Kategori: Anasayfa-Haberler

23 Ağu

Türkiye Organik Ağı kuruldu

Türkiye’de organik üretimi geliştirmek için çalışan kurum ve kuruluşlar Türkiye Organik Ağı’nda bir araya geldi.

Organik ürünler ve girdilerinin üretiminden tüketimine tüm aşamalarda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların arasında dayanışma ve işbirliğini sağlamak amacıyla kurulan Türkiye Organik Ağı (TORA), yerel ve ulusal düzeyde yapılacak faaliyetler ile organik tarıma yönelik farkındalığı artırmak için çalışacak.

Türkiye Organik Ağı’nın kurucularından Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) Başkanı Prof. Dr. Uygun Aksoy, ağın, farklı deneyim, kapasite ve ölçekte faaliyet gösteren STK ve benzeri yapı ve kişileri ortak paydada buluşturduğunu belirtti. Aksoy, Türkiye Organik Ağı’nın önemine ilişkin şunları söyledi: “İzmir’den Erzurum’a, İstanbul’dan Mersin’e ülkemizin farklı coğrafyalarından STK, kuruluş veya kişiler, yerel ya da ulusal sorunlara Ağ çatısı altında ortak çözüm geliştirebilecek ve iyi uygulamalar yakın işbirliği ile hızla artacaktır. Günümüzde doğal varlıklar kıtlaşırken sağlığın sağlıklı bitki, hayvan, doğru beslenme ve sağlıklı çevre ile yerel ve küresel ölçekte ayrılmaz olduğu ortaya çıkmıştır. Ülkemizde 35 yıldır organik tarım yapılmasına rağmen, bu çoğunlukla ihracat odaklı olmuş, iç pazarda istenen gelişme maalesef sağlanamamıştır. Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği olarak ülkemizde organik tarım ve ekolojik yaşamla doğrudan veya dolaylı ilgili çok sayıda sivil toplum örgütü, komite, komisyon, topluluk veya kişinin olduğunu ve birlikte daha üretken ve büyük bir güç olabileceğimizi gördük. Tam o sırada Zehirsiz Sofralar Platformu, söz konusu kişi ve kuruluşlar arasındaki yakınlaşma için uygun bir ortam sağladı ve Türkiye Organik Ağı bu çerçevede kurulan ilk ağ oldu.”

Ekolojik, sağlıklı, adil ve sürdürülebilir bir gelecek için çalışırken tarım ve gıdanın, dolayısıyla organik tarımın her zaman öncelikli olarak gündemlerinde olduğunu belirten Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu, Zehirsiz Sofralar’ın herkesin hakkı olduğunu söyledi. Şehirlioğlu ağla ilgili olarak, “Tarım zehirleri (pestisitler), fenni gübreler, petrokimyasallara dayalı günümüz tarımı hem sofralarımıza sağlıksız gıdalar koymamıza sebep olmakta, hem de tarım toprakları, su kaynakları, doğa ve tüm canlılar için bir tehdit oluşturmakta. Bu konvansiyonel-endüstriyel tarım sistemi sürdürülemez. İşte bu noktada organik tarım alternatifler tarım sistemleri arasında ön plana çıkmakta. Dünya’da organik tarım hızla gelişirken ne yazık ki ülkemizde son 13 yılda gelişmeye başlayan iç pazar durgunlaştı, son bir iki yıldır organik tarım üretim verilerimizde de düşüş görülüyor. Türkiye Organik Ağı’nın Türkiye’de organik tarımın gelişmesi için önemli bir adım olacağına ve katkı sunacağına inanıyoruz.” dedi.

TORA’ya üyelik açık olup isteyen tüm kişi ve kuruluşlar, temel ilkelere ve ortak protokole uygun olarak Ağ’a üye olabiliyor. TORA ile ilgili güncel bilgilere www.tora.org.tr adresinden erişilebiliyor.

Türkiye Organik Ağı Üyeleri

  • Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği (Buğday Derneği)
  • CTR Uluslararası Belgelendirme ve Denetim Ltd. Şti.
  • Doğal Yaşam Derneği (DYD)
  • Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Birliği Derneği (DOGTARBESBİR)
  • Ebru’s House
  • Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO)
  • Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği (KAPTAR)
  • Manisa Çölyak ve Organik Beslenme Derneği (ÇÖL-ORG)
  • Mersin Kadın Girişim Üretim ve İşletme Kooperatifi
  • Molu Tarım Hayvancılık Gıda Ticaret ve San. A.Ş.
  • Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER)

Fotoğraf: Bahar Aslan – Buğday Gönüllü İletişim Ekibi

18 Ağu

%100 Ekolojik Pazarlar güvencesiyle sağlıklı alışveriş

Tarım zehirleri açısından sıfır kalıntılı* ürünlerin adresi %100 Ekolojik Pazarlar İstanbul, İzmit ve Kayseri halkına hizmet vermeye devam ediyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin danışmanı olduğu İstanbul’daki Bakırköy, Beylikdüzü, Kartal, Şişli %100 Ekolojik Pazarlar ve Büyükyalı Organik Semt Pazarı; İzmit %100 Ekolojik Pazar; mevsimlik olarak kurulan Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’daki ürünlerin rutin olarak denetlenmesi ve analiz çalışmaları salgın döneminde de devam ediyor. Buğday Derneği, belediyeler ve Tarım ve Orman Bakanlığı İl ve İlçe Müdürlükleri tarafından farklı ürün gruplarından alınan numuneler akredite laboratuvarlarda inceleniyor.

Buğday Derneği ve belediyelerin salgın döneminde, bal, pirinç, elma, armut, muz, kayısı, kiraz, çilek, limon, domates, hıyar, patlıcan patates, soğan, taze soğan, bezelye, kabak ve biber çeşitlerinden aldığı 19 numunenin analiz sonuçları temiz çıkarken; bir üreticinin pazara gönderdiği elma ve armutta kalıntı bulunması üzerine, %100 Ekolojik Pazarlar Esnaf Komisyonunca ilgili üreticinin ürünlerinin ekolojik pazarlarda satışına son verildi ve ilgili üreticinin denetimlerinden sorumlu kontrol ve sertifikasyon kuruluşuna bilgilendirme yapıldı.

Geçmiş yıllarda, Esnaf Komisyonu tarafından benzer sebeplerle ürünlerinin ekolojik pazarlarda yer almasına izin verilmeyen bir kiraz üreticisinin, başka bir organik pazarda satışa sunduğu ürünlere yönelik ilçe belediyesi tarafından bu sene yapılan denetimlerde kalıntı bulunduğunun açıklanması üzerine, gerçekleştirilen bu uygulamanın ne kadar sağlıklı ve güvenilir olduğu görülüyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın elma, armut, patates, kabak, hıyar ürünlerinden yine aynı dönemde aldığı toplam 6 numune temiz çıktı. Kabak, kayısı, limon, maydanoz, biber, patlıcan, fasulye, armut, ceviz, semizotu, havuç, portakal, domates ürünlerinden toplam 13 numunenin analiz sonuçları ise Buğday Derneği ve Esnaf Komisyonu tarafından takip ediliyor. Kalıntılı bir sonuç çıkması durumunda, konu ilgili kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarına, belediyelere ve komisyona aktarılıyor, gerekli işlemlerin yapılması sağlanıyor.

Hem tüketicinin hem de dürüst üreticilerin haklarını korumak adına yapılan denetimler ve analizler, %100 Ekolojik Pazarlar’ın açıldığı günden beri düzenli olarak sürdürülüyor. Benzer hassasiyet ve denetimler, ilgili Bakanlık ve kontrol ve sertifikasyon kuruluşları tarafından arazilerde, depolarda, pazarlama noktalarında düzenli ve habersiz olarak yapılıyor. Kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarınca yapılan bu denetimler sadece analizlerle sınırlı olmayıp, her bir üreticinin kullandığı tohumdan, gübreye; zirai mücadele yönteminden, toprağı korumak için yaptığı mücadeleye kadar her şey kontrol altında tutuluyor, kayıt altına alınıyor. Her bir üreticinin pazara sunduğu tüm ürünler için hasat miktarı kayıt altına alınıyor, satış miktarları bu miktarlardan düşülerek stok takibi yapılıyor. Bu sebeple, %100 Ekolojik Pazarlar’a gelen her ürüne ait mali belge ve miktar bilgileri haftalık olarak ilgili kontrol ve sertifika kuruluşlarına bildiriliyor.

Sağlıklı, güvenilir gıda herkesin hakkı. Buğday Derneği sağlıklı ve güvenilir gıda için çalışmalarına devam ediyor.


