Kategori: Toplantı / Çalıştay / Ziyaretler

25 May

Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar’da başkanla kahvaltı ve yeni adımlar

Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Aslan Ünlübay, üreticiler, müşteriler ve Beylikdüzü Belediyesi çalışanları ile Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar’da hep birlikte kahvaltı ettik ve pazarımızı nasıl geliştireceğimizi konuştuk.

Sağlıklı gıdaya erişimin en kısa yolu olan pazarımızı daha bilinir kılmak ve pazarımızın kapasitesini artırmak için tüm %100 Ekolojik Pazar bileşenleri olarak hep birlikte daha çok çalışma sözü verdik.

Belediye aynı dönemde iki mühendisini ve bir BEYAŞ personelini pazar projesinde görevlendirdi ve Buğday Derneği’nden gerekli eğitimi almalarını sağladı.

25 May

ORGANİK PAZAR ÇALIŞTAYI VE ORGANİK PAZARLARDA SON DURUM

Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Organik Pazar Çalıştayı” 4-5 Nisan 2018 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşti.

Organik Pazar Çalıştayı’na Buğday Derneği ile birlikte birçok sivil toplum kuruluşu, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü Tarım Ürünleri Ticareti Dairesi Başkanlığı, bilim insanları, üreticiler, organik pazar esnafı, İstanbul %100 Ekolojik Pazar müşteri temsilcileri, kontrol ve sertifika kuruluşu temsilcileri, organik pazarların açıldığı belediye temsilcileri ile aynı bölgelerin Gıda ,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl ve İlçe teşkilatı temsilcileri katıldı.

Çalıştay’da, İyi Tarım Uygulamaları ve Organik Tarım Daire Başkanlığı tarafından organik pazarlar ile ilgili hazırlanan yönerge katılımcıların görüşüne sunuldu; organik pazar deneyimleri paylaşıldı, üretici ve esnafın sorunları, organik pazarların yaygınlaştırılması değerlendirildi.

Organik Pazar Çalıştayı’nın ilk günü Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu’nun yapmış olduğu “Organik Semt Pazarlarına İlişkin Sivil Toplum Kuruluşu Deneyiminin Paylaşılması” konulu sunum, tüm katılımcılardan büyük ilgi görmüş; sunumda organik pazarların, üretici ve esnafların, organik tarım sektörünün sorunlarına değinilmiş, çözüm önerileri getirilmiştir.

Çalıştayın ikinci günü organik ürünlerde izlenebilirlik ve denetimler, üretici ve esnaf sorunları, organik pazarların geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması başlıkları altında oturumlar düzenlenmiş, organik pazar yönerge taslağı üzerine çalışılmıştır.

Organik pazarların bugünkü durumu

İlki 2006 yılında Buğday Derneği projesi olarak Şişli Belediyesi ortaklığı ile açılan organik pazarların sayısı bugün 18’e ulaşmış durumda. 2010 yılında 5957 sayılı “Sebze ve meyveler ile yeterli arz ve talep derinliği bulunan diğer malların ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun” ve 2012 yılında “Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik” Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca çıkartıldı. Bu kanun ve yönetmelik ile belediyelerin münhasıran organik ürünler satılan pazarlar açabileceği hükme bağlandı ve organik pazarlar birkaç madde ile sınırlı olsa da bu yönetmelikte yer aldı. Ancak organik pazarları, denetimler başta olmak üzere, diğer semt pazarlarından ayıran birçok husus organik pazarlara ait ayrı bir mevzuatı gerektiriyor.

Organik tarım sektörünün öncüsü %100 Ekolojik Pazarlar*

2006 yılında 45 tezgâhta 25 üretici ve esnafla başlayan Şişli %100 Ekolojik Pazar’da, 2018’e gelindiğinde 80 üretici ve esnaf, ekolojik ürünleri 340 tezgâhta alıcısıyla buluşturuyor. Şişli’de ilk yıl 3-5 ton civarında olan haftalık taze sebze-meyve satışları bugün, haftalık ortalama 15 ton, yılda 750 ton civarında. Pazar, her cumartesi günü, perakende müşterileri haricinde 30’un üstünde dükkân, e-ticaret sitesi ve diğer organik pazarların esnafına da ürün tedarik kanalı oluyor. %100 Ekolojik Pazarlar ve diğer organik pazarlar sayesinde bugüne kadar 600’e yakın organik taze sebze ve meyve üreticisinin ürünü alıcısıyla buluştu.

