Kategori: Veri / İstatistik

25 May

Araştırmalar kanıtlıyor: Organik tarım dünyayı doyurabilir! Genel Müdürümüz Batur Şehirlioğlu TEB Kobi TV’ye konuk oldu…

Araştırmalar kanıtlıyor: Organik tarım dünyayı doyurabilir!
Genel Müdürümüz Batur Şehirlioğlu TEB Kobi TV’ye konuk oldu…

Araştırmalar kanıtlıyor: Organik tarım dünyayı doyurabilir!

Araştırmalar kanıtlıyor: Organik tarım dünyayı doyurabilir!Genel Müdürümüz Batur Şehirlioğlu TEB Kobi TV'ye konuk oldu…

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği paylaştı: 22 Nisan 2018 Pazar

 

25 May

ORGANİK PAZAR ÇALIŞTAYI VE ORGANİK PAZARLARDA SON DURUM

Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Organik Pazar Çalıştayı” 4-5 Nisan 2018 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşti.

Organik Pazar Çalıştayı’na Buğday Derneği ile birlikte birçok sivil toplum kuruluşu, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü Tarım Ürünleri Ticareti Dairesi Başkanlığı, bilim insanları, üreticiler, organik pazar esnafı, İstanbul %100 Ekolojik Pazar müşteri temsilcileri, kontrol ve sertifika kuruluşu temsilcileri, organik pazarların açıldığı belediye temsilcileri ile aynı bölgelerin Gıda ,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl ve İlçe teşkilatı temsilcileri katıldı.

Çalıştay’da, İyi Tarım Uygulamaları ve Organik Tarım Daire Başkanlığı tarafından organik pazarlar ile ilgili hazırlanan yönerge katılımcıların görüşüne sunuldu; organik pazar deneyimleri paylaşıldı, üretici ve esnafın sorunları, organik pazarların yaygınlaştırılması değerlendirildi.

Organik Pazar Çalıştayı’nın ilk günü Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu’nun yapmış olduğu “Organik Semt Pazarlarına İlişkin Sivil Toplum Kuruluşu Deneyiminin Paylaşılması” konulu sunum, tüm katılımcılardan büyük ilgi görmüş; sunumda organik pazarların, üretici ve esnafların, organik tarım sektörünün sorunlarına değinilmiş, çözüm önerileri getirilmiştir.

Çalıştayın ikinci günü organik ürünlerde izlenebilirlik ve denetimler, üretici ve esnaf sorunları, organik pazarların geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması başlıkları altında oturumlar düzenlenmiş, organik pazar yönerge taslağı üzerine çalışılmıştır.

Organik pazarların bugünkü durumu

İlki 2006 yılında Buğday Derneği projesi olarak Şişli Belediyesi ortaklığı ile açılan organik pazarların sayısı bugün 18’e ulaşmış durumda. 2010 yılında 5957 sayılı “Sebze ve meyveler ile yeterli arz ve talep derinliği bulunan diğer malların ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun” ve 2012 yılında “Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik” Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca çıkartıldı. Bu kanun ve yönetmelik ile belediyelerin münhasıran organik ürünler satılan pazarlar açabileceği hükme bağlandı ve organik pazarlar birkaç madde ile sınırlı olsa da bu yönetmelikte yer aldı. Ancak organik pazarları, denetimler başta olmak üzere, diğer semt pazarlarından ayıran birçok husus organik pazarlara ait ayrı bir mevzuatı gerektiriyor.

Organik tarım sektörünün öncüsü %100 Ekolojik Pazarlar*

2006 yılında 45 tezgâhta 25 üretici ve esnafla başlayan Şişli %100 Ekolojik Pazar’da, 2018’e gelindiğinde 80 üretici ve esnaf, ekolojik ürünleri 340 tezgâhta alıcısıyla buluşturuyor. Şişli’de ilk yıl 3-5 ton civarında olan haftalık taze sebze-meyve satışları bugün, haftalık ortalama 15 ton, yılda 750 ton civarında. Pazar, her cumartesi günü, perakende müşterileri haricinde 30’un üstünde dükkân, e-ticaret sitesi ve diğer organik pazarların esnafına da ürün tedarik kanalı oluyor. %100 Ekolojik Pazarlar ve diğer organik pazarlar sayesinde bugüne kadar 600’e yakın organik taze sebze ve meyve üreticisinin ürünü alıcısıyla buluştu.

Türkiye’ye organik ürünü tanıtan, ekolojik ürün üreticisiyle, kullanıcısını buluşturan ekolojik pazarlar, bir yanda 2006’ya kadar ihracat odaklı olan organik ürün sektöründe iç pazarın gelişmesini sağlarken diğer yanda organik ürün iç pazarında mevzuat eksikliklerinin giderilmesini ve tarladan tezgâha izleme ve hassas kontrol mekanizmalarındaki eksiklerin ortaya çıkmasını da sağlayarak, organik ürün sektörünün izlenebilirlik konusunda kendisini yenilemesine ön ayak oldu. Üreticiden tüketiciye sunulan hizmet sayesinde belgenin de ötesinde bir güvence sunarken organik ürün fiyatlarının da daha makul seviyelere inmesini sağladı. İç pazara yönelik ürün çeşitliliği arttı. Türkiye, organik süt türevi ürünler başta olmak üzere, birçok ürünle organik pazarlar sayesinde tanıştı. Organik pazarlar üreticinin bir araya gelmesini ve örgütlenmesini sağladı. Son on yılda birçok organik tarım derneğinin kurulmasına vesile oldu.

Bugün altısı %100 Ekolojik Pazar olmak üzere ve ikisi mevsimlik 18 organik pazar hizmet vermekte. Bunlar İzmit, Kayseri Kocasinan (mevsimlik), Şişli, Kartal, Bakırköy ve Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazarları, Bursa Nilüfer, İzmir Bostanlı ve Balçova, Eskişehir Tepebaşı, Burhaniye (mevsimlik), Ankara Ayrancı ve Çayyolu, Adana Çukurova, Konya Meram, Eyüp, K.Çekmece ve Kadıköy organik pazarları. Ayrıca Sürmeli köyü Samsun da kurulan pazardan organik bitkisel ürünlere ulaşmak mümkün.

Ekolojik Pazarlar hakkında daha detaylı bilgiyi buradan edinebilirsiniz: www.ekolojikpazarlar.org

Ekolojik üretimin gelişmesi için neler yapılmalı?

Bugün gelinen noktada organik tarım iç pazarının gelişebilmesi için artık organik tarımın bir hükümet politikası haline gelmesi gerekiyor. Milli tarım politikamızın Türk milletinin de sağlıklı organik ürünler yiyebilmesinin önünü açacak şekilde stratejiler içeriyor olması gerekiyor. Organik tarımın ihracat odaklı yapıdan çıkartılması gerekiyor.

