Kategori: Organik Tarım

20 Haz

Organik Ürünler Neden Daha Pahalı?

”21. yüzyıl insanı artık yediklerinin sağlıklı olmadığının farkında. Ancak Türkiye’de organik ürünlere yöneliş hala o kadar fazla değil. Bunun da en önemli nedenlerinden biri organik ürünlerin pahalı olması. Ekonomik nedenlerle organik ürüne erişimi olmayanların yanında erişimi olsa da bu pahalılığa karşı güvensizlik duyanlar da var. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, neden organik ürünlerin konvansiyonel ürünlerden daha maliyetli olduğunu açıkladı.”

Bianet’ten Nilay Vardar’ın ‘Organik Ürünler Neden Daha Pahalı?’ başlıklı haberini okumak için link; http://bianet.org/bianet/toplum/181970-organik-urunler-neden-daha-pahali

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, neden organik ürünlerin konvansiyonel ürünlerden daha maliyetli olduğunu açıkladı.
BİANET.ORG
 
13 Tem

Organik Tarım, %100 Ekolojik Pazarlar ve Dernek olarak ODTÜ’lü Dergisi 59. sayıya konuk olduk

Ekolojik Yaşamın Don Kişotları

Buğday Derneği Eş Genel Müdürleri Gizem Altın Nance ve Batur Şehirlioğlu, ODTÜLÜ Dergisi, 59. sayıya konuk oldular.
Şehirlioğlu’nun Ekolojik Gelecek için Organik Tarım başlıklı yazısını 30. sayfadan, Altın Nance ile yapılan, Buğday projelerini konu alan söyleşiyi ise 50. sayfadan okuyabilirsiniz.

”Küresel ölçekte dev bir ekonominin sürdürülebilirliğini sağlarken, aynı zamanda doğaya, su kaynaklarına, toprağa, iklime ve tüm canlıların sağlığına olumsuz ve kalıcı etkiden kaçınmak mümkün mü?” Batur Şehirlioğlu/ Ekolojik Gelecek için Organik Tarım

”Buğday Derneği’nin en ünlü projesi % 100 ekolojik pazarlar. Şu anda İstanbul’da her hafta kurulan beş tane ekolojik pazar var. Buğday’ın diğer bilinen projesi TaTuTa Tarım, Turizm, Takas Ağı. Burada da Türkiye’nin dört bir tarafına dağılmış yaklaşık 100 ekolojik çiftlik var. Bu çiftliklerin ortak özellikleri ekolojik olmaları. Bunun dışında Tohum Takas Ağı projemiz var. Türkiye’de atalık tohumların satışı yasak. Dolayısıyla atalık tohumlarımız tükenme gibi bir durumla karşı karşıya. Bunun engellemek için bir tohum takas ağı kurduk.” Gizem Altın Nance/ Ekolojik Yaşamın Don Kişotları

Yazı ve söyleşiyi okumak için;
odtulu.metu.edu.tr/dergiler/59/59.html#p=1

 

06 May

Her parlak elma parafini mi işaret ediyor?

Her parlak elma parafini mi işaret ediyor? Elma ve diğer bazı meyvelerin kabuk yüzeyinden bıçak ve benzeri aletlerle sıyırarak elde ettiğimiz kısım her zaman parafin midir?

Eğirdir Meyvecilik Araştırma Enstitüsü’nden aldığımız bilgilere göre; meyvelerin en dış katmanında yer alan hücrelerin yüzeyi su ve hava geçirgenliği düşük bir yağsı madde ile kaplı durumdadır. Bu madde hücreler tarafından salgılanarak hücrelerin dış hava ile olan temasını engellemektedir. Bu dış katmana ‘’kutikula’’ adı verilmektedir. Kutikula tabakası kütin ve epikutikular mum olmak üzere ikibileşenden oluşmaktadır. Elmalarda bu kabuk üstü yapının kalınlığı yaklaşık 3 mikron kalınlığındadır. Fakat bu tabakanın yapısı ve kalınlığı çeşide, yetiştiği çevre ve iklim koşullarına göre değişebilmektedir.

Elma_yüksek_04

Elmalarda kabukta bulunan bu doğal mum tabakası özellikle hasattan sonra uzun depolama süresince de artmaya devam eder. Özellikle yağlanma, yaşlanma ile ilişkili bir fizyolojik bozukluktur. Meyvelerin geç hasat edilmiş olması, uzun süre depolamayapılması ve depolama sırasında ortam koşullarının optimum ayarlanmadığı durumlarda daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Fatih Şen’in de belirttiği üzere; meyve tarafından sentezlenen epikütikular mum (vaks), yüzeyden olan su kaybını sınırlayıcı bir tabakadır. Meyve tarafından sentezlenen bu mumların kalınlığı, bileşimi ve fiziksel özellikleri, meyvelerin hasat edildikten sonra daha uzun süre dayanmasını sağlar. Bu mum tabakasının bulunduğu kutikula özellikle meyvelerde kalındır. Örneğin elma, armut, erik, kiraz, üzüm, portakal. Tür, çeşit, ekoloji ve bakım işlemleri elma yüzeyindeki mum oluşumunu etkiler.

Görüldüğü üzere elma ve benzeri meyvelerde, nem ve benzeri özelliklerin kaybını azaltmak için kendi bünyelerinde doğal bir mum tabakası bulunmaktadır.

Doç. Dr. Fatih Şen’in basında çıkan bilimsel bir altyapıya dayanmayan haberlerden sonra bir market zincirinin talebi üzerine market tarafından verilen elmalar üzerine hazırladığı raporda; “Elma meyvelerinin kabuk yüzeyinden bıçak ve benzeri aletlerle sıyrılarak elde ettiğimiz kısım, meyve tarafından sentezlenen mumdur.” denilmektedir. Eğirdir Meyvecilik Araştırma Enstitüsü’nden yazılı olarak aldığımız raporda “Fiziksel olarak meyvenin dış kabuğunun kazınması ile çıkan beyazımsı mum tabakası hem mumlama yapılmamış hem de mumlama yapılmış elmalarda görülmektedir. Bu nedenle mumlama yapılmış meyvenin tespiti ancak laboratuvar koşullarında belirlenebilecektir.” denilmektedir.

Pamuk Prensesi öldüren parlak elma’nın içindeki zehir değil mi?

Gıda! Sanki bir kitle imha silahı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) uzmanlaşmış kanser kuruluşu olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (International Agency for Research on Cancer- IARC) GDO’lu ürünlerin %80’inde kullanılan ot ilacı (herbisit) etken maddesi olan (Glyphosate) Glifosat’ın insanlarda muhtemelen kanser yaptığını açıkladı. (1) “Muhtemelen” çünkü deneyler elbette insan değil fareler üstünde yapıldı.