Türkiye’ye organik ürünü tanıtan, ekolojik ürün üreticisiyle, kullanıcısını buluşturan ekolojik pazarlar, bir yanda 2006’ya kadar ihracat odaklı olan organik ürün sektöründe iç pazarın gelişmesini sağlarken diğer yanda organik ürün iç pazarında mevzuat eksikliklerinin giderilmesini ve tarladan tezgâha izleme ve hassas kontrol mekanizmalarındaki eksiklerin ortaya çıkmasını da sağlayarak, organik ürün sektörünün izlenebilirlik konusunda kendisini yenilemesine ön ayak oldu. Üreticiden tüketiciye sunulan hizmet sayesinde belgenin de ötesinde bir güvence sunarken organik ürün fiyatlarının da daha makul seviyelere inmesini sağladı. İç pazara yönelik ürün çeşitliliği arttı. Türkiye, organik süt türevi ürünler başta olmak üzere, birçok ürünle organik pazarlar sayesinde tanıştı. Organik pazarlar üreticinin bir araya gelmesini ve örgütlenmesini sağladı. Son on yılda birçok organik tarım derneğinin kurulmasına vesile oldu.

Bugün altısı %100 Ekolojik Pazar olmak üzere ve ikisi mevsimlik 18 organik pazar hizmet vermekte. Bunlar İzmit, Kayseri Kocasinan (mevsimlik), Şişli, Kartal, Bakırköy ve Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazarları, Bursa Nilüfer, İzmir Bostanlı ve Balçova, Eskişehir Tepebaşı, Burhaniye (mevsimlik), Ankara Ayrancı ve Çayyolu, Adana Çukurova, Konya Meram, Eyüp, K.Çekmece ve Kadıköy organik pazarları. Ayrıca Sürmeli köyü Samsun da kurulan pazardan organik bitkisel ürünlere ulaşmak mümkün.

Ekolojik Pazarlar hakkında daha detaylı bilgiyi buradan edinebilirsiniz: www.ekolojikpazarlar.org

Ekolojik üretimin gelişmesi için neler yapılmalı?

Bugün gelinen noktada organik tarım iç pazarının gelişebilmesi için artık organik tarımın bir hükümet politikası haline gelmesi gerekiyor. Milli tarım politikamızın Türk milletinin de sağlıklı organik ürünler yiyebilmesinin önünü açacak şekilde stratejiler içeriyor olması gerekiyor. Organik tarımın ihracat odaklı yapıdan çıkartılması gerekiyor.

Türkiye’de organik üretim yapan 70.000’e yakın üreticinin sadece 600 kadarı yani %86’sı iç pazara, organik pazarlara ürün tedarik ediyor. Bu sebeple bu üreticilere yönelik pazarlama şartlarından tarımsal desteklemelere ve mevzuatta pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor.

Sayısı 18 olan, üreticiden tüketiciye pazarlama anlamına gelen organik pazarların sağlıklı, güvenilir bir yapı ile yaygınlaştırılması, geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Bugüne kadar ne yazık ki 11 organik pazar kapandı. Mevcut 18 pazarın ise 8’ine katılan üretici veya esnaf sayısı 2 ila 7 arasında. Geriye kalan 10 pazardan ikisi de mevsimlik yani yaz sezonunda 3 ay açık kalan pazarlar. Bu sebeple bugüne kadar organik ürünlerin ülke içinde yaygınlaşması ve tanıtımına en büyük katkıyı sağlamış organik pazarlara yönelik, ilgili bakanlıklarca çıkarılacak mevzuatlarda pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor.

Daha çok kişinin daha uygun fiyatlara organik ürünlere ulaşabilmesi ancak bu üreticilerin ve organik pazarların desteklenmesi ile mümkün. Ulaşılabilirlik sorununun önüne geçilebilmesi için Kayseri, Adana, Konya gibi illerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca yürütülen Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması projelerinin diğer illerde de yaygınlaştırılması gerekiyor.

Organik tarım üreticisinin tohumdan fideye, organik mücadele malzemelerinden organik sertifikalı gübreye kadar girdi sorununun ARGE projeleri ile desteklenmesi gerekiyor. Bu konuda TÜBİTAK’tan TAGEM’e, üniversitelerimizden, enstitülerimize tüm kurumlara ve özel sektöre büyük sorumluluklar düşüyor. Organik tarım konusunda girdi üretimine yönelen kamu ve özel kurumlara araştırma ve yatırımları için daha fazla destek verilmesi gerekiyor.

Tüketicinin tüketim alışkanlıklarında sağlıklı ekolojik ürünler yönünde köklü değişikliklerin yapılabilmesi için organik tarımın ne olduğu ve ne olmadığının kamuoyuna, ilgili bakanlık, sivil toplum örgütleri, bilim insanları, odalar ve üretici birliklerince çok iyi anlatılması, belediyelerin organik pazarlara sadece organik ürün satılan bir alan değil, sosyal ve kültürel anlamda da bir dönüşüm alanı olarak bakması, belediyelerce organik pazarların yönetimi için üretici ve tüketicinin de içinde olduğu katılımcı yapılar kurulması, siyaset alanından sanat dünyasına toplumda öncü ve marka olmuş kişilerin bu konuya destek vermesi gerekiyor.