*Organik tarım ürünlerinde, konvansiyonel ürünlerde olduğu gibi maksimum kalıntı limiti bulunmuyor, sıfır kalıntı olması gerekiyor.

17 Ağu

Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar 8. yılında

Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Kayseri İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Kocasinan Belediyesi iş birliği ile 2013 yılından beri kurulan ve mevsimlik olarak hizmet veren Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı, 9 Ağustos’ta sezonu açtı.

Organik üretim yapan çiftçilerin ürünlerini pazarlayabilmesi için kurulan ve sezonluk olarak hizmet veren Kocasinan %100 Ekolojik Pazar, üreticiler ile temiz gıdaya erişmek isteyen tüketicileri mevsim sonuna kadar her Pazar günü Erciyesevler Pazar Alanı’nda bir araya getirecek.

Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği müteşebbisliğince, Kayseri’de toplam 11 İlçede 45 üretici ile 900 dekarlık alanda organik sertifikalı üretim yapılıyor.

Organik ürün bereketi her geçen yıl artıyor

Kurulduğundan bu yana organik tarım sektörünün öncü girişimlerinden biri olan Kocasinan %100 Ekolojik Pazar, açıldığı günden beri hem Kocasinan halkına hem de Kayseri’nin çeşitli ilçelerinden gelen müşterilere hizmet veriyor. Yeni üreticiler ve mevcut üreticilerin yeni ürünleri ile her geçen gün organik ürün bereketini daha da arttıran Ekolojik Pazar’da geçen sezon 187.261,30 kg. taze sebze ve meyve satışı ile 716.545 TL gelir elde edilirken, son beş yılın toplam taze sebze ve meyve satışı 821.363,56 kg.’a ulaşmış durumda.


Kayseri Kocasinan
%100 Ekolojik Pazar
Taze sebze ve meyve
Toplam satış (KG)
Taze sebze ve meyve
Ciro (TL)
2015 139.181,35 327.704,50
2016 183.511,46 477.383,00
2017 151.817,10 394.645,00
2018 159.592,35 591.293,00
2019 187.261,30 716.545,00
TOPLAM 821.363,56 2.507.570,5

Buğday Derneği tarafından hazırlanan web tabanlı veri kayıt ve takip programının sonuçlarını değerlendiren Buğday Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’daki ürün fiyatlarına dikkat çekti ve şu açıklamalarda bulundu: “Görülüyor ki devlet, üretimi; yerel yönetimler de sivil toplum örgütlerinin katkıları ile organik pazarları destekler, üretim ve tüketimde yerellik sağlanarak organik pazarlar üreticiden tüketiciye hale gelirse, organik ürünlerdeki fiyatlar da aşağı çekilebiliyor. Kayseri organik pazar fiyatları İstanbul, Ankara ve İzmir’deki organik pazarların nerede ise yarısı bir bedel. Buğday Derneği olarak Tarım ve Ormancılık Bakanlığımızı ve yerel yönetimleri işbirliği içinde hem üretim hem pazar ayağı bir arada olacak şekilde organik tarımı desteklemeye çağırıyoruz. Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar modelinin yaygınlaşmasını temenni ediyoruz.”



Zehirsiz pazarlar mümkün

Ekolojik tarım, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içeren bir tarım şekli olduğu için tarım zehiri pestisitler, hormonlar ve kimyasal gübrelerin kullanılmadığı, sürdürülebilir ve en yaygın yöntem. Ekolojik tarım yöntemi ile üretilen ürünlerde GDO kullanımı kesinlikle yasaktır.

Sadece organik sertifikalı ürünlerin satıldığı %100 Ekolojik Pazarlar, ekolojik tarımın yaygınlaşmasıyla birlikte, gelecek kuşaklar için daha yaşanabilir bir dünya ve sağlıklı bir toplum yolunda dönüşüme hizmet ediyor.

Türkiye’de ekolojik ürünlerin ve pazarların yaygınlaşmasına ön ayak olan Buğday Derneği’nin öncülüğünde, Şişli’den sonra Kartal, Bakırköy ve Beylikdüzü’nde; İstanbul dışında ise Kayseri Kocasinan’da ve İzmit’te %100 Ekolojik Pazarlar açıldı. Böylece ekolojik ürünler daha çok tanınır, bilinir ve ulaşılabilir hale geldi.


 

Her şey kayıt altında ve izlenebilir

Buğday Derneği, oluşturduğu %100 Ekolojik Pazar Standartları ile organik pazarların sağlıklı işleyen ve güvenilir bir model olarak yaygınlaşmasına öncülük ederek, üstlendiği bu rolü, hazırladığı internet veritabanı ile daha da ileriye taşıyor. Yerel yönetim yetkilileri, ürünlerin satış verilerini tarih, satıcı, üretici, ürün, çeşit, miktar, fiyat ve mali belgeler bazında kayıt altına alıyor. Ayrıca %100 Ekolojik Pazarlar’da satılan tüm ürünlere ait sertifikalara ekolojikpazarlar.org adresinden ulaşılabiliyor.

Belediyelerin yanı sıra, Buğday Derneği ve Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından da denetimleri yapılan Pazarlar’da, düzenli olarak ürünlerden numune alınarak akredite laboratuvarlara gönderiliyor. Kalıntı çıkan veya sertifika kapsamı dışında ürün sattığı tespit edilen üreticiler ve esnaf pazardan men ediliyor.

Sağlıklı gıda için organik tarım desteklenmeli

Endüstriyel tarımda kullanılan tarım zehirleri, başta anne karnındaki bebekler ve çocuklar olmak üzere, insan sağlığını tehdit ediyor. Pestisitlerin gıdalarda bıraktığı kalıntı, bu gıdaları tüketen insanlarda akut ya da kronik, pek çok sağlık sorununa yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl en az 3 milyon kişi pestisit zehirlenmesine maruz kalıyor ve büyük çoğunluğunu tarım sektörü çalışanlarının oluşturduğu 20 bin kişi yanlış pestisit uygulamaları nedeniyle hayatını kaybediyor.

Pestisitler insanlarda kısırlık, üreme sağlığı bozuklukları, hormonal sistemde ve sinir sisteminde bozulmalar ve kanser gibi sağlık sorunlarına yol açıyor. Epidemiyolojik ve moleküler çalışmalar, tarımsal, ticari, ev ve bahçe uygulamalarında kullanılan pestisitlerin kanser riskini artırdığına dair önemli kanıtlar sunuyor. Pestisitlere maruz kalma ile prostat kanseri, bazı lenfoma çeşitleri, lösemi ve meme kanseri arasında güçlü bağlantılar olduğunu gösteren çok sayıda yayın bulunuyor. Bir başka önemli mesele, toksikolojik çalışmaların sadece tek bir toksik kimyasal maddenin yol açtığı sağlık sorunları üzerine odaklanması. Oysa tarımsal üretimde kullanılan yüzlerce çeşit pestisit var ve gıdalarımızda birden fazla sayıda pestisit kalıntısı çıkması oldukça muhtemel.


Zehirsiz Kampanya’yı buradan imzalayarak destek olabilirsiniz.


Araştırmalar, endüstriyel, yoğun tarımda kullanılan pestisitler ve sentetik kimyasal gübrelerin, yanlış toprak işleme uygulamalarının toprağı fakirleştirdiği, yeraltı sularını kirlettiği için sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Petrol ve ürünlerine dayanan bu tarım sistemi toprağın tuzlanmasına sebep olmakta, küresel iklim değişikliğini de ciddi biçimde etkilemektedir. Ayrıca zamanla hastalık etmenleri ve böceklerin pestisitlere karşı direnç geliştirdikleri, dirençli tür sayısının arttığı tespit edilmiştir.

Organik üretimin, dünyada hızla artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamayacağını iddia eden konvansiyonel tarım savunucularının aksine, bilimsel araştırmalar organik tarımın dünyayı besleyebileceğini kanıtlıyor. Sağlıklı, güvenilir gıda hakkının korunması ve doğanın sürdürülebilirliğini sağlamak için organik tarım ve organik ürünler desteklenmesi gerekiyor.

11 Ağu

%100 Ekolojik Pazarlar Projesi’nde çalışacak ekip arkadaşı arıyoruz

Buğday Derneği, %100 Ekolojik Pazarlar Projesi’nde çalışacak ve ekolojik yaşam konusundaki çalışmalarına katkı sunacak ekip arkadaşı arıyor.