AB, bağcılıkta salkım güvesi başta olmak üzere, çeşitli zararlılara karşı kullanılan chlorpyrifos etken maddesinin sofralık üzümde dolayısı ile kuru üzümde de maksimum kalıntı limitini 0.5 ppm’den 0.01 ppm’e düşürme kararı aldı. (2) Peki neden yıllardır bu zehir için verilen kabul edilebilir doz birden bire 50 kat aşağıya çekildi? Yapılan deneyler sonucu, “Farelerde kolinesteraz enzimini engelleyerek kırmızı kan hücrelerini, sinir sistemini olumsuz biçimde etkilediği” tespit edildiği için…

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2011’den 2014 yılı sonuna kadar tam 177 etken maddenin kullanımını yasakladı.(3) Sayının bu derece yüksek olması AB’ye uyum süreci ile ilgili. Tabii bu durumda ‘‘ya AB’ye uyum süreci devrede olmasaydı?’’sorusu geliyor insanın aklına.

Elbette sentetik mumlama ile elde edilen parlaklık aynı zamanda işin cazibesi, tüketiciye yönelik bir algı yönetimi, işin albenisi. Oysa o parlaklığın altında onlarca zehir var. Belki bugün bu zehirlerin, çeşitli bilimsel araştırmalara dayanarak, hükümetlerce kabul gören belirli limitler içinde tutulduğu için sağlığımıza zararlı olmadığı kabul ediliyor ama bunların çeşitli böcekleri, otları vs zehirleyip öldürdüğünü ve gene bilimsel araştırmalara dayanarak her geçen gün yeni bir etki, yasaklanan yeni bir etken madde veya zirai ilaç, indirilen kalıntı limitleri ile karşı karşıya olduğumuzu da unutmamak gerekiyor. Birçok araştırmaya göre elma, zirai ilaçlar açısından en tehlikeli ürünlerden bir tanesi. ABD Tarım Bakanlığı 2014 araştırma verilerine göre, alınan 177 elma numunesinden sadece %4.50 sinde herhangi bir zirai ilaca rastlanmamış. Elmaların %74!’ ünde 3 veya daha fazla zirai ilaca, %29.50 ‘sinde ise 5 veya daha fazla zirai ilaca rastlamış. (4)

Ama sentetik katkı maddeleri, hormonlar ama zirai ilaçlar, sentetik gübreler…Bütün bunlardan kaçınmanın tek yolu sıfır zirai ilaç, hormon zorunluluğu olan, fenni gübrelerin yasak olduğu ekolojik gıda tüketiminden geçiyor.

Editörün notu:

Öte yandan içinde sentetik parafinin de olduğu değişik mumlar, Amerika Bileşik Devletleri, İspanya gibi ülkemizde de özellikle turunçgil meyvelerine uygulanmaktadır. Meyvelerinde mum uygulamasının yapılması için özel ürün işleme hatlarına ihtiyaç vardır. Meyvelere mum uygulanabilmesi için meyvenin önce su ve fırçalarla yıkanıp toz vb. kirlerin uzaklaştırılması gerekmektedir. Yıkama sonrası mumların meyveye yapışması için yıkanan meyvelerin özel fırın düzeneklerinde kurutulması gerekmektedir. Mum uygulaması, meyveler dönerken püskürtme şeklinde uygulanır, bu sırada meyveler fırçalanarak mumun meyvenin tüm yüzeyine uygulanması sağlanır. Mumlama sonrası tekrar meyveler kurutularak, boylanır ve paketlenir.

Doç. Dr. Fatih Şen’in hazırladığı rapor bize %100 garanti vermemekle birlikte bazı ipuçları da sunmaktadır. Örneğin tesislerde sentetik olarak mumlanan meyvelerde elmaların sap çukuru dahil hiçbir kirin bulunmaması gerekmektedir. Mum uygulanan meyvelerin tümünün ve meyvelerin tüm kısımlarının aynı parlaklıkta olması gerekmektedir. Mumlanan meyvelerde, mumlama sonrası boylama işlemi yapıldığından meyve iriliklerinin birbirine yakın olması gerekmektedir. Ancak Eğirdir Meyvecilik Araştırma Enstitüsü’nce de belirtildiği üzere, elma ve benzer meyvelerin üzerindeki mumun doğal mı sentetik mi olduğundan yüzde yüz emin olmanın yolusadece laboratuvar koşullarında yapılacak kimyasal analizlerdir.

Kaynaklar:

(1) http://www.thelancet.com/journals/lanonc/article/PIIS1470-2045%2815%2970134-8/fulltext

(2) http://www.efsa.europa.eu/en/efsajournal/pub/3640

(3) http://www.tarim.gov.tr/Konu/934/Yasaklanan-Bitki-Koruma-Urunleri-Aktif-Madde-Listesi 

(4) https://www.ams.usda.gov/sites/default/files/media/2014%20PDP%20Annual%20Summary.pdf

06 May

Yasaklanan veya limitleri indirilen zirai zehirlere her gün bir tanesi daha ekleniyor.

AB, bağcılıkta salkım güvesi başta olmak üzere, çeşitli zararlılara karşı kullanılan  etken maddesinin sofralık üzümde dolayısı ile kuru üzümde de maksimum kalıntı limitini 0.5 ppm’den 0.01 ppm’e düşürme kararı aldı (1). Peki neden yıllardır bu zehir için verilen kabul edilebilir doz birden bire 50 kat aşağıya çekildi? Yapılan deneyler sonucu, “Farelerde kolinesteraz enzimini engelleyerek kırmızı kan hücrelerini, sinir sistemini olumsuz biçimde etkilediği” tespit edildiği için. “Chlorpyrifos” üzerine yapılan araştırmalar arasında söz konusu maddenin, anne karnındaki bebeğe dahi ulaştığı ve beynini olumsuz etkilediğini tespit edenler var (2). Her geçen gün bilimsel araştırmaların gösterdiği yeni bir etki, yasaklanan yeni bir etken madde veya zirai ilaç, indirilen kalıntı limitleri gösteriyor ki; ekoloji, sağlık, adil ticaret gibi ilkeler dikkate alındığında tek gerçekçi ve sürdürülebilir tarım yöntemi: ekolojik ilkelere dayalı organik tarım.