05 May

ULUSLARARASI EKOLOJİK ARICILIK KONFERANSI

Türkiye’de doğa, arı ve insan dostu arıcılık yöntemlerinin  yaygınlaşması için yürüttüğümüz AB Erasmus + Programı tarafından desteklenen “Arıları Yaşatalım” projemiz kapsamında 9 Aralık’ta İzmir’de Uluslararası bir konferans gerçekleştireceğiz.

Proje ortaklarımız Hollanda’dan Akıllı Arıcılık Vakfı (Smart Beeing Foundation), İngiltere’den Doğal Arıcılık Vakfı (Natural Beekeeping Trust)  ve Makedonya’dan Aronija Organik Ürün Üreticileri Birliği’nin de katılacağı “Ekolojik Arıcılık Konferansı”nda, sayıları korkutucu bir hızla azalmakta olan arılara destek olmak için ekolojik arıcılık yöntemleri tartışılacak.

9 Aralık’ta saat 10:00-17:30 saatleri arasında gerçekleşecek Uluslararası Ekolojik Arıcılık Konferansımız için buradan kayıt yaptırabilirsiniz.

ULUSLARARASI EKOLOJİK ARICILIK KONFERANSI

9 Aralık 2017

Bornova Belediyesi Kültür Merkezi, İzmir

09.15 – 10.00 KAYIT

10.00 – 10.30 “Arıları Yaşatalım”

                       Gizem Altın Nance (Buğday Derneği)

10.30 – 11.15 Türkiye’de arıcılık, sorunlar ve ekolojik çözümler

                      Prof. Dr. Banu Yücel (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi)

11.15 – 12.00 Arı odaklı doğal arıcılık ve arıların geleceği

                      Heidi Herrmann (Natural Beekeeping Trust, İngiltere)

                      Ferry Schutzelaars (Smart Beeing, Hollanda)

12.00 – 13.30 ÖĞLE YEMEĞİ

13.30 – 14.30 Arı odaklı arıcılığa giriş

                      Jan Glasenburg (Bijenstal Arıcılık, Hollanda)

14.30 – 15.00 Arılar için ne yapabiliriz?

                        Güneşin Aydemir (Buğday Derneği)

15.00 – 15.40 KAHVE ARASI

İLHAM VEREN İYİ ÖRNEKLER

15.40 – 16.00 Türkiye’de hala devam eden geleneksel arıcılık

                      Uzman Mustafa Kösoğlu (Ziraat Yüksek Mühendisi – Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü)

16.00 – 16.20 Tangala Çiftliği’nde müdahalesiz arıcılık

                      Cem Aybek

16.20 – 16.40 Şehrin gizli arıları ve arıcıları

                       Doç. Dr. Alaattin Kirazcı

16.40 – 17.00 Rye Hill Hapishanesi’nde arıcılık

                      John Noble

17.00 – 17.20 Kovanın Olsun Projesi

                      Şamil Tuncay Beştoy (ÇARIK Derneği)

17.20 – 17.30 KAPANIŞ

05 May

ŞİŞLİ FERİKÖY %100 EKOLOJİK PAZAR MÜŞTERİLERİ GIDALARININ VE PAZARLARININ SORUMLULUĞUNU ALIYOR

%100 Ekolojik Pazarlar dönüşüyor!

Buğday Derneği öncülüğünde kurulan %100 Ekolojik Pazarlar artık daha katılımcı bir yapıyla yönetilecek. Tüm %100 Ekolojik Pazarlar 2018’den itibaren müşteriler, üreticiler, esnaf, toptan alıcılar, Buğday Derneği ve Şişli Belediyesi yetkililerinden oluşan bir komisyon ile yönetilecek.

Buğday Derneği’nin müşterilere, sofralarına gelen gıda konusunda sorumluluk almaları ve “türetici” olmaları için yaptığı çağrı üzerine Şişli Feriköy %100 Ekolojik Pazar Müşterileri’nden oluşan 40 kişi Türetici Komisyonu’na katıldı. Kurulan bir mail grubunun ardından 15 kişinin katılımı ile 18 Kasım’da ilk yüz yüze toplantı gerçekleştirildi.

