Kartal, Bakırköy ve Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazarları, Bursa Nilüfer, İzmir Bostanlı ve Balçova, Eskişehir Tepebaşı, Burhaniye (mevsimlik), Ankara Ayrancı ve Çayyolu, Adana Çukurova, Konya Meram, Eyüp, K.Çekmece ve Kadıköy organik pazarları. Ayrıca Sürmeli köyü Samsun da kurulan pazardan organik bitkisel ürünlere ulaşmak mümkün.

Ekolojik Pazarlar hakkında daha detaylı bilgiyi buradan edinebilirsiniz: www.ekolojikpazarlar.org

Ekolojik üretimin gelişmesi için neler yapılmalı?

Bugün gelinen noktada organik tarım iç pazarının gelişebilmesi için artık organik tarımın bir hükümet politikası haline gelmesi gerekiyor. Milli tarım politikamızın Türk milletinin de sağlıklı organik ürünler yiyebilmesinin önünü açacak şekilde stratejiler içeriyor olması gerekiyor. Organik tarımın ihracat odaklı yapıdan çıkartılması gerekiyor.

Türkiye’de organik üretim yapan 70.000’e yakın üreticinin sadece 600 kadarı yani %86’sı iç pazara, organik pazarlara ürün tedarik ediyor. Bu sebeple bu üreticilere yönelik pazarlama şartlarından tarımsal desteklemelere ve mevzuatta pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor.

Sayısı 18 olan, üreticiden tüketiciye pazarlama anlamına gelen organik pazarların sağlıklı, güvenilir bir yapı ile yaygınlaştırılması, geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Bugüne kadar ne yazık ki 11 organik pazar kapandı. Mevcut 18 pazarın ise 8’ine katılan üretici veya esnaf sayısı 2 ila 7 arasında. Geriye kalan 10 pazardan ikisi de mevsimlik yani yaz sezonunda 3 ay açık kalan pazarlar. Bu sebeple bugüne kadar organik ürünlerin ülke içinde yaygınlaşması ve tanıtımına en büyük katkıyı sağlamış organik pazarlara yönelik, ilgili bakanlıklarca çıkarılacak mevzuatlarda pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor.

Daha çok kişinin daha uygun fiyatlara organik ürünlere ulaşabilmesi ancak bu üreticilerin ve organik pazarların desteklenmesi ile mümkün. Ulaşılabilirlik sorununun önüne geçilebilmesi için Kayseri, Adana, Konya gibi illerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca yürütülen Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması projelerinin diğer illerde de yaygınlaştırılması gerekiyor.

Organik tarım üreticisinin tohumdan fideye, organik mücadele malzemelerinden organik sertifikalı gübreye kadar girdi sorununun ARGE projeleri ile desteklenmesi gerekiyor. Bu konuda TÜBİTAK’tan TAGEM’e, üniversitelerimizden, enstitülerimize tüm kurumlara ve özel sektöre büyük sorumluluklar düşüyor. Organik tarım konusunda girdi üretimine yönelen kamu ve özel kurumlara araştırma ve yatırımları için daha fazla destek verilmesi gerekiyor.

Tüketicinin tüketim alışkanlıklarında sağlıklı ekolojik ürünler yönünde köklü değişikliklerin yapılabilmesi için organik tarımın ne olduğu ve ne olmadığının kamuoyuna, ilgili bakanlık, sivil toplum örgütleri, bilim insanları, odalar ve üretici birliklerince çok iyi anlatılması, belediyelerin organik pazarlara sadece organik ürün satılan bir alan değil, sosyal ve kültürel anlamda da bir dönüşüm alanı olarak bakması, belediyelerce organik pazarların yönetimi için üretici ve tüketicinin de içinde olduğu katılımcı yapılar kurulması, siyaset alanından sanat dünyasına toplumda öncü ve marka olmuş kişilerin bu konuya destek vermesi gerekiyor.