Türkiye kuru üzüm üretim ve ihracatında dünya lideri. Ülkemiz yıllık ortalama 280 bin ton çekirdeksiz kuru üzüm üretiyor ve bunun 240 bin tonunu ihraç ederek yaklaşık 500 milyon dolar döviz elde ediyor. Bu ihracatın %85 ten fazlası ise AB üyesi ülkelere yapılıyor. Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğine göre; yapılan analizlerde “chlorpyrifos-ethyl” adlı etken madde 0,01 ppm’in üzerinde. Önlemler alınmaz ise bu durum ülkemizin yıllık 500 milyon dolarlık kuru üzüm ihracatının tamamen durması anlamına geliyor.

exterminator

AB, sofralık ve kuru üzüm ithalatı için aldığı yeni karar ile maksimum kalıntı limitini tam 50 kat düşürdü. Getirilen limit 0.01 ppm, zaten akredite laboratuarlarca birçok etken madde için ölçülebilir en alt limit. Yani AB’ nin bu kararı, kalıntı açısından bakınca, kuru üzüm için, sıfır kalıntı zorunluluğunun olduğu organik üretime işaret ediyor.

Peki nedir bu Maksimum Kalıntı Limiti?

İyi tarım uygulamaları ve ADI değerleri temel alınarak belirlenen en yüksek pestisit kalıntı limiti. (3)

Peki nedir bu ADI değerleri?

Kabul edilebilir günlük alım miktarı (ADI-Acceptable Daily Intake): Toplumdaki çocuk veya doğmamış bebekler gibi hassas grupları da dikkate alarak, değerlendirme sırasındaki mevcut bilgiler ışığında tüketiciye fark edilebilir herhangi bir sağlık riski teşkil etmeyen, bir bireyin vücut ağırlığı esas alınarak tüm yaşamı boyunca gıdalarla günlük olarak alabileceği madde miktarı.(3) Yani doğmamış bebekler dahil herhangi bir sağlık riski teşkil etmeyeceğivarsayılan dozlar, yıllarca kullanıldıktan sonra düşürüldüğü gibi, birçok etken madde de yasaklanıyor.

Çözüm Yasaklamak mı?

Her geçen gün dünyada bazı zirai ilaçlar ya yasaklanıyor ya da kalıntı limitleri düşürülüyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, AB uyum sürecine paralel olarak 2011’den 2014 yılı sonuna kadar tam 177 etken maddenin kullanımını yasakladı.  İşte bu noktada sormak gerekiyor; AB, EPA (Amerika Çevre Koruma Ajansı), Dünya Sağlık Örgütü, Bakanlıklar gibi yapıların görevi, yıllarca kullanımdan sonra yapılan araştırmalar ile bu ilaçların kullanımına sınırlama getirmek veya yasaklamak mı, yoksa ilk kullanıcı tarım işçileri başta olmak üzere toplum sağlığını düşünerek, kullanıma sunulmadan önce gerekli araştırmaların, deneylerin yapılmasını sağlamak mı olmalı? AB uyum süreci söz konusu olmasa idi, bu 177 etken maddenin bir kısmını bugün hala kullanıyor olur muyduk ise, sorgulanması gereken başka bir konu.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl 3 milyon kişi zirai ilaç zehirlenmesine maruz kalıyor. Her yıl en az 20 bin tarım işçisi zirai ilaç uygulamaları nedeniyle ölüyor.(4) Bu zirai ilaçların diğer faktörlerle birleşerek tüketicilerde zaman içinde yarattığı hastalıklar ve ölüm vakalarının ise sayısal bir değer olarak tespit edilmesi mümkün değil. Kullanılan kimyasalların gıdada bıraktığı kalıntılar vücudumuza alınarak birikiyor. Biriken kimyasallar; kanser, üreme bozuklukları, hormon dengelerinde bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları, sinir sistemi rahatsızlıkları (beyin gelişiminde zarar, depresyon, konsantrasyon bozukluğu vs.), alerjiler, astım gibi birçok sağlık sorununa sebep olabiliyor.

 

Peki chlorpyrifos” etken maddesi içeren ilaçlara karşı, ekolojik bütünlüğe karşı sorumlu ve uyumlu, sağlığa zarar vermeyen “zehirsiz”, doğal yöntemler yok mu?

Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Özkan’ın verdiği bilgilere göre; kuru üzümde yaşanan bu soruna sürdürülebilir çözüm, biyolojik mücadele ve biyoteknik mücadele ağırlıklı entegre mücadele uygulamaları. T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yoğunlukla Akdeniz Bölgesi’nde sera alanlarında ve Turunçgil üretiminde biyolojik mücadele ve biyoteknik mücadele ağırlıklı yapmış olduğu teşvikler kısa sürede sonuç vermiştir. Son yıllarda üniversiteler, T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve yerel firmaların çabalarıyla ülkemizde “Biyolojik Mücadele” ve “Biyoteknik Mücadele” konusunda önemli gelişmeler sağlanmıştır.

Bağ Salkım Güvesi adı zararlı böceğin biyolojik mücadelesinde kullanılmak üzere TAGEM’e bağlı kurumlarda, farklı Üniversitelerde ve Ankara Üniversitesi Teknokent firmalarında birçok doğal düşman böcek üretimi yapılmaktadır. Bu ‘doğal’ düşman böceklerin başında, yumurta parazitoitleri Trichogrammma türleri, Bracon hebetor ve Venturia canescens adlı arıcıklar yer almaktadır.

                                                                                                     

İşte, organik tarımda yaygın olarak tercih edilen diğer bazı biyolojik ve biyoteknik yöntem ve insektisitler:

1-Şaşırtma tekniği; İsonet – L ticari adı ile satılan dişi salkım güvesi kelebeği feromonu emdirilmiş teller 1000 metre kare yani 1 dekar alana 60 adet olacak şekilde bağ dallarına bağlanır. Bu sayede erkek kelebekler dişiyi kokusundan bulamaz ve çiftleşemezler. Bu sayede çoğalması engellenir.

2- Bacillus Thuringiensis  bakterisi içeren preparatlar. Piyasada Agree, delfin gibi ticari isimler ile satılmakta olup, içeriğinde doğada zaten olan ama kimyasal ilaçlar yüzünden yoğunluğu azalan bir bakteri. Bu bakteri, Salkım güvesi tırtılını hastalandırıyor.

3- Toprak kökenli doğal bir bakteriden doğal yollarla elde edilen Spinosad etkili maddeli insektisidler. Bunlar da salkım güvesi tırtıllarını direkt öldürüyor.