Toplantıda mevcut durum, Belediye ile ilişkiler, denetimler, fiyat politikası, komisyonların yapısı konusunda bilgi verildi, bu konularda görüş alışverişinde bulunuldu. Komisyonda yetki ve sorumluluklar tanımlandı ve sekreterya, koordinasyon, sosyal medya konusunda sorumluluklar paylaşıldı. 9 Aralık’ta yapılacak bir sonraki toplantı için öncelikli gündem maddeleri belirlendi. Kısaca denetimler, fiyat politikası, bilgi kirliliğine karşı neler yapılabileceği, %100 Ekolojik Pazar’ın kalite standartlarının arttırılması, otopark sorunu, diğer müşteriler ile iletişim stratejisi, pazarlara daha fazla müşteri çekmenin yolları ve organik pazara gelmeme sebebi olarak gösterilen pahalılık, güven vb. konularda topluma nasıl ve ne kanallardan bilgi aktarılabileceği öncelikli gündem maddeleri olarak belirlendi.

Kartal, Beylikdüzü, K. Çekmece ve Bakırköy %100 Ekolojik Pazarlar’ın Türetici Komisyonu toplantıları da çok yakında gerçekleşecek.

05 May

ORGANİK TOHUM ÇALIŞTAYI’NIN ARDINDAN: ATALIK TOHUMLAR İÇİN MÜCADELEYE DEVAM!

Dünyadaki başlıca gen merkezlerinden biri olan ve zengin tarımsal biyolojik çeşitliliğe sahip Türkiye’nin organik tohum fakiri olması pek de anlaşılır bir durum olmasa gerek. Özellikle de, organik tarımın yaygınlaştığı ve organik tarım sektörünün ciddi bir ihracat potansiyeli taşıdığı bir dönemde.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü’nün, Türkiye’de organik tohumculuğun sorunları konusunda 17-18 Ekim tarihlerinde, Afyon’da düzenlediği çalıştayın katılımcılarıyla birlikte, tohum meselesini her yönüyle masaya yatırmak ve çözüm önerilerini tartışma fırsatı bulduk.

Toplantıda tartışılanları aktarmadan önce şu bilgiyi not edelim: Türkiye, dünya üstündeki sekiz gen merkezinden üçünün kesişim noktasında bulunan, çok sayıda tarımsal ürünün (soğan, yulaf, pancar, nohut, mercimek, keten, yonca, bezelye, çavdar, üçgül, buğday, badem, salatalık, elma, fıstık, erik, armut ve asma) orijini; fasulye, bal kabağı, bakla, kavun, mısır gibi türlerin mikro gen merkezi. Buna karşın, organik sertifikalı tohum üreten sadece bir enstitümüz ve bir firmamız var ve yerel tohumlarımızı korumak konusunda yetersiz kalıyoruz.

Çalıştay sayesinde, tohumculuk sektörü ile organik tarım sektörü ilk kez bu çapta geniş katılımlı bir organizasyonda bir araya geldi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileri, organik tarımda AB ile eşdeğer olma konusunda önümüze çıkan engellerden birinin, tohum konusundaki yetersizlik ve eksiklerimiz olduğunu söylüyorlardı.

Toplantıda belirtilen ortak görüş, Türkiye’nin organik tohumculukta yerinde saymasının başlıca nedeninin talep yetersizliği olduğuydu. Organik tohum sektörünün gelişmesi için destekleme şeklinin değiştirilmesi ve miktarının artırılması gerekliliği toplantının en önemli çıktılarından biri oldu. Uluslararası ticaret ve ülke ekonomisi açısından bakıldığında organik tohumculuk sektörünün özellikle de tarla bitkilerinde önünün açılması son derece önemli. Organik ürün ihracatı söz konusu olduğunda mesele daha da karmaşık bir hal alıyor: Çünkü Türkiye’de kontrol ve sertifika kuruluşlarının bir kısmı hem TR, hem AB, hem JAS, hem USDA (ABD Tarım Bakanlığı) yönetmelikleri kapsamında sertifika verebiliyor. USDA sertifikalı bir ürün üretip ihraç edebilmek için tohum, gübre, zirai mücadele gibi tüm girdi kaynaklarının da USDA sertifikalı olması gerekiyor. Yani TR sertifikalı domates tohumundan üretilmiş kurutulmuş domatesin, ABD’ye pazarlanabilmesi için o domates tohumunun aynı zamanda USDA sertifikası da alması gerekiyor.

Toplantıda ayrıca, yerel tohumların ve genetik zenginliğimizin koruyucusu aile işletmeleri ile küçük ve orta ölçekli üretim yapan çiftçilerin, hem organik tarım iç pazarının gelişmesi hem de yerel/geleneksel kültürün korunmasındaki etkisinin önemi vurgulandı. Ele alınan en önemli konulardan biri de, ekolojik (organik) tarımın yerellik, çiftlik dışı girdilerin (tohum, enerji, gübre vs) minimum düzeyde tutulması, bitkisel ve hayvansal ürünlerin ve atıkların tarımsal faaliyette girdi olarak kullanmak üzere geri dönüşümünün sağlanması (kompost, biyogaz, hayvan yemi vs) gibi ilkelerinin yerel tohumların ve gen kaynaklarımızın korunması açısından ne denli önemli olduğuydu.