İş Tanımı:

· Tüketici, üretici, pazar esnafı, belediye ve ilgili bakanlıklarla ilişkilerin yürütülmesine yardımcı olmak.
· Haftanın 3 günü (pazarlar hafta sonu kurulduğu için cumartesi ve pazar dahil) %100 Ekolojik Pazarlar’da denetim yapmak ve hakla ilişkiler çalışmasına destek olmak.
· Veri kayıt, dokümantasyon işlerini yapmak.
. Mesleği gereği Buğday Derneği’nin diğer proje ve çalışmalarına destek vermek, eğitim, danışmanlık faaliyetlerine katkıda bulunmak.

Not: Mesainin yüzde sekseni %100 Ekolojik Pazarlar’da geçecektir. Çalışma yeri İstanbul’dur.

Aranan Özellikler:

· Tercihen ziraat veya gıda mühendisi;
· hafta sonları, akşam geç saatlerde, sabah erken saatlerde, açık havada ve kış koşullarında da çalışabilecek;
· ekolojik yaşam ve ekolojik tarım konularına ilgili;
· tercihen İngilizce bilen
· MS Office programlarını iyi derecede kullanabilen;
· insan ilişkilerinde başarılı, takım çalışmasına uyumlu, dinamik
· erkek adaylar için askerlikle ilişiği olmayan
· seyahat engeli (birkaç günlüğüne şehir dışına çıkmaya, köy evlerinde kalmaya engeli) olmayan;
· tercihen arazi ve üretim deneyimi olan.

Niyet mektubu bizim için çok önemli. Bu nedenle, CV’lerin, bir niyet mektubuyla birlikte, “%100 Ekolojik Pazar” konu başlığıyla, cv@bugday.org adresine gönderilmesini rica ederiz.

Son başvuru tarihi: 29.08.2020

Başvurular sadece e-mail yoluyla kabul edilecek, pozisyon ile ilgili detaylar adaylara görüşmelerde açıklanacaktır.

18 qV_

Organik üretim krizlere rağmen büyüyor

Yoğun tarımsal girdi (tarım zehiri, kimyasal gübre) kullanımına ve uzun tedarik zincirlerine dayalı endüstriyel tarım sistemi sorunlara çözüm sunmak yerine krizi daha da derinleştirerek küresel bir boyuta taşırken, salgın nedeniyle insanların bağışıklık sistemlerini kuvvetlendirmek amacıyla sağlıklı beslenmeye yönelmesi, organik gıda sektörü için önemli sonuçlar doğuruyor.

Dünya genelinde pandemiye dönüşen koronavirüs tarım ve gıda sektörünün önemini bir kez daha ortaya koydu. Uzmanlar, koronavirüs ile mücadelede alınacak önlemlerin yanı sıra dengeli ve doğru beslenmenin önemine işaret ederken, insan bedenini hastalıklara karşı koruyan ve bağışıklık sistemini güçlendiren gıdaların nasıl yetiştirildiğine de dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. AB tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, ekolojik meyve ve sebzeler en az yüzde 40 daha fazla antioksidan ve daha yüksek seviyede demir ve çinko içeriyor. Çünkü ekolojik üretimde yetiştirilen ürünler daha az “zorlanıyor”, yani büyümeleri genellikle daha yavaş oluyor, böylece organizmalar bileşimlerini sentezlemeye zaman bulabiliyor.

Tüketicilerin sofrasına gelen gıda konusunda tercihlerini gözden geçirmeye başlamasıyla beraber, doğaya uyumlu ve toprağa zarar veren zehirli kimyasalların kullanılmadığı organik gıdalara yönelik talep de artıyor. Sektörün uzmanları, sağlıklı beslenmeye yönelik talebin kalıcı olacağını ve organik pazarın önemli bir büyüme göstereceğini belirtiyor.

Verilerle organik tarım ve gıda pazarının geleceği

Dünyada ve Türkiye’de tüketicilerin sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşma yolundaki çabaları sürerken, sürekli artan girdi maliyetleri ve çevresel sorunlar nedeniyle çiftçiler de kimyasal-yoğun endüstriyel tarımdan vazgeçerek organik veya diğer doğa dostu yöntemlere yöneliyor. Yaşanılan salgın sürecinde sağlığın her şeyin önüne geçmesi bağışıklık sistemini güçlü tutmak için organik beslenmenin önemini bir kez daha açığa çıkarmış oldu.

Üretici ve tüketici taleplerine bağlı olarak organik gıda pazarında istikrarlı bir gelişim ve büyüme gerçekleşmiş durumda. Organik Tarım Araştırmaları Enstitüsü (FİBL) ve Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM)’ın dünyada organik tarımın mevcut durumunu ortaya koyduğu son raporda, 2018 yılı verilerine göre dünya genelinde 2.8 milyon üretici 71.5 milyon hektar alanda organik tarım yapıyor. (1)

Kıtalara göre toplam organik alanlarına karşılaştırmalı olarak bakıldığında %50’lik bir pay ile Okyanusya’yı görmekteyiz. Onu %22 ile Avrupa, %11 ile Latin Amerika ve %9 ile Asya izliyor. En geniş organik tarım alanına sahip ülke listesinde Avusturalya 35.687 milyon hektarla ilk sırada yer alırken, Türkiye de son 10 yılda organik tarım arazisi alanını %98,3 arttırarak 646 bin hektara kadar genişletti.

Sahip olduğu toplam tarım arazisinde organik tarım alanının payı en yüksek olan kıtalar %8,6 ile Okyanusya ve %3,1 ile Avrupa’dır. Ülke sıralamasında, bir Avrupa ülkesi olan Lihtenştayn %38,5 ile ilk sırada yer alıyor. Türkiye ise %1,7 ile bu sıralamanın gerisinde kalmıştır.

186 ülkeden derlenen veriler, küresel ölçekte organik tarım arazilerinin önemli ölçüde arttığını, buna paralel olarak organik üretim yapan çiftçi sayısı ve organik perakende satışlarının da artmaya devam ettiğini gösteriyor. Organik gıda piyasası 2018 yılında dünya genelinde yaklaşık 97 milyar avroluk bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Organik ürünler açısından ülkeler arasında en büyük pazarı 40.6 milyar avro ile ABD oluşturuyor. Onu Almanya (10.9 milyar avro), Fransa (9.1 milyar avro) ve Çin (8.1 milyar avro) takip ediyor. Avrupa Birliği’ne bir bütün olarak baktığımızda, organik pazar büyüklüğü 37,4 milyar avroyu buluyor. Avrupa bölgesinin toplam hacmi ise 40.7 milyar avro.

Raporda yayımlanan 2018 verilerine göre, dünya genelinde organik gıda ve içeceklere en yüksek kişi başı harcama (312 avro) İsviçre ve Danimarka’da yapıldı. Onları (231 avro) İsveç ve (221 avro) Lüksemburg izliyor. Türkiye’de bu rakam 1 avronun altında kalıyor.

Türkiye özellikle AB’ye yönelik ihracata dayalı olarak gerçekleştirdiği organik üretimi ile giderek büyüyen organik gıda sektöründeki yerini koruyabiliyor olsa da; tarımsal ürün çeşitliliği, zengin ekosistemi, uygun arazi yapısı, iş gücü ve uluslararası ticaret açısından sahip olduğu rekabet avantajlarına kıyasla pazardaki payı potansiyelinin çok altında seyrediyor.

Organik gıda tarafındaki verilere biraz daha yakından bakacak olursak: Türkiye 1996 yılında 8 adet organik ürün üretirken, bugün artık 79 bin 563 üretici ile birlikte 646 bin hektar alanda yaklaşık 250 farklı çeşit ürün üretiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye genelinde 2008’de 530 bin ton olan organik bitkisel üretim miktarı (geçiş süreci dahil) 2018’de 2 milyon 371 bin tona yükselmiş durumda. Türkiye aynı zamanda; İtalya, Almanya, Hollanda, ABD, Japonya, İngiltere ve Kanada başta olmak üzere 40’tan fazla ülkeye organik ürün ihraç ediyor.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, 2018 yılında 95 milyar doları aşan ve geçtiğimiz yıl 100 milyar doların üzerine çıkan küresel organik gıda satışlarının bu yıl %25’in üzerinde büyümesi ve beş yıl içinde 150 milyar dolarlık bir pazara ulaşması bekleniyor. Organik Ticaret Birliği (OTA), ABD’de organik gıda satışlarının 50 milyar doların üzerine çıktığını ve 2020 yılı ilkbahar döneminde satışların %20’den fazla arttığını bildirdi. Öte yandan, Çin’de organik gıda pazarının 2022 yılında 31 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşması öngörülüyor. (2)

Avrupa pestisitlere dayalı tarım sisteminden vazgeçiyor

Mevcut tarım ve gıda sisteminin sürdürülemeyeceğini kabul eden Avrupa Komisyonu yayımladığı Çiftlikten Çatala (F2F) ve Biyoçeşitlilik (BDS) strateji dökümanlarında, biyoçeşitliliği ve toplum sağlığını Avrupa Gıda Politikası’nın merkezine alan ve pestisit kullanımını azaltmaya yönelik hedefler belirlediğini açıkladı. Hem F2F hem de BDS’de ortaya konan çaba ile 2030 yılına kadar pestisitlerin genel kullanımının ve yüksek derecede tehlikeli pestisit kullanımının %50 azaltılması, pestisitlerin agroekolojik uygulamalarla değiştirilmesi, 2030 yılına kadar AB’nin tarım arazilerinin %25’inin organik tarıma ayrılması ve nihayetinde pestisitlerin AB kentsel yeşil alanlarında da yasaklanması hedefleniyor.