 

Sorumlu yaklaşım

“IFOAM’un (Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu) ekolojik tarım için koyduğu ilkelerden “özen ilkesi”ne göre; “Ekolojik tarım, gerek mevcut gerekse gelecek kuşakların ve çevrelerinin sağlığı ile esenliğini korumak üzere, sorumlu, önlemini baştan alan bir yaklaşımla yönetilmelidir.” Ege Bölgesi’nde üzüm üreticilerinin de bu ekolojik mücadele yöntemleri konusunda desteklenmesi durumunda yaşanan ekolojik ve ekonomik kriz atlatılabilir. Çocuklarımızın, geleceğimizin ve gezegenimiz sağlığı için bir an önce sürdürülebilir, ekolojik ilkelere dayalı organik tarımın teşvik edilmesi, desteklenmesi ve yaygınlaştırılması elzem görünüyor. Çünkü bu dünya, hepimizin…

 

Kaynaklar:

1- http://www.efsa.europa.eu/en/efsajournal/pub/3640

2- http://www.panap.net/sites/default/files/pesticides-factsheet-hhps-chlorpyrifos.pdf

   http://www.medimagazin.com.tr/veteriner-hekim/genel/tr-tarim-ilaci-cok-dusuk-miktarda-dahi-anne-karnindaki-bebegin-beynini-olumsuz-etkiliyor-5-40-43058.html

  http://www.journalagent.com/turkhijyen/pdfs/THDBD_70_1_7_14.pdf

3- TÜRK GIDA KODEKSİ PESTİSİTLERİN MAKSİMUM KALINTI LİMİTLERİ YÖNETMELİĞİ

4-  http://web.worldbank.org/archive/website01004/WEB/0__CO-35.HTM

06 May

Cumhuriyet Gazetesi, Etkin Sağlık Dergisi ve Bianet’teydik.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/498268/Care_organik_tarim.html

http://etkinsaglikdergisi.com/dergi/sayi13/index.html#30/z

http://m.bianet.org/biamag/diger/173037-organik-tarim-bir-alternatif-degil-ekoloji-meselesi

Bianet’te yayınlanan haberimiz:

Türkiye’nin ilk ve en büyük organik pazarı olan Feriköy Pazarı 10. yaşına girdi. Sabah saatlerinden itibaren oldukça kalabalık olan pazarda, herkesin elinde kese kağıtları, bez çantaları, alışveriş çantaları, fileler var. Çünkü pazarda plastik torba kullanmak yasak. Neredeyse her şeyin organiğini bulmak mümkün.  Sebze, meyve, yumurta, peynir, tavuk, temizlik malzemesi, kozmetik vb… Diğer semt pazarlarından farkı sadece ürünlerin organik olması değil, aynı zamanda “Bunlar organik, organik” diye bağıran satıcıların olmaması. İsterseniz ürünleri tatma imkanınız da var. Ama yumuşak sebzeleri çok mıncıklamasanız iyi olur, zira öğlene kadar o ürünler çürümeye başlıyor. Karnınızı acıkırsa pazarın girişinde sıcak sıcak gözleme de yiyebilirsiniz. Organik ürünlere dair kafanıza takılan sorular varsa Buğday Derneği’nin tezgahına uğrayıp her şeyi sorabilirsiniz. Buğday Derneği’nin 2006’da başlattığı % 100 Ekolojik Pazarlar projesi, ekolojik tarım ve ürünlerin Türkiye’de tanınması ve iç pazarda talep oluşmasında öncü oldu. İlk bir yıl 3-5 ton civarında olan haftalık taze sebze-meyve satışları 14 tona ulaştı.

16 organik pazar var

Buğday Derneği proje ortaklığında %100 Ekolojik Standartlarına göre denetlenen ve yürütülen %100 Ekolojik Pazarlar; İstanbul Şişli, Kartal, Beylikdüzü, Küçükçekmece, Bakırköy, Kayseri Talas ve Kayseri Kocasinan’da. Bunlar haricindeki organik pazarlar İzmir Balçova ve Bostanlı, Ankara Ayrancı ve Çayyolu, Eskişehir Tepebaşı, Bursa Nilüfer ve İstanbul Maltepe, Kadıköy, Zeytinburnu’nda.

Bugün üçü sezonluk toplam 16 organik pazar var. TUİK 2014 verilerine göre, Türkiye’de organik tarım yapılan alanların toplam tarım alanlarına oranı yüzde 2. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Eş Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu ile pazarın kuruluşundan bugüne organik tarımdaki gelişimi konuştuk.

10 yıl geriye dönersek, bu fikir nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Ekolojik yaşamın en temel şeyi gıda. 1980’lerde Türkiye’ye organik ürünler yurtdışına ithal ediliyordu. Ama o dönem mevzuat yoktu. 2000’lere geldiğimizde organik tarım yapan işte Afyon’da, Çıralı’da tek tük çiftçiler vardı. Yine bu ürünler birkaç butik dükkanda satılıyordu. Dedik ki ekolojik gıda Türkiye’de de yaygınlaşmalı. Önce talebi yaratmalıyız. Sivil toplum örgütü ve belediye işbirliğinde bir halk pazarı açma fikri doğdu. Bunu yapmazsak o idealist çiftçiler de vazgeçecekti. Önce Victor (Ananias), organikte hal kanunundan muafiyet sağladı. Sonra Şişli Belediyesi ile anlaştık. Pazarı 2006 Haziranı’nda açtığımızda küçücüktü. İlk 2 hafta akın akın insanlar geldi. Ama sonra iki sene boyunca pazar kan ağladı. Yaz aylarında 30 kişi falan geliyordu. Sonra yavaş yavaş medyanın da desteğiyle, etkinlikler vb. zincirleme bir şey oldu. İlk olarak burası hal görevi gördü. Yani organik ürün satan dükkanlar, e-ticaret yapanlar, üreticiye burada ulaştı. Böylece organik pazarın yaratığı zincirleme reaksiyon katlanarak bu pazarın büyümesini sağladı. O kadar popüler oldu ki, sokakta pilav-nohut satanlar bile organik yazmaya başladı. Böyle bir kavram kaosu başladı. Ama sonuçta şunu başardık popülarite. “Hormonsuz abla” diyen konvansiyonel pazarcılar, şimdi müşteriyi ikna etmek için “organik abla” demeye başladılar. Bunu sağladık. Ama yeterli değil, bunun içini doldurmamız lazım.

Rakamlarla Türkiye’de organik tarım

IFOAM ve FIBL’in raporuna göre; 2012 yılında dünyada organik tarım yapılan alan 37,5 milyon hektar. Türkiye’de toplam tarım alanı 23.939.000 hektar, organik tarım alanı ise (doğadan toplama hariç) 490.000 hektar. Türkiye’deki üretim miktarlarına baktığımızda organiğe geçiş süreci ürünleri dahil, 2002’de 310.000 ton olan toplam üretim, 2014’te 1.642.000 tona çıkmış yani % 430′ luk bir artış söz konusu. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre; 2002’de çiftçi sayısı 12.428 iken bugün 70.000′ i aşmış durumda. 2014 ihracat verileri 79 milyon dolara ulaştı. Ürün çeşitliliği de 2013 verilerine göre 213’e yükseldi. IFOAM ve FIBL’in 2014 raporuna göre; Türkiye organik tarım arazisi artışı gösteren 81 ülke arasında da 4. sırada.