Çok yönlü bakış açısı gerek…

Yerel tohumların çiftçi elinde korunması, ekolojik tarımın ilkeleriyle birlikte sürdürülmesi, sağlıklı ürünlerin tüketicilere ulaştırılması için ekolojik pazarların, biyolojik çeşitliliğin devamlılığı için yerel pazarların yaşatılması, küçük aile işletmelerinin sürekliliğinin sağlanması ve gıda güvenliğinin bir bütün olarak ele alınması gerekiyor.

Buğday Derneği öncülüğünde yaygınlaşan ekolojik (organik) pazarların bu bütünü korumak açısından önemi ortada. Ekolojik pazarlarda satışa sunulan yeşillikler, soğan, kavun, karpuz, domates, mısır, bakla, fasulye gibi bir çok üründe üreticiler, kendi yerel tohumlarını veya ilgili enstitü ve firmanın standart (hibrit değil) tohumlarını kullanıyor, yerel meyve çeşitleri ve siyez gibi yerel tahıl ürünleri ekolojik ve yerel pazarlar sayesinde var olmayı sürdürebiliyor. Ertesi yıl için kendi tohumlarını almaya devam eden, böylece yerel tohumlarını yaşatan, ekolojik tarımın ilkelerine sadık, tüketicilere sağlıklı ürünler sunan çiftçilerin ve aile işletmelerinin yaşatılması için organik pazarların da sağlıklı bir şekilde yaygınlaşması gerekiyor.

Çabalar sonuç veriyor

Toplantıda sivil toplum kuruluşları, belediyeler, akademisyenler, sivil inisiyatifler ve üreticiler olarak yerel tohumlar için yürüttüğümüz kampanya, proje, çalıştay, toplantı ve tohum takas şenliklerinin kamuoyunda duyarlılık sağlamanın ötesinde, bürokratlar arasında ve tohumculuk sektöründe de ses getirdiğini gözlemledik. Her ne kadar tohum takasının yerelde kalması, takasa getirilen tohumların virüslü vs olma riski, çimlenme gibi sorunlar söz konusu olsa da, bu etkinliklerin, toplumda duyarlılık oluşturması açısından önemi yadsınamaz.

Çalıştay sayesinde, Buğday Derneği olarak, tohum takas şenliklerine yönelik eleştirileri yanıtlama fırsatı da bulduk: Tohumculuk Kanunu bu konuda ciddi yasaklamalar getirene kadar bu takas şenliklerinin olmadığını, yerelde zaten çiftçilerin bunu özgürce yapabildiklerini, bu şenliklerle ortaya konan tepkilerin aynı zamanda tepeden inme katı mevzuatların sonucu olduğunu vurguladık. Akademisyenler ve bürokratların da desteklediği konuyla ilgili olarak, tohum takas şenliklerinin daha profesyonelce, olası riskleri ortadan kaldırılarak ve uzmanların yol göstericiliğinde yapılması konusunda görüş birliğine vardık.

Çalıştay’da, 2017 yılı başında Gıda, Tarım ve Hayvancılık eski bakanı tarafından yapılan ”sertifikalı tohumlukların kullanılmaması durumunda destek verilmeyeceği”ne dair açıklama konusunda da eleştirilerimizi ortaya koyma olanağı bulduk. Gerekli araştırmalar yapılıp, veri tabanı oluşturulup, bu tohumların kamu veya üniversiteler elinde ıslah edilmeden, yani çiftçiye sertifikalı standart tohum alternatifi sunulmadan ilgili desteklerin çekilmesi, yerel tohum üreticisini yerel tohum kullanmaktan caydıracağını ve gen kaynaklarımızı kaybetme riski ile karşılaşacağımızı bir kez daha vurguladık. Örneğin siyezin henüz sertifikalı tohumluğu yokken (bu konuda ıslah çalışmaları başlatıldı), bir yandan Bakanlık olarak siyezi destekleyici açıklamalar yapıp, diğer yandan sertifikasız tohumluk kullanımında desteklerin çekileceğini açıklamanın, ne denli kafa karışıtırıcı olduğunu belirttik. Desteğin çekilmesi halinde, yerel tohumları kullanan çiftçilerin sertifikalı tohumluğa yönlendirilmesinin siyez gibi kaybolmakta olan birçok değerimizin daha da hızla kaybolmasına neden olacağını aktardık.