AB Komisyonu’nun kararını değerlendiren IFOAM EU (Avrupa Birliği Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu) Başkanı Jan Plagge, çevreye kanıtlanmış faydalarının yanında, başarılı bir ekonomik model olan organik tarımı sürdürülebilir gıda sisteminin temeli haline getirmenin doğru bir karar olduğuna dikkat çektiği açıklamasında: “İklim ve biyolojik çeşitlilik krizini ele almak ve tarım sistemlerimizi daha dayanıklı hale getirmek istiyorsak AB tarımını dönüştürmemiz gerekiyor. F2F stratejisi, AB vatandaşlarının gıda sistemimizin geleceğine dair açık bir görüş sağlıyor.” dedi. (3)

IFOAM AB Grubuna göre, OTP’nin mevcut kırsal kalkınma politikaları veya eko-şemalar gibi yenilikçi araçları sayesinde organik dönüşüm ve onarımın kazancına yönelik gerekli bütçeyi sağlaması durumunda, AB’deki organik tarım arazilerinin %25’e ulaşması mümkün. Danimarka gibi ülkelerde itme-çekme yaklaşımının organik tarımı arttırmada başarılı olduğu kanıtlanmıştır. Dolayısıyla, promosyon programları ve yeşil kamu alımları yoluyla okullarda ve hastanelerde organik ürünlerin payını artırmak gibi talep yönlü önlemleri dahil etmek akıllıca bir seçim olarak görülüyor.

Türkiye organik tarımda hedef büyüttü

“Organic Foods & Beverages – Global Market Trajectory & Analytics” raporuna göre küresel organik gıda ve içecek pazarı 2025 yılına kadar yıllık ortalama yüzde 14.8 büyüme gösterecek. Bu dönem içinde Avrupa’da en büyük büyüme 8.9 milyar dolarla Almanya’dan gelecek. Avrupa’daki diğer pazarlarda da 5-6 yıllık zaman zarfında 10.8 milyar dolar talep oluşması bekleniyor. (4)

FIBL ve IFOAM tarafından yayımlanan son rapor da, 40.1 milyar avroya erişen Avrupa parakende satış piyasasının büyümeye devam ettiğine dikkat çekiyor. ABD’den sonra dünyadaki ikinci en büyük organik pazar payına sahip olan AB, bu rakamın 37.4 milyar avroluk kısmını üstleniyor. Almanya ise 10.9 milyar avro ile AB ülkeleri arasında liderliğini koruyor.

2018 yılında 3.3 milyon ton organik ürün ithal eden AB’nin en büyük tedarikçisi Çin. Türkiye ise Ukrayna ve Rusya ile birlikte AB’nin en büyük tahıl tedarikçisi konumunda. AB ülkelerinin organik turunçgil ithalatında yüzde 25 paya sahip olan Türkiye, organik sebze ithalarında da yüzde 17’lik bir paya sahip. Türkiye, AB’nin organik yağlı tohum alımı için de tercih ettiği pazarlar arasında.

Dolayısıyla, AB’nin en büyük organik gıda tedarikçilerinden biri olan Türkiye için Avrupa’daki büyüme ve hedefler oldukça büyük önem taşıyor. Zira organik tarım standartlarında iyileştirme yönünde atılan adımlar, AB’nin ürün ithalatında da bu kriterlere uyum sağlayabilen ülkeleri tercih edebileceğini gösteriyor.

Ege İhracatçı Birlikleri Organik Ürünler Kurulu Başkanı Mehmet Ali Işık, Tarım Gazetecileri ve Yazarları Derneği (TAGYAD) tarafından düzenlenen TAGYAD Sohbetleri Toplantısı’nda, Türkiye’de organik sektörünün 30 yıl önce ithalatçıların talebiyle yola çıkmasına karşın bugün Türkiye’nin her tarafında yaygınlaştığına dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı: “İlk önce Türkiye’nin dünya lideri olduğu incir, üzüm, kayısı ve fındık ile başlayan organik üretimimiz bugün gıdanın haricinde tekstil, pamuk, pamuk ipliği, yağlar, kozmetik olmak üzere pek çok sektöre yaygınlaştı. Türkiye’nin organik sektöründeki başarısının altında, kamu, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, özel sektör ve sektörün diğer paydaşları arasındaki işbirliği yatmakta. Hep birlikte çalışarak Türkiye’nin organik altyapısını oluşturduk. Bugün 500 milyon Avro’luk bir sektör büyüklüğüne ulaştık. Dünya genelinde organik ürünler eskiden küçük reyonlarda satılırken bugün 2 bin çeşit organik ürün satan hipermarketler oluştu. 40’tan fazla ülkeye organik ürün ihraç ediyoruz. Hedefimiz Türk organik sektörünü 1 milyar Avro büyüklüğe yükseltmek” (5)



Gıda güvenliği her zamankinden daha önemli

Sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşmanın giderek zorlaştığı günümüzde tüketiciler gıdanın güvenilirliğini sorgulama konusunda daha hassas davranıyor.

Pazarlarda, dükkânlarda, doğal ürün sattığını iddia eden çiftliklerin e-ticaret sitelerinde ya da kırsalda yol kenarlarında sıkça karşılaşılan “doğal ürün”, “köy ürünü”, “naturel ürün”, “hormonsuz”, “arılı ürün”, “hakiki ürün”, “saf ürün”, “%100 naturel” vb. ifadeler bir ürünün organik ya da ekolojik olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü herkesin “doğal” tanımı ayrı. Kimine göre doğadan toplananlar, kimine göre tarlada zirai ilaca, serada hormona maruz kalmayan ürünler, kimine göre gıda katkı maddesi eklenmemiş olanlar, kimine göre de herhangi bir işleme maruz kalmadan üretilenler doğal olabiliyor.

Doğal ürün tanımında fikir birliğine varılabilmiş olsa da, cevaplanması gereken önemli bir soru daha var: “Bir ürünün doğal ürün olduğundan nasıl emin oluruz?” Bu noktada, uluslararası düzeyde ilke, kriter, standart ve yönetmeliklere gerek duyuluyor. Bu ortak kuralları ve dili oluşturmak da kendi başına yeterli değil. Bu ürünlerin bu sisteme göre yetiştirildiğinin, üretildiğinin kontrol edilmesi, belgelenmesi, etiketlenmesi, ayrıca bu belge ve etiketlerde bir standart ve ortak bir dil olması gerekiyor. Aksi halde doğal, naturel, hakiki, köy ürünü gibi ifadeler tüketiciyi yanıltmaktan, onun güven arayışından yarar sağlamaktan ve haksız bir rekabet ifadesi olmaktan öteye gitmez. Bu tip ifadeler herhangi bir standarda, yönetmeliğe ve belgeye dayanmadığı için suistimale açık. Gıda sektörüne karşı güvensizlik ve tüketicinin sağlıklı, güvenilir gıda arayışı, üretici firmaları bu tip ifadeler kullanmaya yöneltiyor ve ne yazık ki bu ifadeler sadece pazarlama yönteminin bir parçası.

Bir ürünün organik ürün olduğunu nasıl anlarız?

Organik ürünler, 5262 sayılı Organik Tarım Kanunu ve Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğe uygun olarak, tohumdan hasada, hasattan tüketicinin eline ulaşıncaya kadar tüm süreçlerde insan sağlığına zararlı hiçbir kimyasal girdi, katkı maddesi ve yöntem kullanılmadan, doğaya ve tüm canlılara zarar vermeden yetiştiriliyor, işleniyor, depolanıyor, ambalajlanıyor, etiketleniyor ve pazarlanıyor.