Türkiye’de organik üretim yapan 70.000’e yakın üreticinin sadece 600 kadarı yani %86’sı iç pazara, organik pazarlara ürün tedarik ediyor. Bu sebeple bu üreticilere yönelik pazarlama şartlarından tarımsal desteklemelere ve mevzuatta pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor.

Sayısı 18 olan, üreticiden tüketiciye pazarlama anlamına gelen organik pazarların sağlıklı, güvenilir bir yapı ile yaygınlaştırılması, geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Bugüne kadar ne yazık ki 11 organik pazar kapandı. Mevcut 18 pazarın ise 8’ine katılan üretici veya esnaf sayısı 2 ila 7 arasında. Geriye kalan 10 pazardan ikisi de mevsimlik yani yaz sezonunda 3 ay açık kalan pazarlar. Bu sebeple bugüne kadar organik ürünlerin ülke içinde yaygınlaşması ve tanıtımına en büyük katkıyı sağlamış organik pazarlara yönelik, ilgili bakanlıklarca çıkarılacak mevzuatlarda pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor.

Daha çok kişinin daha uygun fiyatlara organik ürünlere ulaşabilmesi ancak bu üreticilerin ve organik pazarların desteklenmesi ile mümkün. Ulaşılabilirlik sorununun önüne geçilebilmesi için Kayseri, Adana, Konya gibi illerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca yürütülen Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması projelerinin diğer illerde de yaygınlaştırılması gerekiyor.

Organik tarım üreticisinin tohumdan fideye, organik mücadele malzemelerinden organik sertifikalı gübreye kadar girdi sorununun ARGE projeleri ile desteklenmesi gerekiyor. Bu konuda TÜBİTAK’tan TAGEM’e, üniversitelerimizden, enstitülerimize tüm kurumlara ve özel sektöre büyük sorumluluklar düşüyor. Organik tarım konusunda girdi üretimine yönelen kamu ve özel kurumlara araştırma ve yatırımları için daha fazla destek verilmesi gerekiyor.

Tüketicinin tüketim alışkanlıklarında sağlıklı ekolojik ürünler yönünde köklü değişikliklerin yapılabilmesi için organik tarımın ne olduğu ve ne olmadığının kamuoyuna, ilgili bakanlık, sivil toplum örgütleri, bilim insanları, odalar ve üretici birliklerince çok iyi anlatılması, belediyelerin organik pazarlara sadece organik ürün satılan bir alan değil, sosyal ve kültürel anlamda da bir dönüşüm alanı olarak bakması, belediyelerce organik pazarların yönetimi için üretici ve tüketicinin de içinde olduğu katılımcı yapılar kurulması, siyaset alanından sanat dünyasına toplumda öncü ve marka olmuş kişilerin bu konuya destek vermesi gerekiyor.

25 May

Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz! İşte zehir listesi

Sağlık Bakanlığı, 2011-2016 yılları arasında kanserden ölümlerin dünya ortalamasının üstünde olduğu Antalya, Ergene ve Dilovası’nda geniş çaplı bir araştırma yaptı. Kanser vakalarında çevre kirliliğinin rolüne ışık tutan çalışmanın sonuçları kamuoyuna açıklanmış değil. Bakanlığın halktan gizlediği çalışmada insan sağlığını tehdit eden pestisitin taze fasulye, biber, hıyar, marul, maydanoz, çilek, erik ve elmada maksimum kalıntı limitlerini çok aştığı ortaya çıktı. Sularda ise yine kanserojen etkisi bilinen hidrokarbon kalıntıları tespit edildi.

Dünya Sağlık Örgütü dünya genelinde kanserden ölümlerin oranı yüzde 16 olarak belirtiliyor; yani her altı ölümden birinin nedeni kanser.

Türkiye’de ise her sekiz ölümden birinin nedeni (yüzde 13) kanser. Ancak bölgeden bölgeye büyük farklar var. Örneğin Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne’de yaklaşık her dört ölümden biri, Kocaeli Dilovası bölgesinde (yüzde 37) her üç ölümden ve Antalya ilinde ise her 10 ölümden birinin nedeni kanser.

Kanserojen (kansere yol açan) kimyasallara uzun süre maruz kalmak kanser hastalığının en önemli nedeni. Kansere yol açan etkenlerin çevresel ortamlarda ne miktarda bulunduğu, insanların bu etkenlere ne miktarda maruz kaldığı ve bu maruziyetin ne kadar sürdüğü gibi faktörler kanser hastalığının görülme sıklığının bölgeden bölgeye farklılık göstermesine neden oluyor.

Kanserojen maddeleri bünyemize nasıl alırız?

Bir halk sağlıkçısı gözüyle bakıldığında bedenimizin sınırları dışında kalan her şey dış çevreyi oluşturur. Deriyle temas, soluma, yeme ya da içme yoluyla dış çevrede bulunan toksik etkili kimyasal maddeleri bünyemize alırız.

Zehirli veya kansere yol açan kimyasal maddeler dış çevrede doğal olarak nadiren bulunur. Genellikle tarımsal ve endüstriyel faaliyetlerden açığa çıkarlar. Bu faaliyetlerin yoğun olduğu bir bölgenin toprağı, suyu, havası, gıda ürünleri kansere yol açan kimyasal maddelerle kirletildikçe o bölgede yaşayan insanlar arasında kanser hastalıklarının görülme sıklığının artması kaçınılmazdır. Kocaeli Dilovası ve Ergene Nehri Havzası gibi yaşam alanlarının kansere neden olan kimyasal maddelerle en fazla kirletildiği yerlerde kanser hastalıklarının sık görülmesinin en önemli nedeni budur.

Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz! İşte zehir listesi

Ergene Nehri Havzası ve Kocaeli Dilovası

Ergene Nehri Havzası’nda Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli illeri yer alıyor. Bu illerde yer alan sanayi tesisleri açığa çıkardıkları atık suları herhangi bir kimyasal arıtma yapmadan nehre boşaltıyorlar. Nehir aşırı yağışlar sonucu taştığında bütün Ergene Ovası zehirli kimyasal maddelerle kirleniyor. Bu zehirli maddeler yeraltı sularına ve yetiştirilen gıda ürünlerine de bulaşıyor. Marmara Denizi’ne dökülen akarsu denizdeki kabuklu canlılardan balıklara bütün yaşam formlarına zehirli kimyasal maddelerin bulaşmasına neden oluyor. Ülkemizin kanser tartışmalarında öne çıkan bir başka bölgesi ise Kocaeli ilinde yer alan Dilovası. 2011’de Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu Dilovası’ndaki kimyasal kirliliğin anne ve bebeklerin vücutlarına sağlığa zararlı ağır metallerin geçmesine neden olduğunu açıklamıştı. Bu açıklama nedeniyle yerel idarecilerin suçlamasına maruz kalan ve hakkında dava açılan Hamzaoğlu, 2016’da üniversitedeki görevinden KHK ile çıkarıldı. Şimdi tutuklu ama toplumsal barış mücadelesini yılmadan sürdürüyor –selam olsun-.