25 May

Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz! İşte zehir listesi

Sağlık Bakanlığı, 2011-2016 yılları arasında kanserden ölümlerin dünya ortalamasının üstünde olduğu Antalya, Ergene ve Dilovası’nda geniş çaplı bir araştırma yaptı. Kanser vakalarında çevre kirliliğinin rolüne ışık tutan çalışmanın sonuçları kamuoyuna açıklanmış değil. Bakanlığın halktan gizlediği çalışmada insan sağlığını tehdit eden pestisitin taze fasulye, biber, hıyar, marul, maydanoz, çilek, erik ve elmada maksimum kalıntı limitlerini çok aştığı ortaya çıktı. Sularda ise yine kanserojen etkisi bilinen hidrokarbon kalıntıları tespit edildi.

Dünya Sağlık Örgütü dünya genelinde kanserden ölümlerin oranı yüzde 16 olarak belirtiliyor; yani her altı ölümden birinin nedeni kanser.

Türkiye’de ise her sekiz ölümden birinin nedeni (yüzde 13) kanser. Ancak bölgeden bölgeye büyük farklar var. Örneğin Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne’de yaklaşık her dört ölümden biri, Kocaeli Dilovası bölgesinde (yüzde 37) her üç ölümden ve Antalya ilinde ise her 10 ölümden birinin nedeni kanser.

Kanserojen (kansere yol açan) kimyasallara uzun süre maruz kalmak kanser hastalığının en önemli nedeni. Kansere yol açan etkenlerin çevresel ortamlarda ne miktarda bulunduğu, insanların bu etkenlere ne miktarda maruz kaldığı ve bu maruziyetin ne kadar sürdüğü gibi faktörler kanser hastalığının görülme sıklığının bölgeden bölgeye farklılık göstermesine neden oluyor.

Kanserojen maddeleri bünyemize nasıl alırız?

Bir halk sağlıkçısı gözüyle bakıldığında bedenimizin sınırları dışında kalan her şey dış çevreyi oluşturur. Deriyle temas, soluma, yeme ya da içme yoluyla dış çevrede bulunan toksik etkili kimyasal maddeleri bünyemize alırız.

Zehirli veya kansere yol açan kimyasal maddeler dış çevrede doğal olarak nadiren bulunur. Genellikle tarımsal ve endüstriyel faaliyetlerden açığa çıkarlar. Bu faaliyetlerin yoğun olduğu bir bölgenin toprağı, suyu, havası, gıda ürünleri kansere yol açan kimyasal maddelerle kirletildikçe o bölgede yaşayan insanlar arasında kanser hastalıklarının görülme sıklığının artması kaçınılmazdır. Kocaeli Dilovası ve Ergene Nehri Havzası gibi yaşam alanlarının kansere neden olan kimyasal maddelerle en fazla kirletildiği yerlerde kanser hastalıklarının sık görülmesinin en önemli nedeni budur.

Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz! İşte zehir listesi

Ergene Nehri Havzası ve Kocaeli Dilovası

Ergene Nehri Havzası’nda Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli illeri yer alıyor. Bu illerde yer alan sanayi tesisleri açığa çıkardıkları atık suları herhangi bir kimyasal arıtma yapmadan nehre boşaltıyorlar. Nehir aşırı yağışlar sonucu taştığında bütün Ergene Ovası zehirli kimyasal maddelerle kirleniyor. Bu zehirli maddeler yeraltı sularına ve yetiştirilen gıda ürünlerine de bulaşıyor. Marmara Denizi’ne dökülen akarsu denizdeki kabuklu canlılardan balıklara bütün yaşam formlarına zehirli kimyasal maddelerin bulaşmasına neden oluyor. Ülkemizin kanser tartışmalarında öne çıkan bir başka bölgesi ise Kocaeli ilinde yer alan Dilovası. 2011’de Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu Dilovası’ndaki kimyasal kirliliğin anne ve bebeklerin vücutlarına sağlığa zararlı ağır metallerin geçmesine neden olduğunu açıklamıştı. Bu açıklama nedeniyle yerel idarecilerin suçlamasına maruz kalan ve hakkında dava açılan Hamzaoğlu, 2016’da üniversitedeki görevinden KHK ile çıkarıldı. Şimdi tutuklu ama toplumsal barış mücadelesini yılmadan sürdürüyor –selam olsun-.