Bir ürün paketlenmiş ise organik ürün olduğunu üzerindeki etiketinden ve etiketinde bulunması gereken; organik tarım logosu, kontrol ve sertifika kuruluşu kodu ve logosu, Yönetmeliğe göre üretildiğine dair ifade ve sertifika numarasını bakarak anlaşılabilir. Şüpheli bir etiketleme söz konusu ise etiket üstündeki parti no, üretim tarihi ve sertifika numarası alınarak ilgili kontrol ve sertifika kuruluşu aranmalıdır.

Dökme (pazarlarda kilo/adet ile) olarak satılan bir ürünse (domates, biber, karpuz vb.) üreticinin müteşebbis sertifikası ve ürüne ait düzenlenmiş ürün sertifikalarından organik olup olmadığı anlaşılabilir. Üretici değil manav vs gibi bir satıcıdan/aracıdan alınıyor ise ürünün sertifikası dışında faturası da muhakkak sorulmalı, sertifikadaki ürünler ile satılan ürün karşılaştırılmalı, sertifika ve fatura tarihi kontrol edilmelidir.

Her sertifika “organik ürün sertifikası” değildir. Türkiye’ de “iyi tarım uygulamaları” ürünlerine de sertifika verilmektedir. Bu ürünler kimyasal girdilerin asgari miktarda ve doğru kullanıldığı ve hijyenik koşullara dikkat edilerek üretilen kontrollü ve sertifikalı ürünlerdir, sağlık ve çevreye etkileri açısından organik ürünlerle karşılaştırılamazlar.

  • Buğday Derneği ve National Geographic Türkiye işbirliğiyle yayımlanan 101 Soruda Organik Ürün Rehberi’ni buradan okuyabilirsiniz.

Sağlıklı gıda talebi karşılık buldu, 16 tarım zehiri yasaklandı

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin Avrupa Pestisit Eylem Ağı ile ortaklaşa yürüttüğü Zehirsiz Sofralar Projesi kapsamında açılan kampanyayı imzalayan 135 bin kişi, Tarım ve Orgam Bakanlığı’ndan sağlık ve çevre için çok tehlikeli tarım zehirlerinin yasaklanarak alternatif tarım yöntem ve tekniklerinin desteklenmesi ve yaygınlaşmasını talep ediyor. Proje kapsamında 100’den fazla sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı tarafından, hem üreticilerde hem de tüketicilerde bu konuda bir farkındalık yaratmak amacıyla bilgilendirici rehberler ve 16 bölümlük bir belgesel serisi hazırladı. Karar vericilere yönelik olarak da Zehirsiz Sofralar için Yol Haritası sunuldu.

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın Nisan 2019’dan beri yürüttüğü çalışmalar kamuoyunda ve karar vericiler nezdinde karşılık bulmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlenen ve pestisitlerde kullanılan 13 etken maddeden 4’ünün (difenacoum, cyfluthrin, methomyl, methiocarb) aralarında yer aldığı 16 etken madde Meclis ve Bakanlık gündemine gelmesinin ardından, kampanyanın altıncı ayında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yasaklandı.

Karar için “bu olumlu bir adım ve kullanılan diğer tüm pestisitlere yönelik de aynı kararın alınmasını bekliyoruz” açıklamasını yapan Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı; AB Komisyonu’nun pestisit kullanımının %50 azaltılması, pestisitlerin agroekolojik uygulamalarla değiştirilmesi, 2030 yılına kadar AB’nin tarım arazilerinin %25’inin organik tarıma ayrılması ve nihayetinde pestisitlerin AB kentsel yeşil alanlarında da yasaklanması yönündeki kararını örnek göstererek, Türkiye’nin AB geçiş sürecinde bugüne kadar 180’in üstünde pestisit etken maddesinin yasaklandığını ancak meselenin sadece pestisitleri yasaklamak değil, mevcut tarım sisteminin sürdürülemezliğini görüp ekolojik, sağlıklı, adil ve sürdürülebilir bir tarım – gıda sistemine bir an evvel geçebilmek için AB gibi hedefleri ve yol haritasını belirlemek olduğunu belirtti. (6)

  • Yasaklama kararı ile ilgili detayları buradan okuyabilirsiniz.

 

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, platform olma, sadece pestisitler konusunda değil; gıda güvenliğini ilgilendiren tohum, organik tarım ve iklim gibi farklı alanlarda da ağlar kurarak çalışmalarına devam etme kararı aldı. Ağ üyelerinden Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Uygun Aksoy, katıldığı TAGYAD Sohbetleri Toplantısı’nda; Türkiye’de organik tarım ile ilgili bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi için sektörde faaliyet gösteren kurumların da yer alacağı bir organik ağ ile sektörün daha hızlı büyümesini hedeflediklerini kaydetti.

“Tüketici güvenini kazanmak ve iç pazarı genişletmek için stratejik plan hazırlıyoruz” diyen Aksoy sözlerini şöyle tamamladı: “Sorunları analiz edip, bir yol haritası izlemeliyiz. Türkiye organik ağında bu da gündeme gelecek. Ortak hareket edersek dünyada ön sıralarda yerimizi alırız. Öncelikle kendi insanımızın sağlığı için organik sektörünü desteklemeliyiz.”

Güvenilir gıda konusunda hepimize sorumluluk düşüyor. Üreticinin sorumluluğu nasıl kaliteli ve sağlıklı olanı üretmekse, tüketicinin sorumluluğu da sağlıklı gıdanın sürekliliği ve yaygınlaşması için bireysel tercihlerini organik olandan yana kullanması. Organik ürün kullanmak sadece bugün, kendimizin ve çocuklarımızın sağlıklı kalabilmesi için değil; gelecek kuşakların yaşamasını düşlediğimiz dünya için yapılan bir tercih.

Kaynaklar:

(1) The World of Organic AgricultureStatistics and Emerging Trends 2020

(2) Organik gıda pazarı COVID ile büyüyor!

(3) IFOAM EU welcomes landmark decision to put organic at the heart of future European food system

(4) Organic Foods & Beverages – Global Market Trajectory & Analytics

(5) Türk organik sektörü 1 milyar Avro büyüklüğe ulaşma hedefi koydu

(6) Başardık: 16 Tarım Zehiri Yasaklandı

Haber: Ayşe Nur Ayan (Buğday Derneği İletişim Ekibi)

16 mRH

Avrupa’dan güzel haber: Pestisitlere dayalı tarım sistemi değişecek

Avrupa Komisyonu, Covid-19 salgını nedeniyle sağlıklı gıdaya erişimin daha da önemli hale geldiği bugünlerde, mevcut tarım sisteminde reform yapılması gerektiğini kabul etti ve pestisit kullanımını azaltmayı taahhüt etti.

Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan Çiftlikten Çatala (F2F) ve Biyoçeşitlilik (BDS) strateji dokümanları, mevcut gıda üretiminin sürdürülemez olduğunu kabul ederek; biyoçeşitliliği ve toplum sağlığını Avrupa Gıda Politikası’nın merkezine alan ve pestisit kullanımını azaltmaya yönelik hedefler belirledi.

Hem F2F hem de BDS’de ortaya konan çaba ile 2030 yılına kadar pestisitlerin genel kullanımının ve yüksek derecede tehlikeli pestisit kullanımının %50 azaltılması, pestisitlerin agroekolojik uygulamalarla değiştirilmesi, 2030 yılına kadar AB’nin tarım arazilerinin %25’inin organik tarıma ayrılması ve nihayetinde pestisitlerin AB kentsel yeşil alanlarında da yasaklanması hedefleniyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği tarafından yürütülen Zehirsiz Sofralar Projesi kapsamında kurulan ve 100’ün üzerinde sivil toplum örgütü ve inisiyatifinin oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı da, Kasım 2019 da başlattığı kampanya ile Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan pestisitsiz tarıma geçiş yönünde politikalar izlemesini, kademeli bir geçiş ile 2030 yılında pestisitlerin yasaklanmasını talep etmişti.