[Haber görseli]

1318 örneğin yüzde 40’ında kimyasal kalıntı bulundu

Gıdalardaki zehir

Araştırmada 1380 gıda ve 1440 su örneği çalışıldı. Gıdalarda 332 farklı pestisitin kalıntısı araştırıldı. Hormonal sistem bozucu olarak nitelenen 106 pestisitin tamamı analiz kapsamındaydı.

Kocaeli’nden alınan toplam 283 örneğin yüzde 38’inde, Antalya’dan alınan 572 örneğin yüzde 60’ında ve Ergene bölgesinden alınan 463 örneğin yüzde 14’ünde pestisit kalıntısı tespit edildi. Gıdalarda en çok pestisit kalıntısı çıkan il Antalya oldu.

Pestisit kalıntı analizi yapılan 1318 gıda örneğinin yaklaşık yüzde 60’ında pestisit kalıntısı çıkmadı; yüzde 40’ında ise en az bir pestisit olmak üzere 73 çeşit pestisit kalıntısı tespit edildi.

Sağlığa zararı kesin

Analiz edilen örneklerin yüzde 17.3’ünde mevzuatın izin verdiği maksimum kalıntı sınır değerinin (MKL) üzerindeki miktarlarda pestisit kalıntısı saptandı. Maksimum kalıntı sınır değerlerini aşan pestisitlerin sağlığa zarar vereceği kesindir. Dolayısıyla 5 farklı ile yayılan onlarca çeşit gıda ürününün analiz edildiği bu çalışmanın ülke genelindeki gıdalarda çok ciddi bir pestisit kalıntısı sorununa işaret ettiği söylenebilir. Bu konuda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yurt genelinde yapılan çalışmalarda mevzuatta belirtilen sınır değerleri aşan pestisitlerin oranının yüzde 2-3 aralığında olduğu açıklanıyordu.

Ancak bu açıklamanın doğru olmadığı ve ortada ciddi bir sorun olduğu aşikâr.

Araştırmada maksimum kalıntı sınır değerlerini aşan ürünlere dair bilgiler tabloda yer alıyor.

Ancak mesele sadece maksimum kalıntı sınırını aşan ürünler değil. Bir gıda ürününün hepsi de mevzuattaki sınır değerlerin altında kalan birden fazla sayıda pestisit içermesi durumunun da sağlık sorunu yaratacağı düşünülmelidir. Bu soruna yarın değineceğim.

[Haber görseli]

BAZI SULARDA HİDROKARBON KALINTILARI VAR

Araştırmada 5 ildeki 1440 farklı yerleşim noktasından alınan kaynak ve depo suları da analiz edildi. Bu sularda kansere neden olan PAH bileşikleri ile bazı pestisitlerin kalıntıları araştırıldı. Polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) iki ya da daha fazla benzen halkasına sahip kansere yol açan kimyasal maddelerdir. Petrol kirliliği, yağ, kömür, katran atıklarında bulunur ve fosil yakıtları başta olmak üzere çeşitli maddelerin yanması sonucu açığa çıkarlar. Doğada 100’ün üzerinde PAH bileşiği bulunsa da gıdalar ve sularda nadiren tespit ediliyorlar. Araştırmada kanserojen etkisi daha fazla olan 16 PAH bileşiği araştırıldı. Analiz edilen su örneklerinin 19 tanesinde (yüzde 1,3) PAH kalıntıları tespit edildi. İllere göre dağılım tabloda yer alıyor.

Su örneklerinde Asenaften, Asenaftelen, Floren, Naftalin ve Fenantren olmak üzere 5 adet PAH bileşiğinin kalıntısı tespit edildi. Antalya’dan alınan su örneklerinin hiçbirinde PAH bileşiği kalıntısı çıkmadı. En çok PAH kalıntısı tabloda da görülebileceği gibi Ergene havzasından alınan su örneklerinde çıktı. Yüzde 1.3’lük kirlilik oranı düşük görülmemeli; çalışmanın bütün bir yıla yayılmadığı; belli bir zaman diliminde yapıldığı dikkate alınmalı. Tespit edilen PAH kirliliği her hâlükârda çevre kirliliğinin bir göstergesidir.

[Haber görseli]

Bakanlığın gizlediği araştırma

Sağlık Bakanlığı’nın 2011-2016 arasında yürüttüğü bir araştırma projesi Ergene ve Dilovası’ndaki kanser vakalarında çevre kirliliğinin rolüne büyük ışık tutuyor.

Araştırma “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli İllerinde Çevresel Faktörlerin ve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Projesi” başlığını taşıyor.

Araştırmada Ergene Nehri Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli, Tekirdağ illeri; Dilovası bölgesinin de içinde bulunduğu Kocaeli ve Antalya’da yapıldı. Bu illerde yaşayan insanlardan ve yerleşim bölgelerinden alınan binlerce örnekte kanser hastalıklarına neden olan kimyasal maddeler araştırıldı. Araştırmanın amacı çevresel ortamlardaki kanserojen madde kirliliğinin ne düzeyde olduğunu ve o bölgelerde yaşayan insanların soludukları hava, içtikleri su, yedikleri gıdalarla bünyelerine kansere neden olan kimyasal maddeleri alıp almadıklarını belirlemekti. Köy ve mahalle bazında binlerce yerleşim bölgesinden örnekler alındı.

Antalya ilinde sanayi faaliyetleri yok. Dolayısıyla Ergene Havzası ve Kocaeli bölgesinde sanayi faaliyetlerinden ve zehirli atıklardan kaynaklanan kanserojen madde kirliliğini sanayinin olmadığı bir bölge ile kıyaslamak amacıyla seçildi.

Çalışmada neler analiz edildi?

Çalışmada toprak, su, gıda, hava, atık su ve Saroz, İzmit ve Antalya körfezindeki deniz suyu, kabuklu deniz canlıları ve balıklarda kansere yol açan kimyasal maddelerin kalıntıları araştırıldı.