Evet. Artık her yerde “organik ürün” deniyor. Peki nedir organik? Organik tarım, toprak, tohum ve emekten oluşur. Geleneksel tohum, organik sertifikalı tohum, bunlar yoksa standart/ hibrit tohum kullanılabilir. GDO’lu tohum kesinlikle yasak. Fidelerin de organik sertifikalı olmalı lazım. Organiğin en önemeli şeyi toprak. Toprağın biyodinamik yapısını, mikroorganizmasını, solucanını vb. canlı tutmak gerekiyor. Onun verimini, döngüsünü yaşatmak lazım. Toprak çok kıymetli, ona saygı duymamız gerek. Organik tarımda fenni (kimyasal) gübre yasak. Bu toprağı yozlaştırıyor, çoraklaştırıyor, verimini öldürüyor. Endüstriyel hayvan gübresi almıyoruz. Organik sertifikalı gübre alabilir, ya da kendiniz kompost yapabilirsiniz. Zirai ilaçlar ise organik tarımın üçüncü kısmı. Ot, mantar ve böcek adı altında binlerce ilaç var. Bunların hepsi yasak. Bunun yerine biyolojik mücadele yöntemi kullanılıyor. Bakteri veriyorsunuz. Bitkisel kökenli, insan, çevre ve su kaynaklarına zarar vermeyen pahalı ilaçlar var. Bir de fiziksel mücadele yöntemleri var. Bitkileri sık ekmemek, doğru su miktarı,  birbirine kardeş bitkileri ekmek (örneğin fasulye ve mısır) gibi… Bunun yanında nakliye ve depolama var. Deponun temizliğinde her kimyasal kullanılamıyor. Ürünün işlenmesinde her katkı maddesine izin verilmiyor. İyonize radyasyon yasak. Soğuk şoklama yapılarak içindeki lavra, yumurta öldürülüyor. Mesela kükürt en temel örnek. Kayısılar sapsarı/ turuncu ya, işte o kükürt. O yüzden organik sarı renkte gün kurusu bulamazsınız, hepsi kahverengi. Peki üreticinin mevzuatta yer alan tüm bu kurallara uyup uymadığı nasıl denetleniyor? Tüm dünyada bu işi devletler değil, özel şirketler yapıyor. Sertifikasyon kuruluşları var. Araziye gidip tohumundan, hasat miktarına kadar denetimi yapıyor. Hangi tapuda, kaç metrekarede, ne kadar maydanoz ekilmiş onda kaydı var. Organiğin en temel denetimi izlenebilirlik ve kayıt altına alma. Aynı zamanda tarım il/ ilçe müdürlükleri de istedikleri zaman denetim yapabiliyor. Bazen şirketlere nasıl güveneceğiz sorusu geliyor? Bu şirketlerin hiçbiri Türkiye’deki 3-5 üretici için isminin kirlenmesini istemez. Çünkü ihracat yapıyorlar ve ceza alırlarsa bu direk AB’ye intikal eder. Bana şu çok komik geliyor. Doktorlar hastanın içinde yeri geliyor makas unutuyor, nükleer santral kurulmak isteniyor. Bunların hepsine güveniyoruz ama çiftçiye güvenmiyoruz. Tabii ki hiçbir sistem mükemmel değildir. Küçükçekmece Pazarı Tüketici nelere dikkat etmeli?

Organik ürünlerin doğal ürünlerden farkı şu: Doğal ürün olarak adlandırılan gıdaların resmi veya genel bir tanımı, kriteri, standardı ve yönetmeliği yok. Bu nedenle suistimale açık. Herhangi bir denetime ve belgeye tabi olmayan doğal ürünlerin gerçek olup olmadığı tamamen kişisel bilgi, deneyim ve güvene dayalı. Eğer üreticinizi tanıyor, güveniyor; aldığınız ürünün nasıl yetiştirildiğini biliyor  iseniz tabii ki ondan alışveriş yapın. Türkiye’de sayısı giderek artangıda toplulukları da bu amaca hizmet ediyor. Ancak üreticinizi/çiftçinizi tanımıyorsanız en güvenilir ürün organik sertifikalı gıda.  Bu ürünler Organik Tarım Kanunu ve Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğe uygun olarak organik tarım esaslarına göre yetiştiriliyor, ambalajlanıyor ve etiketleniyor. Yapmanız gereken, etiket üstünde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın organik tarım ürünleri için hazırladığı logoyu ve sertifika numarasını kontrol etmek. Peki açık satılan taze sebze ve meyvenin organik olduğunu nasıl anlayacağız?