Strateji dökümanlarını değerlendiren Avrupa Pestisit Eylem Ağı Çevre Politikası Yöneticisi Martin Dermine, tarımda derinlemesine bir reform yapılması gerekliliğinin kabul edilmesinin başlı başına bir devrim olduğunu belirtti ve şunları ekledi: “Pestisitler, biyolojik çeşitliliğin azalmasına neden oluyor. Bu değişim, Avrupa’yı yönetenler tarafından sıkı yaptırımı olan eylemlerle takip edilmelidir. %50’nin ilerici bir hedef olduğuna inanıyoruz, ancak biyoçeşitliliği geri kazanmak için daha fazla çaba gerekecek. AB’de yirmi yılda pestisit içermeyen tarıma ulaşmak için başka kilometre taşları belirlenmeli.“

Avrupa Pestisit Eylem Ağı Kimyasallar Koordinatörü Hans Muilerman ise, Avrupa Komisyonu’nun tarihte ilk kez pestisit kullanımını azaltma hedefleri belirleyerek, tarım endüstrisinin çıkarlarına karşı çıkmaya ve bilimi dinlemeye cesaret gösterdiğini söyledi.

Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı belgeleri değerlendiren Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu şunları söyledi: “Umut ediyoruz ki Tarım ve Orman Bakanlığımız da sivil toplumun ve halkımızın haklı taleplerini dikkate alarak, pestisitsiz yani zehirsiz bir tarım için hızla AB’ye paralel adımlar atar. Unutmayalım ki yıllarca bizleri ve çocuklarımız zehirleyen pestisitler yasaklandıktan onlarca yıl sonra bile doğamızda, su kaynaklarımızda var olmaya ve bizleri zehirlemeye devam edecek. Her ne kadar bu gelişmeyi olumlu karşılasak da AB Komisyonu, Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Tarım ve Orman Bakanlığı gibi kurumların sorumlulukları ve görevleri doğayı, insan sağlığını ve biyolojik çeşitliliği korumak için önlemini baştan alan politika, strateji ve uygulamalar geliştirmektir. Zehirlerin onlarca yıl kullanımına izin verdikten sonra yasaklamak değil zararlarını baştan tespit etmek, hiç uygulamaya sokmamak ve alternatif uygulama ve teknikleri desteklemektir.”

Pestisit kullanımından neden vazgeçilmeli?

Endüstriyel tarımda kullanılan pestisitler, başta anne karnındaki bebekler ve çocuklar olmak üzere, insan sağlığını tehdit ediyor. Pestisitlerin gıdalarda bıraktığı kalıntı, bu gıdaları tüketen insanlarda akut ya da kronik, pek çok sağlık sorununa yol açıyor.

Pestisitler insanlarda kısırlık, üreme sağlığı bozuklukları, hormonal sistemde ve sinir sisteminde bozulmalar ve kanser gibi sağlık sorunlarına yol açıyor.

Bebek ve çocuklarda kanser riski 10 kata kadar daha fazla

Kullanılan pestisitlerin önemli bir bölümü hormonal sistem bozucu ve nörolojik gelişim bozucu özellikler barındırıyor. Bebekler ve çocuklar bu tür pestisitlerin yol açtığı sağlık zararı açısından en kırılgan grubu oluşturuyor. Bebek ve çocuklardaki kanser riski yetişkinlere kıyasla 10 kata kadar artıyor.

Pestisitler biyoçeşitliliği nasıl olumsuz etkiliyor?

Biyolojik çeşitlilik hayattır. Yaşam pek çok ekosistemi, pek çok türü ve pek çok bireyi kapsar. BM’in Mayıs 2019’da açıkladığı rapora göre dünya genelinde 1 milyon tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu demek oluyor ki, yaşam tehlikede!

Başka bir raporda Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), dünya genelinde gıda üretiminde yaşanan düşüşün sebebi olarak biyoçeşitliliğin azalmasını gösteriyor. Bu durumu tetikleyen en önemli unsurlar endüstriyel tarımda kullanılan pestisitler, zararlı kimyasallar, monokültür tarım, iklim değişikliği, tarım alanların yok edilmesi ve betonlaşma. FAO’nun hazırladığı rapora göre tehdit altında olan türler bitkiler, kuşlar, balıklar ve mantarlar. Dünyadaki gıda üretiminin dörtte üçüne katkı sunan tozlayıcılar tehdit altında.

Tarımsal alanlara, orman veya bahçelere uygulanan pestisitler havaya, su ve toprağa, oradan da bu ortamlarda yaşayan diğer canlılara ulaşıyor. Bitkilere uygulanan pestisitlerin sadece yüzde 2’si uygulandığı alanda kalıyor. Bazı pestisitler türlerin doğrudan zehirlenmesine yol açıyor ve nadir bulunan türlerde ciddi kayıplara neden oluyor. Diğer pestisitlerse besin zincirinde yavaş yavaş birikerek yine pek çok türü etkiliyor ve ekosistemin dengesini bozuyor.

Vakit kaybetmeden #ZehirsizSofralar

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Avrupa Pestisit Eylem Ağı tarafından yürütülen Zehirsiz Sofralar Projesi kapsamında kurulan Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, Tarım ve Orman Bakanlığı’na yönelik başlattığı imza kampanyasıyla #ZehirsizSofralar için adım atılmasını istiyor. Covid-19 nedeniyle sağlıkla ilgili kaygıların arttığı ve sağlıklı gıdanın öneminin her zamankinden daha çok hissedildiği bu kritik dönemde, tarım zehirleri kullanımına son verilmesi, alternatif tarım yöntem ve tekniklerinin desteklenmesi için vakit kaybetmeden gereken kararların alınmasını istiyor.

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, Kasım 2019’da başlattığı ve 130 binden fazla kişinin imzalayarak destek verdiği Zehirsiz Kampanya ile Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan şu taleplerde bulunuyor:

1- Dünya Sağlık Örgütü tarafından “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlenen ve tarımda kullanılan 13 etken madde (Difenacoum, ethoprophos, cyfluthrin, beta-cyfluthrin, zeta-cypermethrin, fenamiphos, formetanate X formetanate hydrochloride, methiocarb, methomyl, tefluthrin, zinc phosphide, glyphosate, malathion) öncelikle ve acilen yasaklansın.

2- Pestisitlerin tamamının 2030 yılına kadar yasaklanması, doğa dostu, zehirsiz yöntemlerle tarımsal üretim yapılması için Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından gerekli adımlar atılsın; doğa dostu tarım yöntemleri ve bu yöntemlerle tarım yapan küçük üreticiler desteklensin; üreticileri doğa dostu, zehirsiz yöntemler kullanmaya teşvik edecek politikalar uygulansın.

3- Türkiye’de tarım ve gıda ürünlerinde kullanılan pestisitlerle ilgili denetimler artırılsın, elde edilen denetim sonuçlarıyla ilgili şeffaflık sağlansın.

Kampanya linki: Change.org/ZehirsizSofralar

Zehirsiz Sofralar Projesi pestisitlerin zararları konusunda farkındalık yaratmak ve Türkiye’deki pestisit kullanımını azaltmak amacıyla Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Avrupa Pestisit Eylem Ağı (PAN Europe) tarafından yürütülmekte ve Avrupa Birliği tarafından Sivil Toplum Diyaloğu V Programı kapsamında destekleniyor.

ZEHİRSİZ SOFRALAR SİVİL TOPLUM AĞI

08 mRH

İstanbul’a yeni organik pazar!

Büyükyalı ve eVeBahçe işbirliğiyle, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği danışmanlığında ve %100 Ekolojik Pazar konseptinde açılacak olan Büyükyalı Organik Semt Pazarı, 13 Haziran’dan itibaren cumartesi günleri hizmet verecek.

Organik tarım üreticisi ve sağlıklı, zehirsiz gıdaya ulaşmak isteyen türeticileri buluşturan %100 Ekolojik Pazarlar ve satış noktalarının sayısı, Büyükyalı %100 Ekolojik Pazar satış noktası ile birlikte İstanbul’da 5’e, Türkiye genelinde ise 7’ye yükseliyor. Ekolojik tarımı ve organik ürünleri yaygınlaştırmanın en önemli araçlarından biri olan %100 Ekolojik Pazarlar, sağlıklı gıdaya ulaşmanın en kısa yolu olmayı sürdürüyor.

Büyükyalı Organik Semt Pazarı, 13 Haziran’dan itibaren her cumartesi Saat 10.00-18.00 saatleri arası hizmet verecek.

Açık adres: Kennedy Cad., No:52V, Zeytinburnu, İstanbul

18 Nis

Sağlıklı gıdaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var

Covid-19 nedeniyle alınan bireysel ve kamusal önlemler, sağlıklı gıdaya ulaşma yollarından en önemlisi olan %100 Ekolojik Pazarlar’ı da etkiliyor. Pazarların güncel durumu ve alınan önlemleri Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay’a sorduk.