Diyalog ve mücadeleye devam

Çalıştayda yaptığımız görüşmelerde, Tohumculuk Kanunu’nda, takasın önünü açan istisnai maddenin çiftçiler açısından bakıldığında esnek yorumlanması gerektiğini öğrendik. İlgililerin aktardığına göre, Kanun’da yer alan “ticarete konu olmamak” ibaresi, zahirecilerin ve üreticilerin büyük çaplı kayıt dışı tohumluk ticareti yapmasının önüne geçmek amaçlı. Söz konusu maddede, “şahsi ihtiyaç miktarı” ile, ailenin veya şahsın kendi kullanımı değil, ailenin geçimlik tohumluk ihtiyacı kastediliyor. Örneğin, geçimini sağlamak üzere, 10 dönüme domates, 100 dönüme buğday ekecek bir çiftçi başka bir çiftçiden bu miktarda alana yetecek kadar tohumluk alıp, ekebiliyor ve aldığı ürünü yani buğday ve domatesi satabiliyor. Ancak bunlar son derece göreceli ve yoruma açık ifadeler.

Siyez ekmeği, siyez bulguru üretmek isteyen bir organik tarım şirketi, henüz siyezin sertifikalı tohumluğu olmadığı için, Tohumculuk Kanunu gereği çiftçilerden tohumluk siyez satın alamayacak, dolayısıyla bu üretimi yapamayacak. Oysa organik üretim yapan şirketlerin, kişisel amaçlarla değil, ticari amaçla organik yerel tohumluğa ihtiyacı var. Ne yazık ki Tohumculuk Kanunu bu noktada ciddi bir engel oluşturuyor.

Sivil toplum olarak Tohumculuk Kanunu ve ilgili yönetmelikler ve üzerinde çalışılan “Yerel Tohumların Kayıt Altına Alınması Yönetmeliği”ni, bu konuda bakanlıkların yaptığı çalışmaları yakından takip edip, diyaloğu da, mücadeleyi de kesmememiz gerekiyor. Çıkacak yönetmeliğe göre, yerel tohumların ıslahından sonra çeşit olarak tescilinin kim veya hangi kurumlar üzerine olacağı, kimlerce sertifikalandırılıp ticarete konu olacağı, tescil aşamasında ve ticarete konu olduğunda çiftçi haklarının ve kamusal hakların nasıl sağlanacağı son derece önemli.

Buğday Derneği olarak yerel tohumların, ekolojik tarımın, ekolojik pazarların ve geleneksel üretimleri de sürdüren küçük aile işletmelerimizin yaşaması için proje ve çalışmalarımızı sürdürürken, bu konularda bilgi kirliliği ile mücadeleye, konunun tüm paydaşları ile diyaloğu ve yapıcı tutumumuzu sürdürmeye devam edeceğiz.

Yerel tohumların çiftçi elinde korunması, çiftçi ve kamusal haklar için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için çabamızı sürdürüyoruz. Bununla birlikte uluslararası ticaret ve ülke ekonomisi açısından organik ticari tohumluk sektörünün gelişmesinin de önemli olduğunu düşünüyoruz.

Yaşasın tohumlar!

26 Nis

Gıdanızın sorumluluğunu alın, kendi %100 Ekolojik Pazarınızın yöneticisi olun!

Buğday Derneği sizi sadece “tüketici” olmamaya, sofranıza gelen gıdanız için sorumluluk almaya, “türetici” olmaya çağırıyor.

%100 Ekolojik Pazarlar’ın en önemli paydaşlarından biri de sizlersiniz. Pazarların işleyişi ve geleceği hakkında alınacak kararlara sizin katılımınız, kendi gıdanız konusunda sorumluluk almanız Türkiye’deki organik üretimin gelişebilmesi için büyük önem taşıyor.

%100 Ekolojik Pazarlar’da “Türetici Komisyonları” kuruluyor. Ekolojik Pazar müşterileri olarak kurulacak olan Türetici Komisyonları’na katılıp hem pazarların işleyişi ve yönetiminde söz sahibi olabilir hem de pazarların her anlamda geliştirilmesi ve kalitesinin arttırılması konusunda sorumluluk alabilirsiniz; Buğday Derneği, pazar esnafı ve üreticiler, yerel yönetim temsilcilerinden oluşacak Ekolojik Pazar Komisyonu’na temsilci göndererek Ekolojik Pazarlar’ın idaresi ve geleceği hakkında karar verebilirsiniz. Tüketici olmanın ötesine geçerek bir “türetici” olarak kendi gıdanızın ve pazarınızın sorumluluğunu alabilirsiniz.

Komisyonların toplanma tarihleri ve yerleri ayrıca her pazar için duyurulacaktır.