Yapmamız gereken, satışı yapan kişi/firmaya ürünün organik ürün sertifikasını sormak, bu sertifikanın geçerlilik süresini ve ilgili ürün çeşidini kapsayıp kapsamadığını kontrol etmek. Ürünün sertifikada adı geçen üreticiye ait olup olmadığını anlamak için ise ilgili üreticiden alımına dair fatura veya diğer mali belgeleri sormak. Bu detayda “Ben manavı, pazarcıyı vs sorgulayamam” diyenler için ise tek yol kalıyor; sadece organik sertifikalı ürün satan ve Türkiye’de sayısı 16 olan organik pazarları, sadece organik ürün satan dükkân ve e-ticaret sitelerini tercih etmek. Siz dernek olarak ne yapıyorsunuz pazarda? Sabah beşte gelip, pazara giren çıkan stokları web tabanlı takip sistemimize işliyoruz. Sertifikalarla ürünleri eşleştiriyoruz. Sertifikasında salatalık yoksa onu satamaz. Rutin olarak ve onun yanında şüphelendiğimizde numune alıp kalıntı tespiti yapıyoruz. Dedikoduları dinliyoruz, sektör küçük, oto kontrol yüksek. Pazardakilerin çoğu üretici ama çok uzaktan gelemeyenler için aracılar da var. Onların depolarını da denetliyoruz. Beylikdüzü Pazarı Belediye ne yapıyor? Belediyenin üstümüzdeki iş yükünü azaltması gerekiyor. Biz en nihayetinde bir sivil topum örgütüyüz. Sadece pazarı açmakla olmuyor. Belediyenin her pazarda daimi ziraat mühendisi bulundurması gerekiyor. Pazarların reklam ve tanıtımını yapması gerekiyor. Sonuçta projenin sahibi belediye.  Biz danışmanız. Belediyeler beş tezgah için yıllık 650 lira işgaliye alıyor, bu da düşük bir ücret sonuçta buranın elektriği, temizliği gibi giderleri var. Bugün yedisi sizin danışmanlığınızda 16 pazar var. Gelinen noktayı nasıl görüyorsunuz? Bu Feriköy pazarının getirdiği bir sonuç. Tabii ki hepsini buna mal etmiyorum ama bir ivme yarattı. Yoktan bir hareket başladı. 2006’da pazarı açtığımızda et, süt grubunda hiç organik ürün yoktu. Organik peynir yoktu. Sadece 2 organik yumurtacı vardı. Şu anda her ürünün organiği var. Ancak şeker ithalatı yasak olduğu için organik şeker ithalatı da yasak. Organik şekeri de üretmek çok maliyetli. Şeker yerine ya bal ya elma suyu kullanılıyor. Ama bisküvi, çikolata yapılamıyor. Hepsi ithal ve bu yüzden Avrupa’dakinden daha pahalı. Düşünün fındık bizden gidiyor ama organik fındık ezmesi ithal ediyoruz. Gelelim en büyük soruya, organik pahalı… Pahalılık göreceli bir kavram. Alım gücümüz düşük. Asgari ücretimiz ne kadar ki? Bu ekonomik bir sorun genel anlamda. Ama reddetmiyorum pahalı ama suçlusu üretici değil, üretim maliyeti, nakliye, depolama ücretlerinin yüksek olması. Küçük hacimlerle iş yapılıyor.  Sürüm yok, çürüyen atılıyor. Ta Avanos’tan İzmir’den buraya gelen üreticiler var, birkaç üretici bir araya gelip araç tutuyor. Katma değerli ürünler iki defa işleme tabi tutuluyor. Yani mesela domates küçük miktarda üretiliyor, salça da öyle, iki defa sertifikasyon yapılıyor. Dolayısıyla pahalı. Bir de bazı tüketiciler şeftali, patlıcan çileği alırken bile mıncıklıyor. Şeftaliyi dokunup bıraktığın zaman öğleden sonra çürümeye başlar. Elma, patatesi seç ama onlara dokunma gözünle seç. Organik tüketim için hem eğitimli, hem bilinçli, hem de zengin olmak gerekiyor. Evde iki beyaz yakalı çalışan varsa bu fiyatlar makul. Ama asgari ücretliyse tabii ki alamaz. Devlet organik tarıma bir ihracat kalemi olarak bakıyor. Bir STK, belediye daha ne yapsın. Bunun devlet politikası olması lazım. Devlet ekmek israfının nasıl üzerine gidiyorsa organik tarımı da öyle yapmalı. Okullara dağıtılan süt neden organik değil? Organik tarım bir alternafi değil, ekoloji meselesi. Konvansiyonel tarımda bir kısır döngü var. Siz zirai ilaçlar attıkça, fenni gübreleri attıkça o bakteri, virüs, böceğin bağışıklık sistemi gelişiyor. Yeni türler geliştiriyor, aynı antibiyotik gibi. Bu direnci kırmak için de daha fazla zehir veriyorsunuz, toprak çoraklaşınca daha çok gübre veriyorsunuz. Su kaynakları daha çok kirleniyor vb. vb. vb.  Kendi kendinizi yok ediyorsunuz. Bu sürdürülebilir değil. (NV)

14 Nis

Organiğe Talep Artıyor!

Organik ürünlere ilgi ve talep tüm dünyada artıyor. Türkiye’deki üretim miktarlarına baktığımızda organiğe geçiş süreci ürünleri dahil, 2002’de 310.000 ton olan toplam üretim, 2014’te 1.642.000 tona çıkmış yani % 430’ luk bir artış söz konusu. Ekolojik tarım ve ürünlerinin Türk toplumu tarafından tanınması ve iç pazarda talep oluşmasında, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği tarafından 2006 yılında İstanbul’da, Şişli – Feriköy ile başlatılan % 100 Ekolojik Pazarlar Projesi’nin katkısı oldukça büyük.

Türkiye’de organik tarım yükselişte

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre; 2002’de çiftçi sayısı 12.428 iken bugün 70.000’ i aşmış durumda. 2014 ihracat verileri 79 milyon dolara ulaştı. Ürün çeşitliliği de 2013 verilerine göre 213’e yükseldi. IFOAM ve FIBL’in 2014 raporuna göre; Türkiye organik tarım arazisi artışı gösteren 81 ülke arasında da 4. sırada. TUİK 2014 verilerine göre; toplam tarım alanı 23.939.000 hektar alan, organik tarım alanı ise (doğadan toplama hariç) 490.000 hektar. Bu verilere göre, organik tarım yapılan alanların toplam tarım alanlarına oranı % 2.

Ekolojik Pazarlar’la organik sektör de büyüyor

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği tarafından 2006 Haziran’ında İstanbul’da, Şişli – Feriköy ile başlatılan % 100 Ekolojik Pazarlar projesi, ekolojik tarım ve ürünlerinin Türk toplumu tarafından tanınması ve iç pazarda talep oluşmasında öncü olmuştur. Bugün 3’ü mevsimsel olarak açılıp kapanan, toplam 17 organik pazardan 7’si %100 Ekolojik Pazar markası ve standartları altında yürütülmektedir. %100 Ekolojik Pazarlar; İstanbul’da Şişli, Küçükçekmece, Bakırköy, Beylikdüzü, Kartal; Kayseri’de Kocasinan ve Talas % 100 Ekolojik Pazarlardır.

%100 Ekolojik Pazarlar’la birlikte iç pazara yönelik üretim, çeşit, miktar ve kalite arttı. Türkiye, organik et ve türevleri, süt türevi ürünler, yerli kozmetik ürünler, birçok gurme ürün, ithal kozmetikler, çikolatalar, ekolojik temizlik malzemeleri, helva, çörekotu gibi bitkisel yağlar vs. ile bu proje sonrasında tanışabildi. Türkiye’nin ilk organik pazarı olan Şişli %100 Ekolojik Pazar ilk gün 48 tezgahla başladı. Bugün kahvaltı ve yemek sunan tezgâhlar hariç, organik gıda ve ürün satan 71 tezgâh sahibiyle Türkiye’de ilk olmanın ötesinde, aynı zamanda en büyük ekolojik pazarı konumunda. İlk bir yıl 3-5 ton civarında olan haftalık taze sebze-meyve satışları bugün, haftalık 14 ton. Buğday Derneği tarafından hazırlanan veri kayıt ve takip programı sayesinde üretici ve ürünlere ait verilere kolaylıkla ulaşmak mümkün. Bu sistem sayesinde Şişli %100 Ekolojik Pazar’da bir yılda toplam 700 ton taze sebze ve meyvenin satıldığını söyleyebiliyoruz. İstanbul’da, Anadolu Yakasında hizmet veren Kartal % 100 Ekolojik Pazarı da 2015 yılında, bir önceki yıla göre % 26.48’ lik artış göstererek yıllık sebze-meyve satışını 271 tona yükseltti. Yine aynı kayıt ve veri sistemine göre Kayseri’de sezonluk olarak hizmet veren iki ekolojik pazarda da satışlar geçen yıla oranla yüzde 26 oranında artış gösterdi. Sezonluk olarak 15 hafta açık kalan Talas ve Kocasinan %100 Ekolojik Pazarların toplam satışı 2015’ te, 240 ton olarak gerçekleşti.