Röportaj: Özce Bilge Demoğlu (Buğday Derneği Gönüllü İletişim Ekibi)

Sokağa çıkmamızın kısıtlandığı şu günlerde en önemli ihtiyaçlarımızdan biri aslında her zaman olması gerektiği gibi temiz gıdaya ulaşabilmek. Türeticiler/tüketiciler %100 Ekolojik Pazarlar’a gelirken kaygılanmalı mı? Nasıl önlemler alındı pazarlarda?

Leyla Aslan Ünlübay: Panik ve kaygı insanı daha fazla yanlışa sürükleyen duygular. Bu nedenle sakin kalarak ve sadece temel ihtiyaçlar için kontrollü bir şekilde pazarlara gelmek ya da gıda alışverişi yapmak gerekiyor. Öncelikle kişisel olarak kendi üzerimize düşeni yapmalı ve tedbirimizi almalıyız. Maske kullanmak, insanlarla iletişim kurarken gerekli mesafeyi korumak, ellerimizi iyi yıkamak bunlar bizim üzerimize düşenler. %100 Ekolojik Pazarlar’da da tüm bunlara dikkat ediliyor. Tezgahlar artık aralarında mesafe konularak kuruluyor, ürünlerin elle seçilmesine izin verilmiyor, üreticiler maske ve eldivensiz satış yapmıyor, pazarın girişinde müşteri ve pazarcılar için dezenfektan, maske ve eldiven dağıtılıyor.

Ayrıca, %100 Ekolojik Pazarlar’a gelemeyen müşterilerin organik gıdalara güvenilir bir şekilde ulaşmalarını sağlamak amacıyla; kargo yapabilecek üretici ve üretici temsilcileri, evlere servis yapabilecek %100 Ekolojik Pazar esnafı ve ürünlerini organik pazarlardan temin eden organik ürün dükkanlarını kapsayan üç ayrı liste hazırlandı. Listelere buradan ulaşılabilir.

Leyla Aslan Ünlübay

Sizin çalışma temponuzda ya da iş yükünüzde bir değişiklik oldu mu?

Leyla Aslan Ünlübay: İş yükünden ziyade pazar ile ilgili net olmayan durumların artması, yeni yollar açtı diyelim ve alternatifler geliştirmemizi sağladı. Online satış için üreticiler ile görüşmek, pazara gelemeyen kişilerin evlerine servis yapılması ile ilgili arada köprü olmak gibi daha önce yapmadığımız hizmetleri yapmaya ve ekolojik ürünlere ulaşmaya çalışanlara kolaylık sağlamaya çalışıyoruz.

Kendi gözlemlerinine dayanarak, pazar eski günlere göre daha mı kalabalık, daha mı boş?

Leyla Aslan Ünlübay: Tabii ki daha boş, çünkü birçok tüketici dışarı çıkmamayı ve pazara gelmemeyi tercih ediyor. Bazı tüketiciler her hafta değil, iki haftada bir geliyor. Bu sebeple pazar daha boş diyebilirim.

Bütün üreticiler tezgah açmaya devam ediyor mu? Açamayanlar için bir takip mekanizması geliştirildi mi/geliştirilecek mi?

Leyla Aslan Ünlübay: Bazı pazarcılar satışlar düştüğü için gelemiyor maalesef, birkaçı da sağlık tedbiri amaçlı gelmiyor. Ama yine de neredeyse pazarın % 90’ı pazarda oluyor. Alternatif olarak, pazara gelemeyen tüketiciler için daha önce bahsettiğim ürün tedarik listelerini hazırladık.

%100 Ekolojik Pazarların açık kalıp kalmaması yönünde hem türeticiler, hem de üreticiler açısından size nasıl bildirimler geliyor?

Leyla Aslan Ünlübay: Tabii ki açık kalması hem tüketici, hem üretici, hemde bizim için birinci öncelik. Ancak şartlar elverdikçe. Bu hafta sonu dışarı çıkma yasağı oldu mesela, üretici ve tüketicinin mağdur olmaması için belediye ile görüşüp pazarların hafta içi kurulmasını talep ettik ve birçoğu kabul edildi.

Daha önce Ekolojik Pazar’dan, gıda topluluklarından, kooperatiflerden alışveriş yapmamış bir kişiye içinde bulunduğumuz koşullar dolayısıyla nasıl bir çağrıda bulunabilirsin?

Leyla Aslan Ünlübay: Virüse karşı en önemli savunma bağışıklık sistemini sağlam tutmak ve güçlendirmek. Bu ancak temiz ve sağlıklı gıda tüketerek mümkün olabilir. Bu yüzden sağlıklı gıda tüketmeye her zamankinden daha fazla özen göstermeli ve sağlıklı gıda temin edebilecekleri alternatifleri kullanmalılar.

Öngörmek zor olacaktır fakat yine de Ekolojik Pazarlar’ı önümüzdeki günlerde neler bekliyor olabilir? Mesela kapanma ihtimali sence nedir?

Leyla Aslan Ünlübay: Kapanması bizim en son istediğimiz şey. Bu sebeple kapanmaması doğrultusunda çalışıyoruz. Ama dediğim gibi bir sokağa çıkma yasağı ya da pazarların kapatılması gibi bir durum söz konusu olursa hazırladığımız ürün tedarik listesi geçici bir çözüm olacaktır. Bu listeyi geliştirmeye çalışıyoruz.

12 Nis

Korona günlerinde ekolojik alışveriş

Koronavirüs salgını kapsamında uygulanan sokağa çıkma yasaklarının kalkmasıyla birlikte %100 Ekolojik Pazarlar normal günlerine dönüyor.

Pandemi sürecinde uygulanan sokağa çıkma yasakları nedeniyle %100 Ekolojik Pazarlar’ın günlerinde düzenleme ve değişiklikler yapılmıştı.  Yasakların kalkmasıyla birlikte; Bakırköy %100 Ekolojik Pazar cuma günleri, Şişli, Beylikdüzü, İzmit %100 Ekolojik Pazarlar ve Büyükyalı Organik Semt Pazarı cumartesi günleri, Kartal ve Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazarlar ise pazar günleri hizmet vermeye devam ediyor.

Buğday Derneği olarak, Bakanlık tarafından yayımlanan genelgeler doğrultusunda, yerel yönetimler ile sürekli irtibat halindeyiz. %100 Ekolojik Pazarlar ile ilgili alınan kararlar ve gelişmelerden haberdar olmak için iletişim ağlarımızdan bizi takip edebilirsiniz.

Ekolojik alışverişin farklı yolları

%100 Ekolojik Pazarlar’a gelemeyen müşterilerin sağlıklı gıdalara güvenilir bir şekilde ulaşmalarını sağlamak amacıyla; kargo yapabilecek üretici ve üretici temsilcileri, evlere servis yapabilecek %100 Ekolojik Pazar esnafı ve ürünlerini organik pazarlardan temin eden dükkanları kapsayan üç ayrı liste hazırlandı.

Ürün tedarik listelerini buradan indirebilir, siparişlerinizi verebilirsiniz.

Gelin, gıdamızın sorumluluğunu hep birlikte alalım

 

Koronavirüs salgını sürecinde; Buğday Derneği, yerel yönetimler, %100 Ekolojik Pazar esnafı ve müşterilerimiz arasındaki iletişim ağlarının önemini bir kez daha görüyoruz. Bu amaçla sizleri, geçmiş dönemlerde kurulan %100 Ekolojik Pazar Facebook Grubu ve %100 Ekolojik Pazarlar Türetici (Müşteri) İletişim Ağı’na katılmaya davet ediyoruz.

%100 Ekolojik Pazarlar Türetici (Müşteri) İletişim Ağı, yani EPTA’ya katılmak için; buraya tıklayın ve gelen kutuya mail adreslerinizi yazarak talebinizi iletin. Grup yöneticileri katılımınızı onayladığında, mail adreslerinize gelen bağlantıya tıklamanız yeterli olacaktır. EPTA hakkında ayrıntılı bilgiye ve oluşturulan tüzüğe buradan erişebilirsiniz.

Facebook’taki %100 Ekolojik Pazar grubumuza ise buradan üye olarak, güncel gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

17 Mar

Zehirsiz Üretim Mümkün

Sağlıklı ürünlere yönelik talep ve artan girdi maliyetleri çiftçilerin, kimyasal-yoğun endüstriyel tarımdan vazgeçip, doğa dostu ve agroekolojik tarıma yönelmesine neden oluyor.