Bunun yanı sıra yüksek gerilim hatlarından doğan kanser riski; atık su arıtma tesislerinden deşarj edilen su ve akarsuların dip çamurları da analiz edildi. Havadaki toz parçacıklarına yapışan ve solunum yoluyla bünyemize aldığımız kanserojen kimyasalların araştırılması gibi çok spesifik araştırmalar bile yapıldı. Sadece su ve gıda örneklerinin sayısı 3000 civarında ve sadece bu örneklerde yapılan toplam analiz sayısı 15 bin.

Araştırma çalışmasında binlerce hanede yapılan anket çalışmaları ile ailelerin soy geçmişlerinde kanser vakalarının görülüp görülmediği belirlendi. Aynı hanelerde yaşayan insanların vücutlarından alınan örneklerde ağır metal ve eser elementlerin bulunup bulunmadığı da analiz edildi. Aynı bölgelerden alınan hava, toprak, yeraltı ve yerüstü suları ve çeşitli gıda örneklerinde kanserojen kimyasal maddelerin ne düzeyde bulunduğu araştırıldı.

Araştırma sonucunda bütün çalışmalar üst üste konularak bir haritalama tekniği ile kanser vakalarının yoğun olduğu bölgelerde kanserojen-kimyasal kirliliğinin de yoğun olup olmadığına bakıldı. Araştırma projesi çalışma sahasının genişliği ve kapsadığı nüfus (5-10 milyon arası) açısından dünyanın en büyük halk sağlığı çalışmalarından biri.

2015 sonunda saha çalışması bitti

Araştırma farklı akademik ekiplerce yürütülen pek çok araştırma projesinden oluşuyor. Gıdalar ve sularla ilgili araştırma projelerinde ben görev almıştım. Çalışmalar 2015 sonu itibarıyla büyük oranda bitmişti. Her halükârda projenin sonuçlarının 2017 yılı içinde Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanması gerekiyordu. Ancak bu yapılmadı. Bakanlığın milyonlarca insanın sağlığını ilgilendiren bu araştırmanın son derece kapsamlı ve vahim sonuçlarını kamuoyundan gizlediğini düşünüyorum.

Gıdalar ve sularla ilgili çalışmada Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası bölgelerinde yetiştirilen gıdaların ve su kaynaklarının çevresel kirleticilerle ne ölçüde kirlendiğinin saptanması ve bu kirleticilerin insan sağlığına etkilerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştı. Bu çerçevede gıdalarda ve sularda ağır metaller, polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) ve pestisitler gibi bazı çevresel kirlilik parametrelerinin çeşitli ürünlerdeki kalıntı düzeyleri araştırıldı.

Bu yazı dizisinde elde edilen bazı çarpıcı sonuçlara yer vereceğim.

Bülent Şık – Cumhuriyet

25 May

STK’LARDAN ORTAK AÇIKLAMA: KAZIK DEĞİL, GÜVENİLİR GIDA!

TBMM’de verilen soru önergesi, organik tarım sektöründe yapılan denetimlerin ciddiyetini ortaya koydu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, organik ürünlerin satışının yapıldığı dükkân, süpermarket/hipermarket vb. mağazalar ile semt pazarlarında yapılan denetimler sonucunda son üç yılda organik tarım mevzuatına aykırı davrandığı tespit edilen, organik ürün üreten ve pazarlayanlara 509 bin TL idari para cezası uygulandığını açıkladı. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in organik ürün satışı yapılan yerlere ve ürün satışının denetimine ilişkin soru önergesini yanıtlamak üzere yapılan açıklamada denetimlerin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl Müdürlükleri kontrol görevlilerince yapıldığı belirtildi.

Verilen para cezası ne ifade ediyor?

Denetimler sonucu verilen para cezalarının bir bölümü, organik tarım ile ilgisi olmayan, organik ürünlerin popülerliğinden faydalanarak tüketiciyi yanıltmaya çalışan, organik adı altında konvansiyonel ürün pazarlayan kişi veya firmalara kesildi. Söz konusu cezaların bir kısmı ise sadece sahtekarlık ve hile yapan üretici veya pazarlamacılara değil, belgelendirme ve bildirim gibi konularda çeşitli kusurlara yönelik verilen cezalardı.

Bakanlıkça yapılan denetimler sonucu kesilen cezalar, gıdada kontrol ve denetim mekanizmalarının ne denli gerekli olduğunu ve organik sektöründeki denetimlerin ciddiyetini ortaya koyuyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre, 2011 – 2016 yılları arasında İl Müdürlüklerince organik tarım mevzuatları çerçevesinde çiftçi, firma, pazar ve satış yerlerinde 30 bin 80 ayrı denetim yapıldı. Bu sayı yılda ortalama 5 bin denetim anlamına geliyor. Sonuç olarak son üç yılda yapılan yaklaşık 15 bin denetimde kesilen toplam cezanın 509 bin lira olması, cezaların yüksek meblağlar olduğu göz önüne alındığında, sahtecilik yapan veya kusurlu bulunan üretici ve satış noktasının az olduğunu ortaya koyuyor.

Haksız yargılar!

Fakıbaba’nın yanıtının, bazı medya kuruluşları tarafından organik üretimin güvenilir olmadığı şeklinde yorumlanıp, “organik kazık” başlıklarıyla yansıtılması da tüketiciyi yanlış yönlendirip kafa karışıklığına neden oluyor. Oysa şu sorulara vereceğimiz yanıtlar, haksız yargıları ve kafa karışıklığını giderebilir: Hiçbir denetimin yapılmadığı ya da hiçbir cezanın kesilmediği bir gıda sektörü mü daha güven verici, yoksa İl müdürlükleri tarafından hem üreticilere, hem pazarlama noktalarına yönelik yapılan habersiz denetimlerde hile yapanların tespit edilip cezalandırıldığı bir gıda sektörü mü?

Yapılan denetimlerde kesilen cezaların bir bölümünün organikle ilgisi olmayan ve organiğin adını kullanan sahtecilere yönelik olması, tüketicilere de sorumluluk yüklüyor. Alışverişlerde her organik denilene kanmamak, ambalajlı ürünlerdeki etikette bakanlığın organik tarım logosu ile sertifika firmasının logosunu aramak, taze sebze meyve gibi tezgahtan satılan ürünlerde ise organik sertifikayı ve faturasını sormak gerekiyor.

Denetimler nasıl yapılıyor?