Dünyada da yükselen trend: Organik 

*2014 yılında Almanya organik pazarı %4.8 oranında arttı.

*2014 yılında ABD’deki organik pazar %11 artışla, 35.9 milyar dolar değerine ulaştı. Organik Ticaret  Birliği’nin (OTA) ABD organik satışlarını ilk kez araştırdığı 1997 yılına kıyasla, pazar 10 kat artış göstermiş.

*Fransa’da organik gıdaya çok talep var ve pazar sürekli büyüme yaşıyor. Önceki yıla kıyasla satışlar 2014 yılında %10 arttı. 10 tüketiciden 9’u en azından ara sıra organik ürünler almayı tercih ederken, 6’sı ise ayda bir tercihini bu yönde kullanıyor. Bu talebe yetişmek için, artan sayıda çiftçi organik üretime geçiyor.

*Danimarka’da satın alınan her dördüncü havuç ve her dördüncü litre süt organik.

*2014 yılında İsveç organik pazarı %5.6’lık bir pazar payına erişti. En fazla talep meyve ve sebze ürün grubunda oldu.

*2014 yılında İsviçre organik pazarı %7.5 arttı. Böylece organik ürünlerde kişi başına düşen tüketim 269 İsviçre frangına (2013’te 223 avro) yükseldi. Bu, Avrupa’daki en yüksek rakam. Ülkede dağlık bölgedeki 5 hektar alandan biri, organik olarak işleniyor.

03 Ara

Organik Tarım Dünyayı Doyurur mu?

Bugün 7.3 milyar olarak hesaplanan dünya nüfusunun bu yüzyılın ortalarına kadar, yaklaşık üçte birlik bir artışla, 9.7 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu büyümenin nerede gerçekleşeceği ve bizim buna nasıl hazırlanacağımız konusu ise değişen iklim kadar önemli bir konu. Peki organik tarım, türümüzün bu denli büyümesi karşısında nasıl bir rol oynayacak?
Sustainable Agriculture Research dergisinde yayımlanan yeni bir haber, organik ve geleneksel tarım yöntemlerini karşılaştıran, tahıl ürünü esaslı en eski araştırmaların altısının sonuçlarını inceledi. Uzun vadeli araştırmalar üreticilerin organik tarım uygulamaları durumunda; toprağın sağlığı, verimlilik, su kalitesindeki artış ve ekonomik olarak daha çok yarar elde edeceğini ortaya koydu. Organik tarım, topraktaki nitrat kaybını azaltıyor ve karbon bağlanmasını da destekliyor.
Haberin devamını okumak için:

http://www.bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=7820

dünya

25 Ağu

Avrupa Birliği, Eylül ayının son günlerinde, kozmetiklerin raf ömrünü uzatmak için kullanılan sentetik koruyucularla ilgili önemli düzenlemeler yaptı ve bazı maddelerin kullanımına yasaklama ve sınırlamalar getirdi.

Hergün şampuandan diş macununa kadar çeşit çeşit bakım ve kozmetik ürününü kullanabiliyoruz. Tüketici olarak seçimlerimiz en başta kendi sağlığımızı etkiliyor.

Avrupa Birliği, Eylül ayının son günlerinde, kozmetiklerin raf ömrünü uzatmak için kullanılan sentetik koruyucularla ilgili önemli düzenlemeler yaptı ve bazı maddelerin kullanımına yasaklama ve sınırlamalar getirdi. Söz konusu sentetik maddeler, ekolojik kozmetik ürünlerinde zaten bulunmuyor. Şimdi artık klasik kozmetikler için bile yasak getirilmiş oluyor.

Peki nedir bu maddeler, daha çok hangi kozmetik ürünlerinde kullanılıyor ve sağlığımızı nasıl etkiliyor?
Prof. Dr. Hulusi Barlas yazdı;

Avrupa Birliği’nden  Kozmetiklerle İlgili Önemli Karar:

Sentetik Koruyucular  İçin

Yeni Yasaklama ve Sınırlamalar

 

Prof. Dr. Hulusi Barlas     

hbarlas@epeaturkey.com

Avrupa Birliği, Eylül ayının son günlerinde kozmetiklerin raf ömrünü uzatmak için kullanılan sentetik koruyucularla ilgili önemli düzenlemeler yaptı. Buna göre Metilizotiyazolinon (MIT) ve Metilklorizotiyazolinon (MCIT) karışımlarının  cilt üzerinde kalan ürünlerde kullanılması yasaklandı. Bu kararla bu maddelerin allerjik etkilerine karşı tüketicilerin korunması amaçlanıyor. Aslında özellikle ekolojik kozmetikler yıllardır tartışılan bu maddeleri baştan beri reddediyorlardı. Şimdi artık klasik kozmetikler için bile yasak getirilmiş oluyor. Şampuan ve duş jelinde kullanım ise % 0,0015 oranıyla sınırlanmış durumda. Yasak 16 Temmuz 2015 tarihinden itibaren geçerli olacak (Commisison Regulation EU No  1003 ve 1004/2014).

Avrupa Birliği, hormon etkisi yaptığı tartışılan Butilparaben ve Propilparaben’in kullanımını da tüm kozmetiklerde sınırladı. Bugüne kadar tek tek kullanımda % 0,4, birlikte kullanımlarında ise toplam % 0,8 olan maksimum sınır her iki maddenin toplamı için % 0,14 e indirildi. Bu kural Nisan 2015 tarihinden itibaren geçerli olacak. Üç yaşından küçük çocuklar için olan ürünlerde ise bu iki paraben tamamen yasaklanıyor.