Endüstriyel tarım ve gıda sisteminde kullanılan yüksek düzeyde zararlı kimyasalların sağlığa ve çevreye yönelik olumsuz etkileri arttıkça kimyasal-yoğun tarım yöntemleri doğa dostu tarım yöntemleri ile yer değiştiriyor.

Özelikle pestisit zehirlenmelerine doğrudan maruz kalan, toprağı fakirleşen, hastalık ve zararlılarla eskisinden daha çok mücadele etmek durumunda kalan ve girdi maliyetleri yüzünden geliri düşen çiftçiler, bu sorunlarla uğraşmak zorunda kalmadığı doğa dostu yöntemlere geçiyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), kimyasallara dayalı çiftçiliğin dünyanın gıda ihtiyacını karşılayabilecek bir seçenek olmadığını kabul ediyor ve daha sağlıklı bir geleceğin anahtarı olarak agroekolojiye dikkat çekiyor.

Dünyada ve Türkiye’de pestisitlerin zararını fark eden pek çok çiftçi, coğrafya ve iklime uygun bir planlama ve tasarımla fiziksel, kültürel, biyoteknik, biyolojik ve mekanik mücadeleyi de içeren Entegre Zararlı Yönetimi’ni uyguluyor.

Örneğin İsveç bu teknik ve yöntemler sayesinde pestisit kullanımını, önceki döneme kıyasla yarı yarıya azaltmayı başardı. Dünyanın önde gelen pirinç üreticilerinden Endonezya ise 1986 yılında pestisit kullanımını azaltmaya yönelik destek ve çiftçi eğitimine dayalı Entegre Zararlı Yönetimi uygulaması ile pestisit kullanımını altı yılda %62 oranında azalttı ve aynı dönemde ürün verimliliğinde %10 artış sağladı.

Entegre Zararlı Yönetimi’nin yanı sıra agroekoloji, organik tarım, onarıcı tarım, pulluksuz tarım gibi zehirsiz üretim yöntemleri, meydana gelebilecek zararlara karşı benzer önlemler içeriyor. Bu yöntemleri benimseyen çiftçiler, tek tip ürün yerine farklı çeşitlerin bir arada üretimi, toprak canlılığının artırılması, hastalıklara dayanıklı yerel tohumların ekimi, zararlıları çekici tuzak ve ev yapımı doğal reçetelerin kullanılması, ürün zararlılarıyla beslenen faydalı böceklerin ortama salınması ve ekim nöbeti gibi kültürel, biyolojik, fiziksel ve biyoteknik uygulamalara yer veriyor.

Zehirsiz üretim yapan çiftçiler, ürünlerini, kompost gübreler, yeşil gübreleme, münavebeli ekim ve otlatma gibi uygulamalar sayesinde, besleyip canlı tuttukları tarım topraklarında yetiştiriyor. Bu yöntemler sayesinde canlılığını koruyan topraktan aldıkları besinleri bünyesine taşıyan bitkilerden elde edilen meyve ve sebzeler, pestisitlerin zehirleyip fakirleştirdiği topraklarda yetişenlerden çok daha besleyici ve sağlıklı oluyor.

AB tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, ekolojik meyve ve sebzeler en az %40 daha fazla antioksidan ve daha yüksek seviyede demir ve çinko içeriyor. Bu sonucun kaynağında doğal döngülere saygı var: Ekolojik üretimde yetiştirilen ürünler daha az “zorlanıyor”, yani büyümeleri genellikle daha yavaş oluyor, böylece organizmalar bileşimlerini sentezlemeye zaman bulabiliyor.

On binler zehirsiz üretim için imza verdi

Dünyada organik tarım sertifikalı çiftçilerin sayısı son 10 yılda %55 artarken, diğer doğa dostu yöntemleri kullanan çiftçilerin sayısı da hızla artıyor.

Üreticilerin doğa dostu ve agroekolojik yöntemleri tercih etmeye başlamalarının nedenleri arasında, ürünlerde pestisit kalıntısı riskiyle birlikte giderek artan sağlıklı ürün talebi de etkili oluyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin Avrupa Pestisit Eylem Ağı ile ortaklaşa yürüttüğü Zehirsiz Sofralar Projesi kapsamında açılan kampanyayı imzalayan 130 bin kişi, sağlık ve çevre için çok tehlikeli tarım zehirlerinin yasaklanarak doğa dostu tarım uygulamalarının yaygınlaşmasını talep ediyor. Proje kapsamında 100’den fazla sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı, söz konusu kampanya ile, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan, zehirsiz üretimi teşvik eden tarım politikalarının hayata geçirilmesini istiyor.

İmza kampanyasına buradan ulaşabilirsiniz: Change.org/ZehirsizSofralar

Doğa dostu üretimin teminatı: Küçük çiftçiler

Doğa dostu yöntem ve teknikler, emek yoğun bir sistem gerektirdiğinden daha çok küçük ölçekli çiftlikler tarafından uygulanıyor. Köylü tarımı, endüstriyel zincire kıyasla, biyolojik çeşitliliği 9 ila 100 kat daha fazla destekliyor. Rodale Enstitüsü’nün karşılaştırmalı çalışmaları, organik üretimdeki verimin konvansiyonel üretimi yakaladığını, hatta kurak dönemlerde organik üretimdeki verimliliğin daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

BM’nin Agroekoloji ve Gıda Hakkı Raporu’na göre ise, gelişmekte olan 57 ülkedeki agroekoloji projelerinde ortalama %80 verim artışı oldu. 20 Afrika ülkesindeki agroekoloji projelerinde ise 3 ila 10 yılda verim ikiye katlandı.

Türkiye’de de durum farklı değil. Araştırmacılar, Türkiye’nin ekilebilir alanlarının %76’sında yapılacak organik tarımdan elde edilecek bitkisel ve hayvansal ürünlerin Türkiye nüfusunu besleyebileceğini kanıtlıyor.

Doğa dostu tarım çiftçi gelirlerini artırıyor

Endüstriyel tarımdan doğa dostu ve agroekolojik tarıma geçen çiftçiler bir yandan sağlığını, toprağını, suyunu korurken, diğer yandan giderlerini de azaltıyor. Çiftçinin giderlerini azaltması; tarım zehiri ve kimyasal gübreler başta olmak üzere şirketlerden satın alınan girdiler yerine kendi tohumluğunu kullanmak, tuzaklar, faydalı böcekler, ev yapımı doğal reçeteler, yeşil gübreleme, kompost gibi ekolojik girdileri kullanması ile mümkün oluyor.

Ayrıca doğa dostu üretim yapan çiftçiler, ekolojik pazarlar, gıda toplulukları, üretici pazarları veya kooperatif satış noktaları kanalıyla, hem tüketicilerin kolay ve ucuz yoldan gıdaya ulaşımını sağlıyor hem de gelirini yükseltebiliyor. Bu pazarlama kanalları sayesinde aracılara giden büyük dilim çiftçiler ve tüketiciler arasında paylaşılmış oluyor.

Buğday Derneği Koordinasyon Kurulu üyesi Oya Ayman, pestisitlerin yol açtığı kirlilik ve sağlık sorunları karşısında alternatif arayışına giren üreticilerin sayısının dünyada olduğu gibi Türkiye’de de giderek arttığına dikkat çekiyor: “Temiz üretim yapmak isteyen çiftçiler, sadece organik sertifikalı tarım değil agroekoloji, onarıcı tarım, pulluksuz tarım gibi doğa dostu yöntemler hakkında bilgileniyor ve kendi şartlarına uygun modeller geliştiriyor. Tüketicilerin zehirsiz üreten çiftçiye alım garantisiyle, temiz ürün yetiştirme desteği vermesi de bu üreticilerin sayısının artmasını sağlıyor.”

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin Zehirsiz Sofralar Projesi kapsamında yayımlanan Üretici Rehberi, bir yandan pestisitlerin zararlarına dikkat çekerken, diğer yandan da çiftçilerin zehirsiz üretime nasıl geçebilecekleri ve doğrudan pazarlama yolları konusunda yol gösteriyor; örnek uygulamalara yer veriyor.

Üretici Rehberi’ne buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynaklar:

  • FAO Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu Raporu.2019
  • FIBL (Research Institute of Organic Agriculture), Organic World Statistics
  • BM Özel Röportörü Olivier De Schutter. Agroekoloji ve Gıda Hakkı Raporu.2011
  • http://rodaleinstitute.org/assets/FST-Brochure-2015.pdf
  • Organik Tarım Türkiye’yi Besler. Bulut Aslan, Yonca Demir.2014