Ekolojik (organik, biyolojik) tarım -en basit tabiriyle- üretiminde ve işlenmesinde insan ve çevre sağlığına zararlı kimyasallar, işlemler ve yöntemler kullanılmayan üretim şeklidir. Türkiye’de ekolojik tarım sektörüne yönelik uygulamalar ve kurallar, 5262 sayılı “Organik Tarım Kanunu” ve “Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik” ile belirlenmiştir. Ülkemizde organik tarım yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler bu yönetmelik hükümlerine uymak zorundadır. Bu konudaki denetimler, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca yetkilendirilmiş kontrol ve sertifika kuruluşlarınca ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı İl ve İlçe Müdürlükleri tarafından haberli/habersiz şekilde gerçekleştirilmektedir.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş, sayısı 30’u aşan kontrol ve sertifikasyon kuruluşu, çiftliklerde ve üretimin her aşamasında haberli ve habersiz denetimler yaptıktan, ürünlerden numune alarak laboratuvar analizleri yaparak ekolojik ürünlerde yönetmeliğe aykırı herhangi bir maddenin kullanılmadığından emin olduktan sonra ekolojik ürün sertifikasını veriyor. Her üreticinin üretimine yönelik tohum, fide, yetiştirme teknikleri, kullanılan organik sertifikalı gübreler ve preparatlar, arazi, depo, hasat ve stok verileri kayıt altında tutuluyor; her bir parti satış çiftlikten satış noktasına kadar ayrıca belgelendirilerek tam bir izlenebilirlik sistemi uygulanıyor. Tüm ekolojik ürünlerin bu sıfat ile işlenmesi, taşınması, depolanması, etiketlenmesi ve pazarlanabilmesi için süresi geçerli organik ürün sertifikasının bulunması gerekiyor.

Organik üreticiler zorlu şartlara rağmen vazgeçmiyor

Denetimlerde kesilen cezaları, organik sektörün güvenilir olmadığı şeklinde yorumlamak, her geçen gün yaygınlaşan bütün bir organik ürün sektörünü ve sayısı 70 bine yaklaşan dürüst organik tarım üreticisini zan altında bırakıyor. Aynı zamanda üreticilerin maddi-manevi zarara uğramasına neden oluyor.

Ayrıca, organik üretimin yaygınlaşması ve herkesin sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi için çabalayan, bu konuda farkındalık yaratmaya çalışan sivil toplum örgütlerinin ve organik pazar açarak vatandaşları sağlıklı ürünlerle buluşturan yerel yönetimlerin emeğini değersizleştiriyor.

Olumsuz örnekler sektöre mal edilmemeli!

Her üretim ve hizmet sektöründe kötüye kullanmalar, hatalar, kusurlar, gözden kaçanlar vardır. Ama birkaç kişi veya kurum yüzünden koskaca bir sektörü hedef almak, birçok insanın sağlıklı beslenmesinin güvencesi olan bu ürünlere yönelik güveni sarsmak, sektöre, dürüst üreticilere ve sağlıklı beslenmek isteyen tüketiciye zarar verir. Üstelik gerçek ve sağlıklı gıdaya ulaşmak bu kadar zorken, piyasada pek çok ürünün nereden geldiği, içeriğindeki katkı maddeleri, GDO’lu olup olmadığı tartışılırken, tezgâhlar tonlarca zirai ilaç kullanılan ürünlerle doluyken, limiti aşan kimyasal kalıntılar nedeniyle yurt dışından iade edilen ürünler söz konusuyken, gıda ürünlerinde tağşiş bu kadar yaygınken; talep eden herkesi kapsayacak bir alternatif sunmadan, ekosisteme, toprak, su ve canlı sağlığına verilen desteği, insanlarda haksız yere şüphe yaratarak engellemek, doğa dostu üretim ve kullanım yolunda verilen çabalara zarar veriyor.

Ekolojik tarım sektörünün gelişimi ve yaygınlaşması gelecek kuşaklara da yaşanabilir bir dünya, ekosistem, toprak ve su kaynağı bırakmak anlamına geliyor. Gerçek belge ve bilgilere dayanarak ve bunları tarafsızca sorgulayıp yorumlayarak yapacağımız tercihler, gelecek nesillerin hayatı demektir.

BUĞDAY EKOLOJİK YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ

ANKARA ORGANİK ÜRETİCİLER ve MÜTEŞEBBİSLER DERNEĞİ

ÇUKUROVA ORGANİK TARIM DERNEĞİ

DOĞU ANADOLU TARIMSAL ÜRETİCİLER ve BESİCİLER DERNEĞİ

EKOLOJİK TARIM ORGANİZASYONU DERNEĞİ

EKOLOJİK YAŞAM DERNEĞİ – BURSA

ERZURUM ORGANİK GÜVENİLİR GIDA ÜRETİCİLERİ DERNEĞİ

GAP ORGANİK KÜME DERNEĞİ

KAPADOKYA ORGANİK TARIM ÜRETİCİLERİ BİRLİĞİ DERNEĞİ

KİRAZLI EKOLOJİK YAŞAM DERNEĞİ

KOCAELİ EKOLOJİK YAŞAM DERNEĞİ

KONTROL ve SERTİFİKASYON KURULUŞLARI DERNEĞİ

KONYA ORGANİK TARIM DERNEĞİ

MERSİN ORGANİK MUZ ÜRETİCİLERİ BİRLİĞİ

NİKSAR ORGANİK MEYVE ÜRETİCİLERİ BİRLİĞİ

ORGANİK SÜRDÜRÜLEBİLİR ve İYİ TARIM ORGANİZASYONU DERNEĞİ

ORGANİK ÜRÜN ÜRETİCİLERİ ve SANAYİCİLERİ DERNEĞİ

ORGANİK YAŞAM DERNEĞİ

SÜRMELİ MAHALLESİ DERNEĞİ ORGANİK ÜRETİCİLERİ

ULUPINAR ÇEVRE KORUMA, GELİŞTİRME ve İŞLETME KOOPERATİFİ ORGANİK ÜRETİCİLERİ

YERYÜZÜ DERNEĞİ

25 May

ORGANİK TARIM DÜNYA NÜFUSUNU BESLER

Organik üretimin, dünyada hızla artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamayacağını iddia eden konvansiyonel tarım savunucularının aksine, bilimsel araştırmalar organik tarımın dünyayı besleyebileceğini kanıtlıyor.

Dünyada ve ülkemizde tarımın önemi yadsınamaz, ancak tarım politikaları tek bir hedefe indirgenmiş durumda: Nüfus artışına paralel olarak ürün verimliliğini artırmak ve insanları doyurabilmek. Peki genel söylem bu yönde olsa da sosyo-ekonomik analizler bunu destekliyor mu?

Söz konusu hedefin ve bu hedefe ulaşabilmek için uygulanan endüstriyel tarım yöntemlerinin (pestisitler, sentetik gübreler, GDO vb.) dünyada yaklaşık 70 yıllık bir geçmişi var. Bu 70 yılın ardından, doğal varlıklara, ekosisteme ve insana zarar vermesine rağmen, maksimum verimi elde etme çabasının geldiği nokta pek parlak değil: 2016 tarihli Gıdada Sürdürülebilirlik Endeksi’ne göre dünyada gıdaya erişimi yetersiz 1,8 milyar insan yaşıyor. Yani iddia edildiği gibi, endüstriyel tarım yöntemleriyle dünyayı doyurma hedefi gerçekleşmedi. Çünkü açlık sorununun nedeni, gıdanın yetersiz olması değil, üretimin adil paylaşılmaması, insanların alım güçlerinin eşit olmaması, israf ve kâr odaklı tarım politikaları.