Izopropilparaben, Izobutilparaben, Fenilparaben, Benzilparaben ve Pentilparaben kullanımı ise bu yılın başlarında daha önce yasaklanmıştı (Commisison Regulation EU No 358/2014). Yasak 30 Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunuyor. Böylece kozmetiklerde paraben kullanımı ile ilgili ilk yasak uygulaması da başlamış oluyor.

Metilparaben ve Etilparaben’in kozmetiklerde kullanımı ile ilgili bugün için herhangi bir sınırlama bulunmuıyor.

Danimarka’da ise Butilparaben, Propilparaben ve bunların izo formlarının üç yaşın altındaki çocuk ürünlerinde kullanımı  2011 yılından beri yasak.  Çocukların hormon benzeri etki yapan maddelerden yetişkinlere göre daha çok etkilenmeleri bu kararın alınmasına neden olmuş.

80 yıldır raf ömrü uzatma amacıyla kullanılan parabenlerle ilgili son 20 yıldaki yoğun tartışmalar izotiyazolinonların bu amaçla daha çok kullanılmasına yol açmış bulunuyor. Özellikle Metilizotiyazolinon’un geniş ölçülerde kullanımı,  paraben kullanımlarında bile görülmemiş olan  ve gittikçe artan alerjik reaksiyonlara neden olmaya başlamış durumda.

Avrupa Birliği’nin Eylül 2014 sonunda aldığı bu kararlar elbette öncelikle klasik kozmetikler için önemli yasaklama ve sınırlamalar içeriyor. Ekolojik kozmetik taraftarları içinse bu maddeler baştan beri tabu. Gerçek bir ekolojik kozmetik üründe, yukarıda adı geçen sentetik koruyucuların hiç bir durumda bulunmaması gerekiyor. Ekolojik kozmetikçilerin tartışmaya açtıkları tüm maddelerin de zaman içinde sınırlandığı ve sonunda da yasaklandığı görülüyor.

Bilinçli tüketici zaten adı artık kötüye çıkmış olan parabenler konusunda son derece dikkatli.

AB’nin son yasaklama kararı ile artık Metilizotiyazolinon ve  kardeşleri de hedefe yerleştirilmiş ve de hak ettikleri sona doğru yola çıkarılmış oluyorlar.

23 Haz

Buğday Derneği, gıda güvenliği için %100 Ekolojik Pazarları öneriyor!

Greenpeace’in Avrupa’da yaptığı araştırmada Türkiye’den giden sebze-meyvede yüksek miktarda kimyasal madde çıkması, organik ürünle beslenmenin önemini bir kez daha ortaya koydu. Buğday Derneği, bir kez daha herkesi organik beslenmeye, GDO’suz ve kimyasalsız bölgeler olan %100 Ekolojik Pazarlardan alışverişe çağırıyor.

Greenpeace’in Avrupa’da yaptığı araştırma, bildiğimiz bir gerçeği bir kez daha çarpıcı bir şekilde ortaya koydu ve soframızdaki tehlikeyi bir kez daha hatırlattı.
Greenpeace’in 2009-2010 yılların arasında Avrupa’da farklı ülke ve şehirlerde, farklı şatış noktalarından alıp analiz ettiği ürünler arasında en yüksek miktarda kimyasal maddenin Türkiye’den giden ürünlerde belirlendiği belirtiliyor. Araştırmaya konu alan 76 ürün arasında ilk üç sırada Türkiye’den giden biber, armut ve üzüm var.

Bu araştırma, üretiminde kimyasallar kullanılmayan, organik/ekolojik sertifikalı ürünlerin gıda güvenliği ve sağlığımız için önemini bir kez daha hatırlatıyor. Ekolojik tarım ve ürünlerin yaygınlaşması için uzun yıllardır çalışan Buğday Derneği’nin hayata geçirdiği %100 Ekolojik Pazarlar, organik/ekolojik sertifikalı ürünlerin kentli tüketiciye ulaşmasına çok önemli bir araç oluyor.

Gıda sistemimizi tamamen çevre ve halk sağlığına zararsız hale getirmemiz gerektiğine dikkat çeken Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Güneşin Aydemir, “Bu zararsız hale getirme stratejimizi de tohumdan tüketiciye ulaşana kadar, üretim ve tedarik zincirinin her aşamasında ele almamız gerekiyor. Topraklarımızı ve doğal kaynaklarımızı koruyan üretim biçimlerinin geleneksel bilgisine sahip küçük üreticimizin haklarının korunmasına ve üretime devam edebilmesi için gerekli şartların oluşturulmasına ihtiyaç var. Doğa dostu ve organik üretim yapan küçük çiftçilerin ürünlerini pazara getirmelerinin önündeki engellerin ortadan kaldırılması gerekiyor” diyor ve ilk elden yapılması gerekenleri aktarıyor:

  • Atalık tohumlarımızın sürekliliğini desteklemenin önündeki hukuksal engellerin ortadan kaldırılması,
  • Geleneksel yöntemlerle yapılan üretimlerin teşvik edilmesi,
  • Üretici ile tüketici arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik çalışmaların desteklenmesi,
  • Tarımda kullanılan kimyasalların kullanımının kontrol altına alınması ve bu denetimlere tüketici ve bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının katılımlarının sağlanması.

Buğday Derneği %100 Ekolojik Pazarlar Koordinatörü Batur Şehirlioğlu da bu gibi araştırmaların insan ve ekosisteme zararlı kimyasalların kullanılmadığı yönetmeliği, standardı, kriterleri olan sertifikalı organik tarımın önemine işaret ettiğini söylüyor. Şehirlioğlu, “Organik tarım üretimden kullanıma, tohumdan enerji ve hammadde kaynağına yerelliği benimser. Biyolojik çeşitliliği, çiftçi haklarını, su ve enerji tüketiminde sürdürülebilirliği amaçlar. Çiftçiye gerekli eğitim ve desteğin sağlandığı organik tarımın ülkemizde ve dünyada gelişiminin önünü açmak sağlık, ekoloji ve ekonomik olarak insanlığa uzun vadeli bir dönüş sağlar. Üretici ile tüketicinin birinci elden iletişim ve alışverişinin sağlandığı %100 Ekolojik Pazarların yaygınlaşması bu nedenlerle son derece önemli” diyor.

Türkiye’nin ilk ekolojik pazarı olan Şişli %100 Ekolojik Pazarı, 2006’da Şişli Belediyesi’nin ortaklığıyla kuran Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, sayısı 4’e ulaşan %100 Ekolojik Pazarların, yerel yönetimlerle işbirliği yapılarak çoğalması için çalışıyor.
Buğday Derneği, GDO ve pestisidlerden uzak durmak isteyen herkesi bir kez daha %100 Ekolojik Pazarlara davet ediyor.