Türetici Komisyonları’na katılın, ekolojik pazarınıza sahip çıkın!

25 mRH

Organik Tarım Değerlendirme Toplantısı

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 28-29 Kasım tarihlerinde, İzmir/Çeşme’de düzenlediği ‘Organik Tarım Değerlendirme Toplantısı’na Buğday Derneği’nden Ziraat Mühendislerimiz Nurhayat Bayturan ve Sakine Önalan katıldı.

Toplantıda, organik tarım ve hayvancılık sorunları, organik tohum üretimi, organik ürüne güvenin artırılması, kontrolör ve sertifiker yetkilendirilmesi, organik tarımın Dünyadaki ve Türkiye’deki gelişimi gibi konularda sunumlar yapıldı. Buğday Derneği Ziraat Mühendisi Sakine Önalan da ‘Organik Pazarların Sorunları ve Geliştirilmesi Üzerine Öneriler’ başlıklı sunumunda; %100 Ekolojik Pazarlar takip sistemi ile Pazarda kontrol ve denetimlerin nasıl uygulandığını ve ekolojikpazarlar.org sitesini anlattı.

13 qV_

Türkiye 1. Tarım ve Gıda Etiği Kongresi

Tarım ve gıda etiği; gıdada tağşiş, tarım işçileri hakları ve çalışma koşulları, adil ticaret, doğal kaynakların korunması, hayvan refahı, tüketici hak ve sorumlulukları, izlenebilirlik, GDO’lar, doğa dostu tarım ve sağlık gibi onlarca konuyu kapsayan ve ne yazık ki ülkemizde geri planda kalan bir kavram olsa da, Tarım ve Gıda Etiği (TARGET) Projesi çalışmaları tarım ve gıda etiği konusunda önemli bir boşluğu doldurmaya devam ediyor. Buğday Derneği olarak, kurulduğumuz günden bugüne önemle üzerinde durduğumuz tarım ve gıda etiği konusundaki tüm bu gelişmelerden oldukça umutluyuz.

TARGET Projesi, projenin bir diğer aşamasını da Tarım ve Gıda Etiği Derneği‘ni kurarak gerçekleştirdi. Tarım ve Gıda Etiği Derneği sayesinde; tarım ve gıda sisteminin kapsadığı tüm faaliyetlerde ortaya çıkan, yolsuzluk gibi etik konular ve sorunlar hakkında tüm toplum ve kesimlerde farkındalık ve duyarlılığın gelişmesine büyük bir katkı sağlanacak. Proje kapsamında, Haziran ayında Buğday Derneği’nin de katılımıyla ”Proje Birinci Değerlendirme Toplantısı” yapıldı ve Nisan ayında düzenlenen yine Buğday Derneği’nin de katılımcısı olduğu ”Sorun Analizi Atölye Çalışması” raporu da geçtiğimiz günlerde yayınlandı.

Proje kapsamında sırada uluslar arası katılımlı, ”Türkiye 1. Tarım ve Gıda Etiği Kongresi” var. Düzenleme çalışmalarına başlanan kongre, 10-11 Mart 2017 tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek. Bilim ve danışma kurulunda, Buğday Derneği Eş Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu’nun da yer aldığı kongreye bildiri özeti son gönderim tarihi 30 Eylül 2016.

TARGET Projesi hakkında detaylı bilgi için; www.target-prj.org/

Tarım ve gıda etiği nedir?
Oldukça geniş yelpazeli bu kavramı şöyle tarif edebiliriz: Doğal kaynakların korunması, biyoçeşitliliğin muhafaza edilmesi, iklim değişikliği ile mücadele, çevre dostu tarım sistemleri ve uygulamaları konusundaki değer algısı, aile çiftçiliğinin sürdürülmesi teşviği, tarım işçileri ve kadın çiftçiler gibi tarımsal üretimin dezavantajlı aktörlerinin sorunları, sağlıklı ve yeterli gıdaya erişimde insan haklarının yeri, tarım ve gıda alanında yerel kültürlerin korunması, yerel ve mevsimsel ürünlerin öncelenmesi ve gıdanın boşa harcanmaması, tarımın itibarının yükseltilmesi, tarım ve gıda sisteminde yolsuzluğun önlenmesi, vb… gibi  birçok konu tarım ve gıda etiğine dahildir.

Alınan kararlarda, yapılan tercihlerde ”değerler” söz konusu olduğunda etik alandayız demektir. Genellikle söz konusu değerler arasında bir çatışma olmadıkça etik bir karar verme sürecinden geçmekte olduğumuzu fark etmeyiz. Uygulamalı etikte bu temellendirme başlıca üç bağlamda yapılır:

Esenlik (wellbeing): Alınan kararlar insanların ve hayvanların sağlığı ve refahı için iyi  midir?
Özerklik (autonomy): İnsanların tarım ve gıda konusundaki özerkliklerinin ve ahlaki sorumluluklarının sınırları nedir?
Adalet (justice): Alınan kararlar herkes için adil mi?