BM Gıda Hakkı Özel Raportörü Prof. Hilal Elver, bir milyar insanın aç olduğu tespiti üzerinden kırsaldaki küçük aile işletmeleri ve çiftçilerin güçlendirilmesi için hükümetleri tarım alanında demokratik reformlara davet ediyor.

Küresel ısınma, iklim değişikliği, çoraklaşan toprak, kirlenen su kaynakları, zarar gören canlılar ve ekosistem dikkate alındığında, uzun vadede konvansiyonel/endüstriyel tarım, organik tarımdan daha verimli değil.

ABD’deki Rodale Enstitüsü’nün, bu tarım yöntemlerine dair karşılaştırmalı verimlilik araştırmaları bunu kanıtlıyor. Enstitü 1981’de başladığı The Farming Systems Trial projesi ile, konvansiyonel tarımdan organik tarıma geçiş dinamiklerini inceledi. Aynı dönemde hem konvansiyonel hem de organik üretim yapan Enstitü, 1986-2014 yıllarını kapsayan bir istatistik yayımlayarak, organik üretimdeki verimin konvansiyonel üretimi yakaladığını, hatta kurak dönemlerde organik üretimdeki verimliliğin daha yüksek olduğunu açıkladı.

Mısır ve soya üretimi üzerinden gerçekleşen projede, özellikle kurak dönemlerde organik tarımın verimliliğinin daha fazla olduğu görüldü. Rapora göre, kurak geçen yıllarda mısırın organik üretimdeki verimi, konvansiyonele göre %31 daha fazla oldu. Konvansiyonel mısır, kurak dönemlerde besinsiz kalıp kuruma eğilimi gösterirken, organik mısır dayanıklılık göstererek yeşil kalabiliyor. Toprağın sağlığı ve canlılığının kanıtı olan organik bileşen miktarı, organik üretimde her yıl artış gösterirken, konvansiyonel üretimde giderek azalıyor.

Tohum verimi ve kalitesinde fark yok

1998 yılında organik tarım çalışmalarına başlayan Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü sebzecilik bölümünün verileri de tohum verimi ve kalitesi açısından benzer bir sonuca işaret ediyor.

2004-2009 yılları arasında organik tarım ve konvansiyonel tarım koşullarında, pırasa tohumunun verimi ve kalitesini inceleyen Enstitü, aralarında herhangi bir fark olmadığını belirledi. Hatta organik pırasa tohumunun verimi bazı koşullarda daha yüksek çıktı, çimlenme oranı ise konvansiyonele göre önemli bir artış gösterdi. Araştırma sonucunda; çevreye uyum sağlamış çeşitler, temiz tohumluk ve sağlıklı fide kullanımı seçildiğinde, hastalık ve zararlılar ile entegre mücadele yapıldığında, kültür bitkisi ile yabancı ot rekabeti oluşmadan yabancı otlar üretim alanından uzaklaştırıldığında, toprak analizine dayalı, toprağın sürdürülebilir kullanımını esas alan gübreleme programları uygulandığında, sağlıklı, ekonomik ve kaliteli ürün üretilebileceği ortaya kondu.

Her iki enstitünün aldığı sonuçlara göre, üretim profesyonelce yapılır, gerekli ARGE ile desteklenir, ziraat mühendisleri çiftçilere gerekli eğitimi verir, hükümetler ekolojik tarımı destekleyecek politikaları hayata geçirirse, verimlilik ibresi -değişen iklim şartları da dikkat alındığında- konvansiyonel tarımdan değil organik tarımdan yana.

Tüm dünyada organik tarıma geçilse ne olur?

Rodale Enstitüsü’nün araştırması umut verici. Peki, sadece belirli bir alanda değil, dünya genelinde organik üretime geçilse sonuç ne olurdu? Araştırma kuruluşu FiBL (Research Institute of Organic Agriculture), herkesin merak ettiği konuyu inceleyerek, tüm tarım alanlarında organik üretime geçilirse, 2050 yılında sonucun ne olacağını ortaya koydu. Pek çok araştırma kuruluşunun işbirliğiyle gerçekleşen incelemeye göre, tamamlayıcı bazı faktörlerle birlikte, organik tarım dünyayı doyurabilir. Hatta dünya nüfusunun beslenebilmesi için, mevcut tarım arazilerinin %60’ında organik üretime geçilmesi yeterli. FiBL’e göre bunun gerçekleşmesi için hayvansal ürün tüketiminin ve yetiştirilen hayvan sayısının, dolayısı ile yem üretimi ve israfın da azalması gerekiyor.

FiBL; dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla toprağa ihtiyaç duyulacağını öngörüyor. Justus Liebig Üniversitesi’nden Prof. Andreas Gattinger, mevcut şartlar altında konvansiyonel tarım ile organik tarım arasında %25’lik bir verim boşluğu olduğunu belirtse de, Rodale Enstitüsü’nün ve Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nün çalışmalarıgelecek için ümit vadediyor.

2050 yılında dünya nüfusunun yaklaşık 10 milyar olması bekleniyor. Konvansiyonel tarım, dünya nüfusunu doyurmaya aday olsa da, iklim değişikliğine etkisi, toprak, su gibi doğal varlıklarıtüketiyor oluşu nedeniyle, yaşamın sürdürülebilirliği için bir an önce vazgeçilmesi gereken bir üretim biçimi. Organik tarım ise sürdürülebilir bir gelecek vadediyor. Rodale Enstitüsü, organik tarımın, konvansiyonel tarıma göre yaklaşık %50 daha az sera gazı salımı sağladığına dikkat çekiyor.

Verimlilik konusunda çalışmalar devam ederken, gıda israfının çok fazla olması dikkatleri ”yeterli ürün yetiştirme” konusundan ”yetişen ürünleri israf etmeme”ye yöneltiyor.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü verilerine göre, gıda ürünlerinin tarladan sofraya ulaşması sırasında yetersiz uygunsuz nakliye, depolama koşulları yüzünden, gıdanın %25’i heba oluyor. Dünyada her yıl israf edilen gıda miktarı ise en az 1,3 milyar ton. Dolayısıyla israf önlendiği taktirde, konvansiyonel tarımda sentetik ilaç ve gübrelerle sağlanmaya çalışılan verim artışına da ihtiyaç kalmıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de, her yıl 1,7 milyar ekmek, 18 milyon ton meyve ve sebze çöpe atılıyor. Gıda israfının parasal bedeli ise 214 milyar lira.