[Haber görseli]

1318 örneğin yüzde 40’ında kimyasal kalıntı bulundu

Gıdalardaki zehir

Araştırmada 1380 gıda ve 1440 su örneği çalışıldı. Gıdalarda 332 farklı pestisitin kalıntısı araştırıldı. Hormonal sistem bozucu olarak nitelenen 106 pestisitin tamamı analiz kapsamındaydı.

Kocaeli’nden alınan toplam 283 örneğin yüzde 38’inde, Antalya’dan alınan 572 örneğin yüzde 60’ında ve Ergene bölgesinden alınan 463 örneğin yüzde 14’ünde pestisit kalıntısı tespit edildi. Gıdalarda en çok pestisit kalıntısı çıkan il Antalya oldu.

Pestisit kalıntı analizi yapılan 1318 gıda örneğinin yaklaşık yüzde 60’ında pestisit kalıntısı çıkmadı; yüzde 40’ında ise en az bir pestisit olmak üzere 73 çeşit pestisit kalıntısı tespit edildi.

Sağlığa zararı kesin

Analiz edilen örneklerin yüzde 17.3’ünde mevzuatın izin verdiği maksimum kalıntı sınır değerinin (MKL) üzerindeki miktarlarda pestisit kalıntısı saptandı. Maksimum kalıntı sınır değerlerini aşan pestisitlerin sağlığa zarar vereceği kesindir. Dolayısıyla 5 farklı ile yayılan onlarca çeşit gıda ürününün analiz edildiği bu çalışmanın ülke genelindeki gıdalarda çok ciddi bir pestisit kalıntısı sorununa işaret ettiği söylenebilir. Bu konuda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yurt genelinde yapılan çalışmalarda mevzuatta belirtilen sınır değerleri aşan pestisitlerin oranının yüzde 2-3 aralığında olduğu açıklanıyordu.

Ancak bu açıklamanın doğru olmadığı ve ortada ciddi bir sorun olduğu aşikâr.

Araştırmada maksimum kalıntı sınır değerlerini aşan ürünlere dair bilgiler tabloda yer alıyor.

Ancak mesele sadece maksimum kalıntı sınırını aşan ürünler değil. Bir gıda ürününün hepsi de mevzuattaki sınır değerlerin altında kalan birden fazla sayıda pestisit içermesi durumunun da sağlık sorunu yaratacağı düşünülmelidir. Bu soruna yarın değineceğim.

[Haber görseli]

BAZI SULARDA HİDROKARBON KALINTILARI VAR

Araştırmada 5 ildeki 1440 farklı yerleşim noktasından alınan kaynak ve depo suları da analiz edildi. Bu sularda kansere neden olan PAH bileşikleri ile bazı pestisitlerin kalıntıları araştırıldı. Polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) iki ya da daha fazla benzen halkasına sahip kansere yol açan kimyasal maddelerdir. Petrol kirliliği, yağ, kömür, katran atıklarında bulunur ve fosil yakıtları başta olmak üzere çeşitli maddelerin yanması sonucu açığa çıkarlar. Doğada 100’ün üzerinde PAH bileşiği bulunsa da gıdalar ve sularda nadiren tespit ediliyorlar. Araştırmada kanserojen etkisi daha fazla olan 16 PAH bileşiği araştırıldı. Analiz edilen su örneklerinin 19 tanesinde (yüzde 1,3) PAH kalıntıları tespit edildi. İllere göre dağılım tabloda yer alıyor.

Su örneklerinde Asenaften, Asenaftelen, Floren, Naftalin ve Fenantren olmak üzere 5 adet PAH bileşiğinin kalıntısı tespit edildi. Antalya’dan alınan su örneklerinin hiçbirinde PAH bileşiği kalıntısı çıkmadı. En çok PAH kalıntısı tabloda da görülebileceği gibi Ergene havzasından alınan su örneklerinde çıktı. Yüzde 1.3’lük kirlilik oranı düşük görülmemeli; çalışmanın bütün bir yıla yayılmadığı; belli bir zaman diliminde yapıldığı dikkate alınmalı. Tespit edilen PAH kirliliği her hâlükârda çevre kirliliğinin bir göstergesidir.