Değerlerin evrensel temelleri olmakla birlikte, ifade ediliş biçimleri içinde yaşanılan toplumla ilişkilidir ve toplumsal kabuller çoğu kez bir uygulamayı doğru ya da yanlış olarak tanımlamamızın nedenini oluşturur. Ancak etik bilince ve etik açıdan eleştirel düşünme duyarlılığına sahip bireyler toplumsal kabulleri de sorgulayabilirler. Bu niteliklere sahip bireyler topluma değerleri ifade edebilmeleri için yeni biçimler önerebilirler.

Etik tercihler yapılırken farklı uygulamaların yaratacağı sonuçlar üzerinde özenle düşünülmelidir. Değer çatışmaları ile ilgili kararlar alırken daima bir değeri başka bir değeri korumak adına harcamak söz konusudur. Böylesi bir değer harcama çoğu kez uzun vadeli kestirimler yapmayı da içerir. Sözgelimi, modern tarım teknikleri bize daha ucuz üretim yapma olanağı veriyor; daha fazla kişiyi, daha ucuza doyurabileceğiz, ama bunu daha uzun yıllar sürdürebilmek mümkün mü, yoksa gelecek kuşakların haklarına mı el koyuyoruz?

Etik, belli değerleri tutucu bir biçimde ve her koşulda desteklemek değildir. Tarım ve gıda ile ilgili farklı ve zaman zaman çatışan değerleri ele almak, öncelikle bu değerlendirmeyi yaparken gerçekliğin sınırları içinde bulunmayı, yani bilgi sahibi olmayı gerektirir. Uygulamalı etik alanında bir değerin korunmasını önermek etmez; onun nasıl korunacağını da ortaya koymak gerekir. Belirli durumlar için verilen kararları genellemek ise daha büyük bir duyarlılık ve sorumluluk bilinciyle gerçekleştirilmesi gereken bir çaba, etik açıdan oldukça iddialı bir eylemdir. Bu nedenle etik alanında çalışanlar kaba bir ahlakçılığı kuşkuyla karşılarken, genelleme yapma konusunda sakınımlı olmayı bir erdem olarak kabul ederler.

06 May

Tarım ve Gıda Etiği Sorun Analizi Atölyesi

Türkiye Felsefe Kurumu Derneği, Avrupa Tarım ve Gıda Etiği Derneği, Wageningen Üniversitesi Felsefe Çalışma Grubu, Gıda Etiği Konseyi gibi iştirakçileri bulunan ve Türkiye Biyoetik Derneği tarafından yürütülen TARGET (Tarım ve Gıda Etiği) projesinin ‘’Tarım ve Gıda Etiği Sorun Analizi Atölye Çalışması’’nda Buğday Derneği de katılımcılar arasındaydı.

Tarım ve gıda sistemi paydaşlarının mevcut değer algılarının ortaya konulması amacıyla gerçekleşen atölyede ekolojik döngüyü bozmadan, sürdürülebilir, doğaya saygılı bir etik anlayışla ortak bir dil geliştirilmeye çalışıldı.

Tarım ve gıda sisteminin ilk aşamasındaki üreticilerden başlayarak tüketicilere kadar uzanan zincirin çeşitli halkalarında yer alan kamu kurumları, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları,  işçi ve işveren kuruluşları temsilcilerinin ve bilim insanlarının katıldığı atölyede; günümüzde tehdit altında bulunan temel etik değerler üzerinde duruldu.

Her ne kadar projeyi Türkiye Biyoetik Derneği yürütüyor olsa da bu proje ile birlikte tarım ve gıda sektöründe önemli bir boşluk, Tarım ve Gıda Etiği Derneği’nin kuruluşu ile doldurulmuş olacak. Yeni kurulan bu derneğin amacı; tarım ve gıda sisteminin kapsadığı tüm faaliyetlerde ortaya çıkan etik konular ve sorunlar hakkında tüm toplum ve kesimlerde etikle ilgili farkındalık ve duyarlılığın gelişmesine katkıda bulunmak. Sürdürülebilirlik, adalet, güven, özerklik ve bilgilenme hakkı ile hesap verebilirlik gibi temel etik değerlerin Türkiye’de yeni bir tartışma konusu açacağını ve TARGET Projesi kapsamındaki bu görüş ve deneyimlerin tarım ve gıda sistemine olumlu katkılarının olacağını umuyoruz.