2015 yılında dünyada organik tarım yapılan arazi 50,9 milyon hektar; yani dünya genelindeki tarım arazilerinin henüz %1’i. FiBL, gıda israfı yarı yarıya azaltılırsa ve kesif yem üretimi (yem amaçlı tahıllar vb) yarıya düşürülürse, mevcut tarım alanlarının % 60’ında dahi organik tarıma geçilmesiyle, hem verim hem de sürdürülebilirlik açısından 2050 yılında sağlıklı bir üretimin sağlanabileceğini belirtiyor.

FiBL’in öngösürü, yem üretimi azalacağı için, hayvansal ürün tüketiminin de üçte bir oranında azalacağı yönünde. Böylece dünyanın beslenme şekli iklimi koruyucu bir hale gelecek, çünkü endüstriyel hayvancılık, sera gazı salımının yaklaşık %15’inden sorumlu. Kuraklık, ani hava değişimleri ve seller gibi iklim değişikliklerinin gıda üretiminde verim düşüklüğüne ve kayıplaraneden olduğu göz önüne alındığında doğa ve iklim dostu organik üretimin gıdanın sürdürülebilirliği açısından önemi daha belirgin hale geliyor.

Ekolojik ilkeleri, sağlıklı beslenmeyi, israf ve tüketim kültürünü, iklim değişikliklerini, gelecek kuşakları da dikkate alan, uzun vadeli, gıdanın erişilebilirliği ve adil paylaşımını, açlık sorununun temel sebeplerini dikkate alan politikalar üretilir ve hayata geçirilirse toprak, su gibi doğal varlıkları, tüm canlıları ve insan sağlığını önceliğine alan ekolojik tarımın, gelecekte de dünya nüfusunu besleyebileceği çok açık.

Kaynaklar:

https://www.nature.com/articles/s41467-017-01410-w

http://rodaleinstitute.org/assets/FST-Brochure-2015.pdf

http://www.dw.com/en/feeding-the-world-with-organics-a-realistic-prospect/a-40967602

https://www.youtube.com/watch?v=z4daLqmureU

http://orgprints.org/19175/1/Organik_P%C4%B1rasa.pdf

05 May

ÜRETİMDEN EKOLOJİK PAZARA, ORGANİK TARIMIN ÖNCÜ İLİ KAYSERİ

Kayseri’de bu yıl 5. kez kurulan Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’daki satış verileri Kayseri’de organik üretimin gelişmeye devam ettiğini ve organik ürüne olan ilginin giderek arttığını ortaya koydu.

Kayseri İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Kocasinan Belediye Başkanlığı, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği işbirliği ile 2013 yılında kurulan ve mevsimlik olarak ağustos, eylül ve ekim aylarında hizmet veren Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı 5. yılında da tüketicilere temiz, güvenilir ve sertifikalı organik ürünler sunmayı sürdürdü. Ekolojik pazarda bu yıl 151.817,10 kg. taze sebze ve meyve satışı gerçekleşirken son 3 yılın toplam taze sebze ve meyve satışı 474.509,91 kg.’a ulaştı. Üreticilerin bu yıl %100 Ekolojik Pazar’dan elde ettikleri toplam gelir ise 394.645 TL.

Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar

Taze sebze ve meyve

Toplam satış ( kg )

Taze sebze ve meyve

Ciro ( TL )

2015

139.181,35

327.704,50

2016

183.511,46

477.383

2017

151.817,10

394.645

TOPLAM

474.509,91

1.199.732,50

80 Üretici 2040 dekar alanda üretim yapıyor

Ekolojik tarımı yaygınlaştırmak; üreticiyi örgütlemek, teşvik etmek, pazarlama sorununu çözmek ve paralelinde tüketiciyi bilinçlendirmeyi amaçlayan Kayseri İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından yürütülen “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında organik üretime başlayan birçok üretici Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı sayesinde ürünlerini pazarlama şansı buldu. İlde toplam 80 üretici 2040 dekar alanda üretim yapmakta.

30 çeşit ürün tarladan Ekolojik Pazar’a

Üretime başlayan üreticilerin ürünlerinin pazarlanması için açılan Kocasinan % 100 Ekolojik Pazar sezonluk olarak hizmet veriyor. Bu yıl 6 Ağustos’ta açılan Kocasinan %100 Ekolojik Pazar, Ekim ayı sonunda kapandı.Büyük çoğunluğu “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında üretim yapan 60üretici 30 çeşit ürününü Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’da alıcısıyla buluşturdu.

Kayseri organik tarımın geliştirilmesinde başarılı bir örnek

Buğday Derneği tarafından hazırlanan web tabanlı veri kayıt ve takip programının sonuçlarını değerlendiren Buğday Derneği Eş Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’daki ürün fiyatlarına dikkat çekti ve şu açıklamalarda bulundu: “Görülüyor ki devlet, üretimi; yerel yönetimler de sivil toplum örgütlerinin de katkıları ile organik pazarları destekler, üretim ve tüketimde yerellik sağlanarak organik pazarlar üreticiden tüketiciye hale gelirse, organik ürünlerdeki fiyatlar da aşağı çekilebiliyor. Son iki yılın verilerine baktığımızda ürünlerin kilo başına ortalama 2.60 TLye satılmış olduğunu görüyoruz. Bu, İstanbul, Ankara ve İzmir’deki organik pazarların nerede ise yarısı bir bedel. Buğday Derneği olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızı ve yerel yönetimleri işbirliği içinde hem üretim hem pazar ayağı bir arada olacak şekilde organik tarımı desteklemeye çağırıyoruz. Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar modelinin yaygınlaşmasını temenni ediyoruz.”

Güvenilir gıda için organik tarım desteklenmeli

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl en az 3 milyon kişi zirai ilaç zehirlenmesine maruz kalmaktadır. Her yıl büyük çoğunluğu tarım sektör çalışanlarının oluşturduğu 20 bin kişi yanlış zirai ilaç uygulamaları nedeniyle ölmektedir.

Kullanılan kimyasalların gıdada bıraktığı kalıntılar vücudumuza alınarak birikmektedir. Biriken kimyasallar kanser, üreme bozuklukları, hormon dengelerinde bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları, sinir sistemi rahatsızlıkları (beyin gelişiminde zarar, depresyon, konsantrasyon bozukluğu vs ), alerjiler, astım gibi birçok sağlık sorununa sebep olabilmektedir.