[Haber görseli]

Bakanlığın gizlediği araştırma

Sağlık Bakanlığı’nın 2011-2016 arasında yürüttüğü bir araştırma projesi Ergene ve Dilovası’ndaki kanser vakalarında çevre kirliliğinin rolüne büyük ışık tutuyor.

Araştırma “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli İllerinde Çevresel Faktörlerin ve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Projesi” başlığını taşıyor.

Araştırmada Ergene Nehri Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli, Tekirdağ illeri; Dilovası bölgesinin de içinde bulunduğu Kocaeli ve Antalya’da yapıldı. Bu illerde yaşayan insanlardan ve yerleşim bölgelerinden alınan binlerce örnekte kanser hastalıklarına neden olan kimyasal maddeler araştırıldı. Araştırmanın amacı çevresel ortamlardaki kanserojen madde kirliliğinin ne düzeyde olduğunu ve o bölgelerde yaşayan insanların soludukları hava, içtikleri su, yedikleri gıdalarla bünyelerine kansere neden olan kimyasal maddeleri alıp almadıklarını belirlemekti. Köy ve mahalle bazında binlerce yerleşim bölgesinden örnekler alındı.

Antalya ilinde sanayi faaliyetleri yok. Dolayısıyla Ergene Havzası ve Kocaeli bölgesinde sanayi faaliyetlerinden ve zehirli atıklardan kaynaklanan kanserojen madde kirliliğini sanayinin olmadığı bir bölge ile kıyaslamak amacıyla seçildi.

Çalışmada neler analiz edildi?

Çalışmada toprak, su, gıda, hava, atık su ve Saroz, İzmit ve Antalya körfezindeki deniz suyu, kabuklu deniz canlıları ve balıklarda kansere yol açan kimyasal maddelerin kalıntıları araştırıldı.

Bunun yanı sıra yüksek gerilim hatlarından doğan kanser riski; atık su arıtma tesislerinden deşarj edilen su ve akarsuların dip çamurları da analiz edildi. Havadaki toz parçacıklarına yapışan ve solunum yoluyla bünyemize aldığımız kanserojen kimyasalların araştırılması gibi çok spesifik araştırmalar bile yapıldı. Sadece su ve gıda örneklerinin sayısı 3000 civarında ve sadece bu örneklerde yapılan toplam analiz sayısı 15 bin.

Araştırma çalışmasında binlerce hanede yapılan anket çalışmaları ile ailelerin soy geçmişlerinde kanser vakalarının görülüp görülmediği belirlendi. Aynı hanelerde yaşayan insanların vücutlarından alınan örneklerde ağır metal ve eser elementlerin bulunup bulunmadığı da analiz edildi. Aynı bölgelerden alınan hava, toprak, yeraltı ve yerüstü suları ve çeşitli gıda örneklerinde kanserojen kimyasal maddelerin ne düzeyde bulunduğu araştırıldı.

Araştırma sonucunda bütün çalışmalar üst üste konularak bir haritalama tekniği ile kanser vakalarının yoğun olduğu bölgelerde kanserojen-kimyasal kirliliğinin de yoğun olup olmadığına bakıldı. Araştırma projesi çalışma sahasının genişliği ve kapsadığı nüfus (5-10 milyon arası) açısından dünyanın en büyük halk sağlığı çalışmalarından biri.

2015 sonunda saha çalışması bitti

Araştırma farklı akademik ekiplerce yürütülen pek çok araştırma projesinden oluşuyor. Gıdalar ve sularla ilgili araştırma projelerinde ben görev almıştım. Çalışmalar 2015 sonu itibarıyla büyük oranda bitmişti. Her halükârda projenin sonuçlarının 2017 yılı içinde Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanması gerekiyordu. Ancak bu yapılmadı. Bakanlığın milyonlarca insanın sağlığını ilgilendiren bu araştırmanın son derece kapsamlı ve vahim sonuçlarını kamuoyundan gizlediğini düşünüyorum.