Sağlıklı, güvenilir gıda hakkımızı korumak ve doğanın sürdürülebilirliğini sağlamak için organik tarım desteklenmeli.

26 Nis

KAYSERİ KOCASİNAN %100 EKOLOJİK PAZARI 5. YILINDA

Kayseri İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Kocasinan Belediye Başkanlığı, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği işbirliği ile 2013 yılında kurulan ve mevsimlik olarak hizmet veren Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı 5. yılında da tüketicilere temiz, güvenilir ve sertifikalı organik ürünler sunmayı sürdürüyor. 6 Ağustos’ta sezonu açan Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı bu yıl geçici olarak düzenlenen pazar çadırında Kayserililere hizmet veriyor, yapımı devam eden pazar yeri binasının ise 3 hafta içerisinde tamamlanıp açılması planlanıyor.

 

Pazar günleri kurulan Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı’nda ve 2015’te 139.181 kg ürün satıldı. 2016 yılında ise Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’da 183.511,46 kg taze sebze ve meyve satışı gerçekleşmiş olup çiftçiler 477.383 TL gelir sağlamıştır.

Ekolojik tarımı yaygınlaştırmak; üreticiyi örgütlemek, teşvik etmek, pazarlama sorununu çözmek ve paralelinde tüketiciyi bilinçlendirmeyi amaçlayan Kayseri İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından yürütülen “Organik Tarımın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi kapsamında toplam 11 ilçede 81 üretici 2300 dekar alanda geçiş 1, geçiş 2 ve organik sertifikalı üretim yapıyor.

Üretime başlayan üreticilerin ürünlerinin pazarlanması için açılan Kocasinan % 100 Ekolojik Pazarları sezonluk olarak hizmet veriyor, Temmuz ayı sonlarına doğru açılıp Kasım ayı içinde kapanıyor.

26 Nis

Kartal %100 Ekolojik Pazar bahar ayları ile birlikte yeni üreticilere ev sahipliği yapmaya başladı

Buğday Derneği danışmanlığında Kartal Belediyesi tarafından yapılan başvuru değerlendirmeleri sonuçlandı. Sadece organik tarım üreticilerinin alındığı Kartal %100 Ekolojik Pazar’a kabul edilen üreticiler organik pazara ürünleri ile zenginlik katacak.

Kartal %100 Ekolojik Pazar katılımcı profiline göre katılımcı sayı ve oranlarını aşağıda bulabilirsiniz.

45 tezgah sahibi kişi ve kurumun 1’i yemek, 4’ü organik temizlik, sağlık, kozmetik ürünleri satan üretici, aracı, ithalatçı. Geriye kalan 40 tezgah sahibi organik sertifikalı gıda ürünleri satmakta. Bu 40 tezgah sahibinin 17’si taze sebze meyve üreticisi. Bu 17 üreticinin 4 tanesi kendi ürünleri dışında başka üreticilerinde ürünlerini satmakta. 40 tezgah sahibinin 13 tanesi süt türevi ürünler, bal, unlu mamüller, bakliyat, z.yağı gibi katma değerli ürün üreticileri. Bu 13’ün 5’i başka katma değerli ürün üreticilerinin de ürünlerini satmakta. Pazarda bu 40 tezgah içinde sadece aracılık yapan 10 tezgah sahibi bulunuyor.

Sonuç olarak organik sertifikalı gıda ürünü satanların %75 i üretici niteliği taşımakta. Hem üretici hem aracı olanları ayrı bir kategori yaparsak: sadece kendi gıda ürününü satanlar %52.5, hem kendi ürünlerini satıp aynı zamanda aracılık yapanlar % 22.5, sadece aracılık yapan esnaf tüm gıda satıcıları içinde %25.

2017 yılı tezgah sahibi profili ve dağılımı aşağıdaki gibidir:

Toplam katılımcı: 45

Yemek: 1

Kozmetik, deterjan vs.: 4

Üretici, çiftçi veya şirket (sadece kendi ürünü): 13

Üretici kimliği ön planda ve aracılık da yapan: 4

Mamul üretici/paketleyici (sadece kendi malı): 8

Mamul üretici/paketleyici ve aracılık da yapan: 5

Aracı: 10

26 Nis

Şişli Feriköy %100 Ekolojik Pazar yaz sezonu ile birlikte yeni üreticilere ev sahipliği yapacak

Buğday Derneği danışmanlığında Şişli Belediyesi tarafından yapılan başvuru değerlendirmeleri sonuçlandı. Sadece organik tarım üreticilerinin alındığı Şişli Feriköy %100 Ekolojik Pazar’a kabul edilen üreticiler yaz ayı içerisinde organik pazara ürünleri ile zenginlik katacaklar. Şişli Feriköy %100 Ekolojik Pazar katılımcı profiline göre katılımcı sayı ve oranlarını aşağıda bulabilirsiniz.Haftaya da Kartal %100 Ekolojik Pazar ile ilgili bilgi ve verileri sunacağız.

82 tezgah sahibi kişi ve kurumun 5 i yemek, 4 ü organik temizlik, sağlık, kozmetik ürünleri satan üretici, aracı, ithalatçı. Geriye kalan 73 tezgah sahibi organik sertifikalı gıda ürünleri satmakta. Bu 73 tezgah sahibinin 41 i taze sebze meyve üreticisi. Bu 41 üreticinin 10 tanesi kendi ürünleri dışında başka üreticilerinde ürünlerini satmakta. 73 tezgah sahibinin 22 tanesi süt türevi ürünler, bal, unlu mamüller, bakliyat, z.yağı gibi katma değerli ürün üreticileri. Bu 22 nin 7 si başka katma değerli ürün üreticilerinin de ürünlerini satmakta. Pazarda bu 73 tezgah içinde sadece aracılık yapan 10 tezgah sahibi bulunuyor.

Sonuç olarak organik sertifikalı gıda ürünü satanların %86.3 ü üretici niteliği taşımakta. Hem üretici hem aracı olanları ayrı bir kategori yaparsak: sadece kendi gıda ürününü satanlar %63, hem kendi ürünlerini satıp aynı zamanda aracılık yapanlar % 23.30, sadece aracılık yapan esnaf tüm gıda satıcıları içinde %13.70.

2017 yılı tezgah sahibi profili ve dağılımı aşağıdaki gibidir:

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yiyecek

Tezgah kurma belgesi alan toplam katılımcı: 82

Yemek: 5

Kozmetik, deterjan vs: 4

Üretici, çiftçi veya şirket (sadece kendi ürünü): 31

Üretici kimliği ön planda ve aracılık da yapan: 10

Mamul üretici/paketleyici (sadece kendi malı): 15

Mamul üretici/paketleyici ve aracılık da yapan: 7

Aracı: 10