Gıdalar ve sularla ilgili çalışmada Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası bölgelerinde yetiştirilen gıdaların ve su kaynaklarının çevresel kirleticilerle ne ölçüde kirlendiğinin saptanması ve bu kirleticilerin insan sağlığına etkilerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştı. Bu çerçevede gıdalarda ve sularda ağır metaller, polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) ve pestisitler gibi bazı çevresel kirlilik parametrelerinin çeşitli ürünlerdeki kalıntı düzeyleri araştırıldı.

Bu yazı dizisinde elde edilen bazı çarpıcı sonuçlara yer vereceğim.

Bülent Şık – Cumhuriyet

25 May

İleri Dönüşüm Atölyesi Kartal %100 Ekolojik Pazarda

Eski t-shirtlerinizi kapın, bez çantanızı kendiniz yapın!

Kartal Belediyesi, Buğday Derneği ve UpcycleTurkey işbirliğiyle gerçekleştireceğimiz İleri Dönüşüm Atölyemizde, Derya Yenilmez eğitmenliğinde eski t-shirtleri kesip biçeceğiz, istediğimiz gibi boyayıp süsleyip kendimize birer bez çanta yapacağız. Plastik poşetle doğaya zarar vermek yerine, kendi bez çantamızı kullanacağız.

Gelirken eski t-shirtlerinizi yanınızda getirmeyi unutmayın!

Etkinliğimiz ücretsizdir!
Tarih: 15 Nisan Pazar
Saat: 11.00
Yer: Kartal %100 Ekolojik Pazar / Buğday Derneği Standı (Hükümet Konağı Caddesi, Kartal meydanı, Kartalbaba geçidi yanı)

25 May

ENDÜSTRİYEL TARIMIN DAHA VERİMLİ OLDUĞU ALGISI BİR ALDATMACA

Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Özel Raportörü Prof. Dr. Hilal Elver Milliyet Gazetesi’nden Gürkan Akgüneş’in sorularını yanıtladı ve gıda güvenliği, endüstriyel tarım konularında çeşitli açıklamalar yaptı.

Avrupa ülkelerinin organik tarıma yöneldiğini belirten Prof. Dr. Hilal Elver, endüstriyel tarımın daha verimli olduğu bilgisinin bir aldatmaca olduğunu söyledi. Elver’in açıklamaları şöyle:

“Endüstriyel tarımda verim hesabı kısa zamanda hektar başına ne kadar üretim elde edildiğine göre ölçülüyor. Ancak uzun dönemde fazla kimyasal kullanımı nedeniyle toprağın kalitesi düşüyor, biyolojik çeşitlilik ve verim azalıyor. Ayrıca üretilen gıdanın vitamin ve besin değerinde düşüşler olduğundan sağlık riski artıyor. Aniden gelen şoklar da endüstriyel tarıma daha fazla zarar veriyor. Yani risk yüksek. Yine yoğun makine kullanımı işsizlik yaratıyor. Sözün kısası daha verimli algısı evet bir aldatmaca.”

İşlenmiş gıdadaki tehlikeye dikkat çeken Elver; “Market rafında uzun süre durabilecek, katkı maddeli, bol şeker ve tuzlu, doymuş yağ bulunan ürünlerden uzak durma bilincini yaymalıyız.” dedi.

Organik üretimin, dünyada hızla artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamayacağını iddia eden konvansiyonel tarım savunucularının aksine, bilimsel araştırmalar da organik tarımın dünyayı besleyebileceğini kanıtlıyor. Konuyla ilgili haberimizi ise buradan okuyabilirsiniz.

Gürkan Akgüneş’in Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Özel Raportörü Prof. Dr. Hilal Elver ile röportajının tamamını ise buradan okuyabilirsiniz.